1. Anasayfa
  2. Düşünce

Kibirit Çöpü

Kibirit Çöpü
0

Her vakanın kendi içinde bir hikâyesi vardır. O hikâyenin kahramanlarının da bir adı olmakla birlikte bir de sıfatı vardır. Yaşadığımız ya da şahit olduğumuz hikâyelerin her zaman müdahili olamayabiliyoruz. Olaylar örgüsü bizden bağımsız cereyan edebiliyor. Hikâye kahramanları da isimleriyle birlikte giriyor tabloya. Yani isim koyucusu da değiliz kahramanların. Bu tabloda en etkin olduğumuz konum, kahramanlara sıfat verirken kendini gösteriyor sanırım.

Şöyle bir düşünüyorum da kim kime hangi sıfatı -olumlu ya da olumsuz- ne sebeple yakıştırmakta. Misal: Abi, abla, kardeş, amca, dayı, teyze deriz birilerine. Bu sıfatları akrabamız olarak hayatımızda bulunmayan kişilere kullandığımız zaman maksadımız ne olur çoğu zaman? Abi ya da kardeş dediğimiz kişi kanımızdan, canımızdan biri midir? Amca dediğimiz baba, teyze dediğimiz anne yarısı mıdır?

Her sıfatın içi aynı şekilde mi dolar? Tabii ki hayır. Bazen bir yaşa, bazen bir ünsiyete, bazen de bir benzeyişe kullanılır bu sıfatlar. Toplum olarak da sıfatsız isim kullanmaya çok müsait değiliz diye düşünüyorum. İsimle hitap etmenin âdeta ayıp sayıldığı kültürel saiklerimiz vardır. İsmin sonuna abi, abla, amca, dayı, teyze eklemek bazen doğal tepkisidir dil haznemizin. İnsan, sıfatsız da yaşayamaz/yaşatılamaz mı acaba?

Bu konuya girizgâh oluşturan, çocukluğumun geçtiği sokakta, komşumuzun bizden yaşça büyük olan ve akli melekelerini kahir ekseriyet gibi kullanamayan bir kişi oldu. Adı Cengiz’di. İsminin başında da çok özür diliyorum “deli” vardı. Evet, bir sıfat. Evet, bir ayraç. Evet, bir belirteç. Evet, evet, evet… Ama bu sıfat bir tazim değil. Bu, aklı başında bir kimsenin üstüne alabileceği bir şey değil. Aklı başında görünenlerin ancak karşıdakine yakıştırabildiği bu sıfat, Cengiz ismiyle birlikte oturmuştu dillere. Deli Cengiz aşağı, Deli Cengiz yukarı. Deli Cengiz geliyor, kaçın!

Oysa bir sıfatı başa koyduğumuzda isim kayboluyordu. İsimlerimiz kaybolurken biz hangi sıfatla yaşayabiliriz ki? Büyük, küçük herkesin Deli Cengiz dediği Cengiz’in isminin sonuna abi, kardeş, amca, dayı sıfatlarını getirtmeyen neydi? Onda olan bir şey miydi, çevresinde olmayan bir şey miydi sebep? İnsan, bir insana deli diyebiliyorken, bir deliye abi diyemez miydi?

Bu, Cengiz abinin hikâyesiydi. Gözleri çok güzel, yüzü nurlu, güçlü-kuvvetli Cengiz abinin hikâyesiydi bu. Hayır, hayır bizim hikâyemizdi bu.

Taltif ve takdir ederken, olumlu gördüğü sıfatları belki de hiç hak etmeyen insanlara ve belki de bir ucuz menfaat uğruna heba ederek yazıyordu birileri bu hikâyeyi. O, sözüm ona latif sıfatların içini boşaltanların, sıra takdim etmeye geldiğinde,  nakıs gördüklerine  karşı acımasızca, hafife alıcı, tahkir edici sıfatları kullanması ne kadar da insanî(!) bir hikâye yazarlığı.

Bu bir savaş, bu bir cenk. Bu, isimlerin sıfatlarla tamlanabilme meydan muharebesi. Bu cenk, ismiyle var olup bir de üstüne cilalı sıfatlar alanların cephe gerisinde kaldığı ama isimleri unutturulup bir sıfata, bataklığa atılmış gibi mahkûm edilmeye çalışılanların en önde, düşmanla göz göze, göğüs göğüse bırakıldığı bir cenk. Bu, Cengizlerin delirdiği, korkakların ise aklını başına alıp kaçtığı bir cenk.

Sahi, sizin sadece isminiz mi var?!

1979 İstanbul doğumlu olan Tolga Daver; aslen Edirneli, okur-yazar, evli ve iki çocuk sahibidir.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir