Bizimle İletişime Geçin

Eğitim

Beklersen, Bahçeye Varmaya Ömür Yetmez

Zor olan; ertelediğin, ihmal ettiğin, bugün değil yarın, yarın değil seneye dediğin, senden umudunu tüketene kadar peşinde dolaştırdığın, hayallerini, yaşının getirdiği değişimleri ilgiyle dinlemediğin, tatlı tatlı yönlendirmelerle doğruya sevk etmediğin, arkadaşlarıyla hiç muhatap olmadığın, hafta sonu yapmayı en çok istediği “şey”in ne olduğunu bile bilmediğin, evin içinde karşılaştıkça kendi kurallarını hatırlattığın ve onun yanlışlarını yüzüne vurduğun büyüyen çocuğuna hak ettiği muameleyi neden gösteremediğinle yüzleşmendir.

EKLENDİ

:

Herkes bir yerlere giderken sen bekliyordun. Gitmek istediğin tek bir yer vardı, meyve bahçesine gidip envai çeşit meyve yemek istiyordun ve zamanı gelmeliydi. Beklenen an belki uzaktı belki de çok yakındı, bilmiyordun.

Beklemen gerekti.

Bu yüzden bekliyordun.

“Beklerken boş durma” demişlerdi.

Kendini bildin bileli yapacaklarının listesini çıkarmakla meşguldün.

Bir türlü başlayamıyordun bu yüzden.

Sonra biri geldi ve dedi ki “Bir virüs salgını varmış. Sen de etkisinde gibisin.

Başlayamama ve erteleme virüsüymüş adı. Dikkat et tüm azalarını etkisi altına almasın”

Endişeyle aynaya baktın. Hakikaten hasta gibiydi gözlerin. Işıltısının önüne bir nem düşmüş, puslu. Hiç sana benzemiyordu aynadaki. Uyuyunca geçer sandın. Uyandın, bir daha baktın.

Geçmemiş.

Beklemekten yorulmuşluğun izleri çökmüş yüzüne. Yerleştikçe yerleşiyor sanki.

Hâlbuki boş durma demişlerdi.

Beklemek tek başına bir eylem değildi. 

Meyve yemek için fidan bulmak, onu dikmek, düzenli olarak ilgilenmek ve sonra büyümesini sabırla beklemek gerekiyordu.

Meyve bahçesine meyve toplamaya gitmeyi istemek, bu çabayı zorunlu kılıyordu.

Hangi meyveye düştüyse gönlün,

Bahçeni seç,

Bir kaç fidan dik,

İlgilen ki büyüsün.

Vakti gelince git ve gönlünün meyvesini topla. Çabalarsan yakın bir zamanda. Sadece beklersen bahçeye varmaya ömür yetmez.

Eğer anne veya babaysan tadına doyulmaz en lezzetli meyve muhakkak ki evladındır. Rahmet denizinin incisi Sevgili Peygamberimiz de “Evlat kalbin meyvesidir.” buyurarak anne baba olmanın evlada özenle dokunmak, onu yetiştirmek, çevresine yararlı olacak şekilde bakımını yapmak, eğitimini sağlamak gerektiğinin altını çizmiştir.

İnsan bir tarla dolusu ürününe tedbirsizlikten dolayı hastalık vurduğunu, çöpe dönüştüğünü görse üzüntüsünden kahrolur. Aylardır emek verdiği tarlası karnını doyuracağı kadar dahi ürün bırakmamış, işe yaramaz hale gelmiştir. Bir süre üzüldükten sonra önümüzdeki mevsimlere bakalım diyerek kendini teselli imkânı bulur. Çünkü toprak insana küsmez. İnsan bu nedenle toprağa güvenir.  Aynı ürünü bu kez hata yapmadan, gerekli tedbirleri alarak elde etmek için uğraşır. Bilir ki ektiğini biçecektir.

Peki ya kalbimizin meyvesi çocuklarımıza ihmalkârlık, tembellik, ertelemek gibi iç yüzümüzdeki rahatsızlıklarımızdan dolayı bir yıl boyunca yanlış yaklaşımlarda bulunsak seneye telafi etme şansımız olacak mı? Ürün aynı ürün diyebilir miyiz? Peki ya toprak güven veriyor mu?

Zaman akıp giderken bir insan yetişiyor eteklerimizde. Gölgemizde ya huzur buluyor ya hayata dair öfke. Kendisine yatırım yapmadığımız her yılı çocuğumuz, ömrümüzün geri kalanından hiç te istemeyeceğimiz şekilde, geri alacak.

Küçük ve masum bir çocuğa zaman ayırmak, onun dilinden konuşmak, yüksek bir merhamet göstermek, sevgiyi ifade etmek, yaşamı keşfetmesini seyretmek, bütün “ilk”lerini mutlulukla gözlemlemek oldukça kolay ve keyifli. Bütün bunlar severek seçtiğin fidanı sulamak, bakımını yapmak, toprağını güzelleştirmek gibidir, yormaz. Çünkü büyümesini istediğin için bunları yaparsın. Büyüsün ve senin istediğin meyveyi versin ki ellerimle büyüttüm diyebilesin.

Zor olan; ertelediğin, ihmal ettiğin, bugün değil yarın, yarın değil seneye dediğin, senden umudunu tüketene kadar peşinde dolaştırdığın, hayallerini, yaşının getirdiği değişimleri ilgiyle dinlemediğin, tatlı tatlı yönlendirmelerle doğruya sevk etmediğin, arkadaşlarıyla hiç muhatap olmadığın, hafta sonu yapmayı en çok istediği “şey”in ne olduğunu bile bilmediğin, evin içinde karşılaştıkça kendi kurallarını hatırlattığın ve onun yanlışlarını yüzüne vurduğun büyüyen çocuğuna hak ettiği muameleyi neden gösteremediğinle yüzleşmendir.

Zaman kendi seyrinde o kadar istikrarlı ilerlemeye devam ediyor ki, bir günü geri alabilen varsa beri gelsin.

Kalbindeki yeşersin diye beklediğin meyveyi ham iken koparma,

Çocuğun boyu uzayınca yetişkin olmuyor,

Meyvenin olgunlaşma süresini tamamlamasına izin ver, dışı olgun ama içi henüz olmadı,

Evde boyu posu büyümüş serpilmiş çocuklarından kendi yaptıklarını yapmasını bekleme henüz aklı/kalbi/duyguları olgunlaşmadı. Meyveler sabırla olgunlaşır diyor şair. Öyleyse sabret. Güzel Sabır; içinde huzur ve sükûnet barındırır unutma.

Hatalarını telafi etmek için bu gece niyet et, dünyada kazanabileceğin hiçbir makam, servet ve zaferin güzel bir insan yetiştirmek  kadar kutsal olmadığını fark ederek Allaha dua et! Dua; acziyeti fark etmeyi ve umuda sarılmayı barındırır.

Her şeye rağmen umutluyuz değil mi?

Umudumuz kendi gayretimizden, iman ve amelimize olan güvenimizden değil ama.

Allah’tan umudun kesilmeyeceğine olan inancımızdan.

Çocuklarımızı aynı binada, aynı mahallede fakat bambaşka dünyaların içinde büyütürken mü’min ve kul olmaları için bir şemsiye gibi üzerlerine konsun istediğimiz dualarımız var.

Şimdiki zaman insanı yani Z kuşağı, doğrunun doğru olduğunu bizim zamanımızdaki gibi duyarak öğrenmiyor. Kendi muhakemesiyle doğruyu bulmakta da zorlanıyor çünkü yanlışlar hem çoğaldı, hem haklılığını açıktan savunacak kadar cüretkâr oldu hem de popüler güçlü olanlar yanlışı tercih eder oldu.  Kur’an ve sünnet bilincinden uzak bir dünya görüşüyle yoğruluyorlar.

Taşların içinde pirinç arıyoruz ki pilav yapalım. 

Z kuşağı hata yapa yapa, hatalarıyla yüzleşe yüzleşe doğruyu bulacak.

Yeter ki anne/babalar olarak dosdoğru örnekler  olmaya devam edelim.

İstikrarlı olalım.

Çok Okunanlar