Dilimde yorgun bir turna katarı
Sökülmüş tırnaklarımla
Direniyorum çağa
Gün ağarmadan
Gidiyorum yalınayak
Ardımda yalnız
Senin görmediğin kışlar kalacak
Bulutlara değdikçe
Yarasını kendi kendine sarıyor ay
Üşenmeden her gece
Duydum dalından düşen yaprağın iniltisini
Hep bir hece düşmesiymiş ömür
Bir kapı kapanır gibi öbür yarına
İçini dökse bana aynalar
Sırrını fısıldasa yüzüme
Hangi ateş ölçer anlayabilir alnımın dilini?
Nasıl da koşardım
Tonozları yıkan ayaklarımla
Göğsüme çarpan bu hasret olmasa
Nasıl da uçururdum dilimden
Bu göçebe kuşları
Taflan kokan çarşılardan geçmezdim
Meczup bir tüccar edasıyla
Ölümlere ulanan sevdalarım olmasaydı
Olmasaydı göğsümdeki bu damar
Bir küheylan suretinde
Sekerdim dağlarda
Olmasaydı
Bir yaz günü göğsüme düşen sancı
Saçlarımı çarmıha geren rüzgâr
Belki yine susardım
Gölgem düşmezdi bir ikindi vaktine
Olmasaydı bu Ağustos ağrısı
