1. Anasayfa
  2. Edebiyat
  3. Deneme

Bahtaklık

Bahtaklık
0

Canı acıyordu; mutluydu! Bu mutluluk hayra alamet değildi. Bir yerde bir sorun vardı ve onu bulması gerekiyordu.

Mutluluk bir matruşkanın dış yüzeyiydi ve içinden başka bir mutluluk çıkmıyordu. Her açtığı kapak başka bir gizli mutsuzluğun kapısıydı sadece. Mutluluk, mutsuzluğun maskesiydi. 

Arar dururdu. Bir bataklıkta o sebebi, mutluluğun altına pusu kurmuş o mutsuzluğu arardı. Aradıkça batar, battıkça da arardı. 

Aramasa, sormasa, araştırmasa mutluluk denen canî, saltanatını sürüp giderdi. Sesini çıkarmasa, o da o saltanattan payına düşen keseyi alacaktı ama onun hiçbir sahte gülüşe yem edecek bir damla bile gözyaşı yoktu. Gerçeklik denen aforizma onun lugatında hakikatti. Hakiki bir acı sahte bir mutluluğun alnını karışlardı. Temeline yalan bulaşmış bir binaydı mutluluk ve gülüşler o binanın, malzemesinden çalınmış dış cephesiydi. Sahte makyajlar imtihan yağmuruna dayanamazdı. 

Yalan yok, yaralarını sarmak için atardı tüm adımlarını. Yaralarını sarmak, iyileşmek, kanamamak için en azından, adımlar atardı. Heyhat ki hayatın ona tahsis olunan yerinde tahsil ettiği tek şey yeni, tanımadığı yaralara merhem yetiştirmek olurdu. Bu da bir bakıma iyiydi elbet. Bir doktor, kalp ameliyatı yaparken, kendi kalbindekileri aklına getiremezdi. Başka yaralara başkalaşamıyordu o da. Herkesin bir şeyi olmak için doğduğuna olan inancıyla yaşıyordu. Bu bir inanç mı, yoksa bir görev miydi, bilmiyordu aslında. Bu görevi Tanrı’dan başkası verebilir miydi? İnsan denilen türün başka bir insana bunu, bu görevlendirmeyi yapması mümkün müydü?

Artık, düşünmek ya da sorgulamak da fayda vermiyordu. Sonucu değişmeyen hikâyelerin başında düşünce nöbeti tutmanın ne faydası olabilirdi ki. Mutluluk denen katmanın altından ne çıkacağı belli olmazdı. Korkarak ama ümit de ederek yaşamak pandemisini atlatmalıydı. Mutluluk, ona bulaşamayacak kadar epidemikti ve artık eskisi kadar kaygılanmamayı öğrenmeliydi. Hadi bismillah, deyip yürüyerek tazelemek gerekirdi; Tanrı’ya sunulabilecek kadar onurlu, masum, mahzun ve mahcup yaraları. Hadi bismillah!..

1979 İstanbul doğumlu olan Tolga Daver; aslen Edirneli, okur-yazar, evli ve iki çocuk sahibidir.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir