Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Ay Vakti Dergisi’nin 207. Sayısı (Kasım-Aralık 2023) Yayımlandı

EKLENDİ

:

 

İki ayda bir yayınlanan İstanbul merkezli düşünce, kültür ve edebiyat dergisi Ay Vakti’nin 24. yıl 207. sayısı geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Bu sayının ağırlıklı olarak Filistin ve Gazze eksenli ürünlerden oluştuğunu görüyoruz.

Kapağında ebabil kuşlarının uçuşması, Ali Yaşar Bolat’ın “O Yüce Ses” şiirinin bir harita illüstrasyonu ile sunulması, bana, Filistin’e destek yürüyüşünde gördüğüm afişi çağrıştırdı: “Güvercini Vurdular, Yola Ebabillerle Devam Edeceğiz.”

“Attığın taşla büyüdü

Çam kozalarının alevi

Ki sığmıyor çığlığın

Gökkubbeye belki”

(Kapak şiirinden, O Yüce Ses, Ali Yaşar Bolat)

Başyazı Ay Vakti imzalı ve “Ötenazi” başlıklı. İçselleşen derin bir hüzün, öfke ve acıyı ifade ediyor, diğer Filistin yazıları gibi.

“Filistin’de çocuklar vuruldukça;

Gözlerimizde fer, dizlerimizde derman, içimizde figân bitti…

Bir isyan mangasında mitralyöze döndü kelimeler; heybemizde sabır, sapanımızda taş tükendi.

Calut’u kim vuracak şimdi, kim?”

“İsimleri büyük harflerle yazılan BM, AB ve NATO gibi uluslararası kuruluşların gerçekte ne kadar ‘küçük’ olduklarına şahit olmak; kaderin bir cilvesi galiba. Kulakları sağır eden uğultular içinde nasıl ‘kör, sağır ve dilsiz’ olabildiklerini görmek de derslerin en büyüğü!”

Sözün ustalarına ve eserlerine bakalım: Önce Kudüs’ü bir kol saati gibi taşıyan Nuri Pakdil ustayı anarak, rahmet dileyelim. Çünkü Kudüs ve şiir, ona yakışırdı. Cenâb-ı Hak, Filistinli kardeşlerimizin şehâdetlerini kabul buyursun. Ferhat Öksüz’ün Ey! şiiri, Usta’nın, “ben kudüs’ü bir kol saati gibi taşıyorum…” mahreçli.

“sen şimdi dön o güzel yüzünü hanzala

belki utanır o mahzun bakışından yeryüzü

belki sıkılır da kalkar sıcak yatağından ademoğlu

yâr yüzünden daha tatlı gelir belki

hâbibullahın o mübarek yüzü”

(Ey! şiirinden, Ferhat Öksüz)

Yavuz Selim Yaylacı, Mustafa Özçelik, Selami Şimşek, Mehmet Sertpolat, Sinan Davulcu ve Yasemin Kuloğlu bu sayının diğer şairleri. Şiirler, okurlarını bekliyor.

Yayınlanan dört denemenin dördü de Gazze ve Filistin duyarlıklı.

“Birleşik Krallık ve Amerika, zulme karşı olmak bir yana, zalime arka çıkarak, batı ülkeleriyle birlikte ‘küfür tek millettir.’ tezini doğruluyor. Geçmiş yıllarda insan haklarını koruma ve demokrasi götürme vaadiyle işgal ettiği ve milyonlarca insanın ölümü ve göçüyle neticelenen işgallerin, şeytanî planların bir parçası olduğu da gün yüzüne çıkıyor.” (Bocalamalar, Şeref Akbaba, s. 6)

Necmettin Evci’nin kaleme aldığı “Gazze’nin İmanı Aksa’nın Tufanı Siyon’un Son Zamanı” başlıklı altı sayfalık uzun deneme-inceleme, Tufan’ın sosyal ve aktüel yansımalarını ele alıyor. Siyonist yönetim ve onların azgınlaştırdığı devlet terörünü, soykırımı ve kahraman Hamas’ı irdeliyor.

“…İsrailli haham Reuven, çocukları öldürmelerini kutsal kitaplarına bağlayarak şu ifadeleri kullandı: ‘Tevrat’ın 25. bölümün 19. ayetinde, erkeklerin, kadınların ve çocukların yaşama hakkı yoktur der. Tanrı çocukların da öldürülmesini emrediyor.’ Hayalini kurdukları arz-ı mev’uda ulaşmak için bebekleri katletmeyi bile dini bir vecibe addeden, ibadet eder gibi soykırım yapan bu insanlar ne akıl, ne politika, ne çare, ne çözüm üretebilir.” (İlgili yazıdan, Necmettin Evci, s. 7-12)

Salih Uçak’ın, kaynak belirterek kaleme aldığı “E. Said Penceresinden Filistin’e Yeniden Bakmak” yazısı E. Said’in penceresiyle değerlendirmeler içeriyor.

“Bizim aydınımızın temel çıkmazlarından biri, ‘inisiyatif’ alamamasıdır. Genellikle ‘mâlumun ilânı’ndan başka suya sabuna dokunmaz, çok sıkıştığında ‘slogan’ atıp üzerine düşeni yapmanın rahatlığıyla köşesine çekilir!” (s. 15)

Muhammed Korkmaz’ın, Kötülük Mevsiminden Kaçan Cennet Kuşları; bu sayının son denemesi. Okurlarını bekliyor.

İki öykü-hikâye yayınlanmış bu sayıda.

Seher Özden Bozkurt’un “Sessiz Çığlıklar” manzum anlatısı dikkat çekiyor. Duyarlıklı bir metin kaleme almış sayın Bozkurt.

“Abla, yıkıntılar arasında bir şeyler arıyor:

Bir iz, bir bakış, bir gülüş…

Dermânı kesiliyor birden, dizlerinin üzerine çöküyor.

Acısı, küçücük yüreğine sığmıyor, taşıyor.

Yaralı ellerini açıyor:

‘Ya Rabbi! Ya Rabbi!” (s.19)

İkinci hikâye Nurşah Karaca’nın, ilk bölümü geçen sayıda yayımlanan “Seyfelmülûk Sevdiğini Arıyor-2” klâsik hikâyesi.

Semra Saraç’ın “Sezai Karakoç’u Yazmak İsterken-5” piyesi meraklı okuyucularını bekliyor Ay Vakti sayfalarında.

Dünya kültür ve edebiyatına ilgi duyan okuyucular için Naz’ın “Aforizmalar”ı bir ilham kaynağı olabilir.

Son olarak Ay Vakti 207’nin inceleme ve araştırma yazılarından söz etmem gerekiyor:

Prof. Dr. Mustafa Kara’nın “Akif’in Baba Memleketinden Bir Hoş Sada” incelemesinde Üsküplü Fettah Efendi’nin (1910-1963) Akif’i anlatan iki şiirine yer veriliyor. Akif’in vefatının, baba memleketi olan Balkanlarda bir yansıması oldu mu, sorusuna cevap arayanların Sofya ve Üsküp’te yayımlanan bazı metinlere ulaşabileceği belirtiliyor.

“Bir şâir-i mülhem idi Âkif, o büyük zât

Âkif gibi üstâd-ı beyân geldi mi, heyhat

Âdâb edebiyyât ile zıd addedilirken

Feyzinle bunun zıddını sen eyledin ispât

Şi’r olmuş idi müşhir-i her fuhş u fezâhat

Şi’rinde edeb buldu edepsiz edebiyyât

Bir münbit-i şer olmuş idi hâk-i belâgat

Bir tohm-i edep zerk ederek eyledin inbât”

(30 Şevval 1355/13 Ocak 1937)

Diğer bir inceleme Türk edebiyatında hayvan mersiyelerini ele alan Dr. Hasan Doğan’ın “Şairin Kuşu Ölürse…” başlıklı yazısı. Peygamber efendimizin, kuşu ölen çocuk sahâbe Ebû Umeyr için “Ey Ebû Umeyr, ne oldu nuğayr?” latîfesi anlatılarak edebiyatımızda da sahip olunan kuş, kedi, kanarya, at, köpek gibi hayvanlar üzerine yazılan mersiyeler bulunduğu zikrediliyor. Bu mersiyelerden edebiyatımızın ilk kuş mersiyesi olan Senâyî’nin (öl. 1694-95) yedi bentlik kuş mersiyesi örnekleniyor.

“âh ki vâr idi bir bâz-ı hümâ pervâzum

elde nâz ile tutulmaga yarar şehbâzum

ayagından asulup öldi çün ol ser-bâzum

çıkdı bu bend ile ‘ayyûka benüm âvâzum

kapdı sayyâd-ı felek bâzı elümden nâ-çâr

kırdı ‘ukkâb-ı ecel bâl u perin âhir-kâr”

(1.bend, s.32)

Son inceleme yine edebiyat üstüne, Ay Vakti’nde. Her bahar mevsiminde İstanbul Boğazı’nı kuşatan erguvanların oluşturduğu görsel şölen, şairler için bir ilham kaynağı olmuştur. Mayıs başlarında açmaya başlayan pembe, mor, eflâtun ve kızıl renkli erguvanlar, ne var ki kısa ömürlüdür, geçiverirler hemen. Kibar Ayaydın, şair Hilmi Yavuz’un şiirlerindeki erguvan imgesini inceliyor:

“Hilmi Yavuz’un sıklıkla kullandığı erguvan, kendi deyimiyle bir zaman imgesidir. (…) Hilmi Yavuz, yaşamının belli dönemlerinde bu renk saltanatını temâşâ etmiş bir şair ve düşün adamı olarak şiir ve yazılarıyla bu saltanatın ihtişamlı görüntüsünü -ama bir o kadar da kısa süren varlığını- dile getirmiştir.” (Hilmi Yavuz’un Şiirinde Erguvan İmgesi, s. 34-38)

Bu çalışmanın değerli bir çalışma olduğunu belirtmek istiyorum.

Ay Vakti dergisini www.dergikapinda.com ve ayvakti@ayvakti.net adreslerinden, önemli satış noktalarından temin edebilirsiniz.

Hoşça kalınız.

 

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar