Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Yitiksöz 12 (Ağustos-Eylül 2022) Üzerine Sanat, Edebiyat ve Düşünce Dergisi

Marangoz olan babamız bir inşaatın dördüncü katından düşüp öldüğünde ben altı yaşında bir kız çocuğuydum. Abim on iki, annemse otuz yaşındaydı. Hâliyle babam hakkında en az hatıra biriktiren kişi bendim. Onunla ilgili hafızamdaki en son şey sisli görüntüler eşliğindeki cenaze merasimiydi. Salonda yere uzanmıştı. Üzerinde beyaz bir örtü, onunda üstünde kocaman bir ekmek bıçağı vardı. Anneminse solgun bir mendil gibi ıslak yüzü…

EKLENDİ

:

Yitiksöz, on ikinci sayısıyla ikinci yılını tamamlamak üzere İnşallah.

Derginin Genel Yayın Yönetmeni Sayın Duran Boz, “Yitiksöz İkinci Yılını Tamamlarken”de dergi okurlarına şöyle sesleniyor:

“Dergimiz Yitiksöz, elinizdeki on ikinci sayısıyla ikinci yılını tamamlıyor. Pandemi şartlarında, dünyanın evrileceği yönü kestirmenin zor olduğu bir dönemde, Yitiksöz’ün hayatımıza anlam katan seslerden biri olması temennisiyle yola çıkmıştık. Temennilerimizden biri de dergimizin uzun erimli bir dergi olmasıydı. Edebiyatımızın usta kalemleriyle yazmaya yeni başlayan gençleri aynı çatı altında buluşturarak bir edebiyat okulu olmak da hedeflerimiz arasındaydı.

İki yıllık süreci tamamlarken hedeflerimiz konusunda çok daha umutluyuz. Ülke genelinden dergimize yönelik teveccüh heyecanımızı diri tutuyor.

(…)

On üçüncü sayıyla birlikte başlayacak olan yeni dönemde dergimizin yeni isimlerle ve yeni içeriklerle zenginleşerek yoluna devam edeceğini umuyoruz. Daha güzel sayılarda buluşmak dileğiyle…”

Yitiksöz’e bu sayıda İrfan Çevik, Bünyamin K., Hüseyin Burak Us, Hayrullah Kaplan, Cahit Küçük, Mehmet Özer, Yaren Nur Özen, Sinem Bozhöyük, Agâh Sayra, İbrahim Halil Kaya, İbrahim Gökburun, Mehmet Akif Şahin, Mehmet Aycı, Âdem Turan, Davut Güner, Mustafa Gök, Ekrem Elmas ve Mehmet Narlı şiirleriyle katkıda bulunuyor. Mehmet Narlı “Ömürlük Rüya” adlı şiirinde içtenlikle sesleniyor okuruna:

Ömürlük Rüya

evine gelme hakkını bana vermişsin                                                                                                                                                            ne vakit ansan karşında dururmuşum                                                                                                                                         istediğin tek yer varmış ben götürmüşüm                                                                                                                                              can çekirdeğimi öğütüp kahvemi yapmış                                                                                                                                              güzelce ayırmışım incirleri kabuğundan

nar çıktığında sana geleceğimi                                                                                                                                                                  ay tutulduğunda sana geleceğimi                                                                                                                                                              yara yara gittiğinde bu ağıt yürekleri                                                                                                                                                yaraları öpüp sana geleceğimi                                                                                                                                                          bilirmişsin kalbinin tıpırtısından

(…)

çocuğunu bulmuş anne / merhametinmiş                                                                                                                                      serinlik bulmuş çöldünya / nefesinmiş                                                                                                                                                      elleri kırılmış zalimlerin / ah edişinmiş                                                                                                                                                geçmiş insanoğlunun ruh ekşimesi                                                                                                                                                              bal damlayınca dünyaya uykularından

İsmail Kılınç, Gülçin Yağmur Akbulut, Metin Çalı, Emel Karagedik ve Özay Erdem öyküleriyle yer alıyorlar Yitisöz-12’de. Metin Çalı “Sökük”te trajik bir aile öyküsüne yer veriyor:

“Annem yetmiş altı yaşında ruhunu teslim edince onu babamın yanına defnettik. Eve döndüm. Her şey bitti. Annem yoktu artık. Zaten yanımda olması gerekenler de hiçbir zaman yanımda olmamıştı. Elli iki yaşında bir kadındım ve şimdi bütün hayatımı düşünmek için bolca vaktim vardı. Evlenip bir yuva kurma imkânım artık yoktu. Bu yaştan sonra hayatı yüklenecek gücüm de kalmamıştı.

Hayat kısır bir döngünün içinde un ufak edinceye kadar öğütmüştü beni.

Hayatımda değer verdiğim insanlar sırası gelince bırakıp gittiler: Babam, abim, Kadir ve annem.

İlkinden başlayayım.

Marangoz olan babamız bir inşaatın dördüncü katından düşüp öldüğünde ben altı yaşında bir kız çocuğuydum. Abim on iki, annemse otuz yaşındaydı. Hâliyle babam hakkında en az hatıra biriktiren kişi bendim. Onunla ilgili hafızamdaki en son şey sisli görüntüler eşliğindeki cenaze merasimiydi. Salonda yere uzanmıştı. Üzerinde beyaz bir örtü, onunda üstünde kocaman bir ekmek bıçağı vardı. Anneminse solgun bir mendil gibi ıslak yüzü…

Babamın ölümünden en çok annem etkilenmişti, artık o yoktu ve geri de gelmeyecekti, ama annem yanımızda olduğu hâlde kaybolmuş gibiydi.”

Deneme, eleştiri, anı ve değerlendirme yazılarıyla katkı sağlayan isimler şunlar: Mehmet Şeker ve Mustafa Şahin 7 Haziran 2022’de Hakk’a kavuşan güzel insan Mevlâna İdris Zengin çerçevesinde anılarını ve duygularını paylaşıyor. Mustafa Şahin “Uğurlar Olsun Mevlâna” adlı yazısında şunları söylüyor: “Mevlâna İdris de ebedi yurduna göçtü bu âlemden. Mekânı cennet olsun. Cennettir inşallah. Seyyahtı, seyyaldi, şairdi, zarifti. Menzili cennet olsun. Cennettir inşallah. Eskiden çok giderdim İstanbul’a. İstanbul Sezai Karakoç, Âkif Emre ve Mevlâna’ydı. Öbür dostları Mevlâna bir araya getirirdi. Sur içinde, Erenler’de, Kızlarağası Medresesi’nde, Sultanahmet’te, Cankurtaran’da, Süleymaniye’de, Fatih’te, Eski Kafa’da, Üsküdar’da, Salacak’ta, Çamlıca’da, Eyüp’te. Bir gün telefon eder “Yarın sabah namazına Bursa Ulu Camide buluşalım” derdi. İtiraz edilemez ona: “Hayhay” derdim. Bursa’dan arar “Ulu Camideyim, sizi göremiyorum” derdi. Onun dilinden “Bu benle ilgili bir sorun değil” derdim. Birkaç kez “Bu gün yatsıda Malatya Teze Camide olun” dedi. Sadece “Hayhay” dedim ama ne mümkün. Gitmek kolay mı? Bir seferinde Kadir Çelik dostumuzla buluşturdum da artık Malatya’ya gidemediğim için vicdan azabımızı hafiflettim. Kaç kez Maraş’a çağırdı da bir kez nasip oldu sadece.”

Erol Çetin, Cahit Zarifoğlu hakkında yazarken Hüseyin Gök de şair Mehmet Gemci hakkında bir yazı kaleme almış.  “Gökyüzüne Rengârenk Balonlar Yollayan Şair: Cahit Zarifoğlu” adlı yazısında şairi şöyle tanıtır Erol Çetin: “Cahit Zarifoğlu, dünyaya sığmayan bir tutku ile yaşar ve yazar.35 Çok rahat çalışan36 Zarifoğlu şiirini, yazısını her yerde yazar. Onun için yazmanın özel bir mekânı, özel bir hazırlığı yoktur. “Genellikle her şart altında yazabilen bir insanım. Oda tepeleme insan dolu olsa da kendimi yazmaya verebiliyorum. Bu sebeple bütün günümü alan bir görevimin olması, yazmama mani olmuyor” diyen şair; kahvelerde, izbelerde, deniz araçlarında, balıkçı kulübelerinde, pansiyonda, otel odalarında, fakülte koridorlarında kısacası fırsat bulduğu her yerde yazar. Yazmadan duramaz ve doyuma ulaşmaz. Bu iş için yaratıldığı inancındadır. Ona göre yazar, yazdıklarından sorumludur. Hangi konuda olursa olsun yazmanın vebali vardır. Bu noktada “Büyük bir mesuliyet… yazarken pürdikkat olmalı. Gece gündüz durmadan çalışmak, yazmak gerek.” der. Zarifoğlu, çok iyi bildiğimizi sandığımız kavramlara, hiç dikkat etmediğimiz bambaşka açılardan bakmak suretiyle bizi sığlıktan derinliğe çağırır. O, diri kelimelerle, kanlı canlı cümlelerle yeni şeyler söyler. Onda her dize yaşayan fiili bir an, her an da gürül gürül yazılan bir dizeye karşılık gelir. “Kime beğendirmeye çalışıyorsun? Daha çoğuna mı, yoksa vasıflısına mı?” sözü yazı ve şiirinin mihenk taşıdır.”

Yitiksöz-12 Mehmet Narlı hakkında oylumlu bir dosya hazırlamış. Bu dosyada Bahtiyar Aslan, Mustafa Köneçoğlu, Müge Göncü, Şaziye Durukan, Fatma Sönmez, Abdullah Harmancı, Emel Aydın Özer, Fahri Tuna, Ahmet Doğan İlbey, Mehmet Aycı, Dürdane İsra Çınar ve Erdoğan Aydoğan yazılarıyla Sayın Narlı’nın yazarlık ve akademisyenlik yönünü irdeliyorlar. Ayrıca Sercan Ceylan “Mehmet Narlı ile Biyografi, Şiir ve Akademi Üzerine” adlı Yitiksöz Söyleşisi gerçekleştirmiş. Söyleşi, Narlı’nın dünyasına kapı aralıyor. Sercan Ceylan’ın Narlı’ya yönelttiği iki soru ile bu sorulara Narlı’nın verdiği cevaplara buyurun:

– Yazmanın hayatınızdaki anlamı nedir?

– Yazmanın, insanın, hayatın ve yaratılışın sürekliliğine katılmak için bir imkân bir yol olduğunu düşünüyorum. Çünkü insan düşünüp okuyup yazarken, insanın insanı, suyun suyu, ateşin ateşi, ağacın ağacı doğurmasına dalar; dünün bugüne, bugünün yarına, yarının düne nasıl katıldığını duyar; dili örer, dil içinde örülür; ayetlerde işaretler, işaretler içinde anlamlar bulur; buldukça işarete, ayete dönüşür. Anlamlara yeni biçimler bulur; biçimleri, daimi anlamlara sarar; her ölenle eskir; her doğanla tazelenir. Edebiyat içinde olan, hiçbir şeyin, bütünüyle yeni olmadığını, yeni olmayan hiçbir şeyin yaratılışa uymadığını sezer. Önceki hiçbir şeyin bizden kopmadığı; sonraki hiçbir şeyin bize bitişmeden yaşayamayacağını duyar. Edebiyat içinde olmak yani okuyup yazıp düşünmek, yolda olmaktır; unutuşa, uyuşukluğa, kopuşa tedbir almaktır. Yazmak, dilin büyük hafızası içinde bir koza örmektir. Kozanın içinde bir kelebek umudu; insanın zihnine bir yurt kurma umudu. Her deneme, her öykü, her makale, özellikle her şiir budur. Acı ve kahır içinde, umut ve aşk içinde, suç ve af içinde, karanlık ve aydınlık içinde emin bir yol bulma çabasıdır. Her kitabın, her cümlenin, her kelimenin, her harfin hesabı sorulacak bizden.

– Şairliğiniz, yazarlığınızdan ya da akademisyenliğinizden önce geliyor sanki. Sizce de öyle mi?

Hangisinin önce geldiğini bilmiyorum; daha doğrusu farklı alanlar olduğu için öncelik sonralık kıyaslaması belki de tutarsız olur. Ama şiir, eleştiri, akademisyen kamularının hangisinde daha fazla anılmak hoşunuza gider derseniz, şiir derim. Benim gibilere, edebiyatı/edebiyat tarihini anlatan hoca, günün edebiyatıyla da ilgilenen, kuramsal ve uygulamalı eleştiriler yazan edebiyatçı akademisyen ve edebî metin üreten şair kimliklerinin uygun görüldüğünü elbette biliyorum. Bu nitelemeler bir yanıyla güzel ve onur verici. Ama hoca, edebiyatçı, şair kimliklerinin aslında tek bir kimlik olarak görülemediğini de üzülerek belirtmek zorundayım. Mesela beni sadece işini seven, hakkıyla derslerini anlatan bir hoca olarak gören öğrencilerimin ve meslektaşlarımın önemli bir kısmının, teorik ve uygulamalı yazı ve kitaplarımdan söz ettiklerini pek duymadım. Şiir kamusunun önemli bir kısmı da kitaplarımdan övgüyle söz ettikleri hâlde (hele de kendilerinden de söz ediyorsa) şairliğime bir ekleme olarak göndermede bulundular. İnsan ya akademisyen olur ya şair diyenlerin sayısı da hiç az değil. Bir de zaten okuru, ilgileneni koca ülkede birkaç yüzü geçemeyen; sanıyorum “yav zaten adımızı bilen birkaç kişi var bir de bir akademisyenden bir şairi aramıza katmayalım” dürtüsüyle hareket eden şairler kamusu var. Bunları biliyor olmam önemsediğim anlamına gelmez; gerçekten de hiçbir zaman önemsemedim. Zaten şükür ki benim okur/yazar/eleştiri çevrem, sözünü ettiğim bu yetersizlikten kaynaklanan tıkanmışlıkları aşmış bir çevredir.”

Salih Erayabakan Cemal Şakar’ın “Fragmanlar”ı, Ayşegül Özdoğan Merve Çakır’ın “Üç Yüzlü Ejderhanın Anlamsız Hikâyesi”, Metin Kaplan Selim Erdoğan’ın “Sis”i ve Hüseyin Cömert Elif Genc’in “Yeryüzü Genişlerdi” adlı kitapları üzerinde kaleme aldıkları yazılarla sözkonusu yazarların dünyasına yelken açıyorlar.

Yitiksöz 12’nin linki aşağıda:

https://www.marastaedebiyat.com/templates/yayinlar/yitiksoz-sayi-12.pdf

Yitiksöz 12. sayısıyla okurlarını bekliyor. Yitiksöz 12. Sayısıyla iki yılını doldurmuş oluyor. 3. Yıla başlayacak nasipse 13. Sayısıyla. Sanat, edebiyat ve düşünce yolculuğunda gelenekten beslenerek yeni evrenlere kapı aralaması Yitiksöz’ün varlık sebebi olsa gerek.

Daha nice sayılarda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar