Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Bambaşka

EKLENDİ

:

Çölden geçtim, derindi masallar, sonsuz ufuklarda Üsküdar, Adalar.

Bambaşka iklimler, zamandan münezzeh, senden ve benden.

Seller vardı, yangınlar, ekonomik krizler, radyoaktif deneyler, kodlar.

Cezbe kesiliyordu serap, ihtilâller yedi kişilik bir hisse, aşk yücelerde.

Ümmü Gülsüm bitti denen sahneden yeni bir hayat bahşediyordu perdeye.

Yangında kurtarılacaklar listesinin imameti, Şehrazad’ın külleri.

Maslow piramidinin olmazsa olmazı Şehriyâr’a adanmış kurbanlar…

Şiir zaten teslimiyet, bıçak kemiğe dayanmış, mucizeler kana kana su.

 

Göğün masalı ey, ilm-i siyasetle yaşama tutunan kadın, Şehrazad.

Seni acıya çeviren felsefenin ruhu için mistik bir sözdü ÂH.

Be ikinci basamak, olağanüstü ne varsa evrende hepsi aşk, niyaz.

Mehlika Sultan’a âşık yedi genç değil sadece güneş de secdede.

Ezber bozan sözlerim kayıp korsan, fitne fücur taş kesilme, hep efsane.

Safran sarısında ölüme tebessüm provası, uğurla uyanan lâcivert ihtişam.

 

Teşhis, yarısı imiş tedavinin, masallar yaralara ısırgan otu, gül dikeni.

Ateş düştüğü yerden yaktı yağmurları, tabutumu kucaklıyordu yıldızlar.

Doğal olmayan felâketler çağı, mülkiyeti kanatlarından alınmış kuşlar.

Ahıma kına karanlar, bir kadın aşk deyince hasedin uykusunu kaçıranlar.

Başka panayır mı kalmadı diye makam yarıştıranlar, iğreti koltuklar.

He’nin iki gözü iki çeşme lâkin tanımıyor kimse, kanmıyor suya toprak.

Düğüm çözüldü, emanetti kelimeler, hepsi yerli yerinde, evli evinde…

 

Korkulu düşlerle uyanmaktansa hiç uyumamak iyidir Şehriyâr.

Can üflenir kayıklara, Nil’i geçer ahular, senden geçmez ya tufan.

Bambaşka batıyor güneş, günü geceden ayıran renk, susuzluk gibi.

Boşa geçen ömrün telâfisi, çöl sisi arasından beklenen teselli.

Varlığın dört temeli “âh/ mine’l aşk/ ahraka kalbî” ve harareti.

Çöl aynası, Şark’ın kadim rengi, siyahın aydınlığı, aşk medeniyeti.

 

Sana adanmış şiirler emin beldelerdi Şehriyâr, yol Kâbe’ye aktı.

Türküler eşlik etti ilahi aşka, Şems kuyuda, Mevlânâ Şam sokaklarında.

 

“Neredesin Sevgili!” Kerbelâ yaşıyor kalbim, mesnevim ayrılık, şikâyet.

Dört yanım kıble, haddinden fazla güneşteyim hurma ağacı gölgesinde.

Kırk yıllık yanılgıyım kıssada, Züleyha gülümseyen sadakasında puslu ayna.

 

Ey tuzsuz çöl, suyunu arayan nehir, çiğdemine acıkmış dağ, ahulara yâr.

Çanı çalınmış âyin, imsak okuyan bülbül, bitmeyen gece ey, Şehriyâr!

Dili sağırgöz, kebikeç mağaralarda, âminden başka çokça Âmin.

Affa kefaret bu şiirler, bambaşka, canımın yongası, cennet azığı.

Başkasın sen, hayır, hayret! Kemerden kubbeye kehribar kelepçe.

 

Ölüme gece, geceye ben yakıştım, bayramdı, suretten ayırdım seni.

Özüm, özetim bir tespihin taşlarına hafî zikir olmakmış, anladım.

Güneş, ay ve yıldızlar tanığıydı rüyaların, kervanına katıldım turnaların.

Bir Dünyazad içinden dize dize masallara gönül bağıydım, bağlandım.

İpe un sermekti, meddahlıktı belki, üç günlük dünya işte bambaşka.

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar