Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Bakış Açısı

İnsana yürüme özelliği veren Allah’tır; “yürüyen”, insan değil. O istese, insanı bir adım atamayacak hâle getirebilir. “İsteseydik onların yapılarını değiştirir, oldukları yerde çakılı bırakırdık, ne bir adım ileri ne de bir adım geri gitmeye güç yetirebilirlerdi.” (Yasin, 67)

EKLENDİ

:

 

Perspektif… Şeyleri ve olayları görme şeklimiz, onlara bakışımızdaki konumumuz… Viewpoint… Nokta-i nazar…

Michel Foucault panoptikon terimini “iktidarın gözü” olarak tanımlar. Pan+optik+on. Pan, bütün; optik, mercek/göz; on, ontolojinin on’u, varlık; panoptikon, varlığın bütüncül görünümü, varlığı bütüncül görme. Pantheon, Yunan tanrılarının bulunduğu yer, meclis; aynı zamanda tapınak. Pan, söyledim; the/te, tanrı; on, varlık; tüm tanrıların var olduğu yer; a-the/a-te, tanrısızlık; atheizm/ateizm, tanrıtanımazlık; panteizm, tümtanrıcılık.

Foucault, bu kelimeyi (panoptikonu) ‘Hapishanenin Doğuşu’ kitabında iktidarın tüm mahkûmları gözetlemek için yaptığı hapishane mimarisi için kullanır.

Her iktidar, gözetler. Bizim iktidar da MOBESE’lerle bizi gözetliyor.

“Tanrıların” da gözetlediğine, muktedir olduklarına inanılmış ama Allah hariç hepsinin gözünden çoğu şey kaçmış/kaçıyor! “İnsan tanrıları” tek gözle yaklaşık 95°, çift gözle 180°’nin biraz üstünde görebiliyor; “diğer tanrılarda da” durum farklı değil; ayrıca onların görmesi “odaklanma” şeklinde oluyor, “görüş alanına” giren her şeyi göremiyor.

Allah ise “Gökte ve yerde olan her şey O’nun (olduğu), O’nu gaflet de uyku da basmadığı (Yorulmadığı, Unutmadığı, Dalmadığı için), O, herkesin, her şeyin önlerinde ve arkalarında (geçmişlerinde ve geleceklerinde) ne varsa hepsini bildiği (için)”  (Âyet-el Kürsî) O’nun gözünden hiçbir şey kaçmıyor/kaçmaz; her şeyi hem tek tek hem de bütün olarak görüyor/görür.

O, karanlıktaki (yerin altındaki) kara taşın üstündeki kara karıncayı da kâinatın tümünü de görür.

O görür görmesine de biz görebilir miyiz? O, biz de bazı şeyleri görelim diye kâinata ve Kitab’ına birçok âyet/işaret koymuştur; o işaretlerle bize “bazı şeyleri = hakikati” göstermek ister.

Nasıl?

Hem tek tek hem de bütün olarak.

O’nun Bakış Açısının = Perspektifinin ipuçlarını Kitab-ı Kerîm’inden izleyebiliriz.

Teşbihte hata olmazsa “O’nun Kamerası” hem tek tek şeylere zoom yapıyor hem de geniş açılı bakıyor. Açın Kur’ân’ı! Orada göklerin yaratılışından, yıldızların doğuşundan, güneşten, aydan, yağmurun yağışından, devenin yaratılışından, cennet ve cehennem hâllerinden, kıyamet sahnelerinden, insanın nankörlüğünden, (şükründen), karıncadan, arıdan, dağlardan, bulutlardan, ilk yaratılıştan, dünyadan, ahiretten, hesaptan, kıyametten, aklınıza ne gelirse her şeyden “bir bütün hâlinde, öz olarak”, “geçişleri de yumuşak tutarak” söz edilir; “kamera” bir oraya, bir buraya gezdirilir. Bazen bu, bir tek ayette yapılır. Bakın şu ayete: “Şüphesiz Mütteqîler cennette, pınar başlarındadır; çünkü onlar daha önce (dünyada) iyilik yapmış, iyi davranmışlardır.” (51/Zariyat, 15-16.) Ahirete gitti, oradan dünyaya geldi, Mütteqîlerin hâlini tasvir etti. Bir cümlede bunu yapabilen bir başka “Söz” biliyor musunuz?

Bu bakış açısı, kaç derecelik bir bakış açısı? Derecelere sığar mı?

Mu’cize (icaz = âciz bırakma) bu değil de nedir?

Rabbimiz, kullarının böyle bir “görüş/bakış açısına” sahip olmalarını istiyor.

Hayata ve olaylara böyle baksınlar da “hududullaha, sünnetullaha, konulan kurallara” riayet etsinler istiyor.

Eğer kulları O’nun koyduğu kurallara (emir ve yasaklara) riayet ederlerse, onların lehine o kuralları da değiştirebiliyor.

Ne demek istiyorum?

O, her şeyi yaratmış ve onlara belli bir görev vermiştir (kaddere fehedâ, A’lâ, 3). Sözgelimi ateşe yakma özelliği vermiş ama Sevgili bir kulu (İbrâhim) ateşe atılırsa ondan o yakma özelliğini kaldırıyor, “Ey ateş! İbrâhim için serin ol!” (Enbiya, 69) diyor.

Allah Kendi koyduğu kurallara “mecbur” değildir; istediği ân o kuralları değiştirebilir, O’nun için her şey mümkündür ama “keyfî” de davranmaz!

Biz (ve bilim), ateşin pamuğu (her şeyi) yaktığını söyleriz. Yakan ateş değildir, ateşe yakma özelliğini veren Allah’tır; Allah istese onu ondan alabilir.

İnsana yürüme özelliği veren Allah’tır; “yürüyen”, insan değil. O istese, insanı bir adım atamayacak hâle getirebilir. “İsteseydik onların yapılarını değiştirir, oldukları yerde çakılı bırakırdık, ne bir adım ileri ne de bir adım geri gitmeye güç yetirebilirlerdi.” (Yasin, 67)

Bakış açısı “dar olan”, hayata “dar bakar”, “Gerçek Fâili” göremez.

Rabbimiz, âdeta “geniş bakın” da Beni (de) görün! diyor.

Çok Okunanlar