1. Anasayfa
  2. Genel

Ben Olsaydım!

Ben Olsaydım!
0

Buna empati=duygudaşlık deniyor (ama ben sempati kelimesini daha çok seviyorum). Buradaki ben, sadece ben değil, bu yazıyı okuyan sen=herkes. Ben, sadece kendi duygularımı yazıyorum; sen, buna tam katılmayabilirsin veya tam aksi ya da farklı bir duygu durumu da yaşayabilirsin.

Çok büyük bir deprem felâketi yaşıyoruz. Ben bu felâkete maruz kalmadım; televizyonun karşısında koltuğuma oturdum, bu yazıyı yazıyorum. İlk şoku ancak atlatabildim; ilk gün kafam yerinde değildi, elim klavyeye varmadı; ancak ikinci gün kendime gelebildim.

‘Ben olsaydım’ hâlini/duygu durumunu, dört açıdan ele alabilirim:

1) Göçük/enkaz altındaki ben.

2) Yakını (eşi, çocuğu, anası-babası, akrabası) göçük/enkaz altında kalmış olan ben.

3) Evi o bölgede olan ama yıkılmayan, yine de evine giremeyen ben.

4) Uzaktaki ben.

Bu yazıyı ‘uzaktaki ben’ olarak yazdığımı unutmayın; böyle olunca da (olaydan doğrudan etkilenmeyince de) yazı doğal olarak biraz farazaya/faraziyeye, tasarıma ve kurguya dönüşüyor.

Bu yazı, “uzaktaki ben’i” önce, “evi yıkılmayan ama evine giremeyen ben’e”; sonra, “bir yakını enkaz altında kalmış ben’e”; en sonunda da “kendisi enkaz altında kalmış ben’e” “duygusal olarak dönüştürmeyi”! amaçlamaktadır. (Bunun gerçekte mümkün olmadığını bilelim.) İstisnâ da olsa bazı ben’ler aynı/kalır=duygusuzdur, hiçbir şey olmamış gibi davranır; bunlar bu yazının konusu değildir.

Evi yıkılmayan ama evine giremeyenler için, bu soğukta (=karda-kışta), yemek ve barınmak büyük sorundur. Depremin etki alanı çok büyük. Çok sayıda barınağa ve yiyeceğe ihtiyaç var. Uzaktaki ben, sıcak evimde, sıcak yemek yerken ve uyumak için sıcacık odama çekilirken, aklım oralardaydı… Söylemesi ayıp ama söylemek zorundayım, başka türlü nasıl anlatabilirim. Gardıroptan üç-beş kazak, bir mont; ayakkabılıktan bir bot çıkardım, verdim; cep telefonuma yardım kuruluşlarından kısa mesajlar düşüyordu, ekranlarda AFAD’ın hesapları geçiyordu… Benim bankada nakit param bulunmaz, gideyim çorbada benim de biraz tuzum bulunsun dedim; bankaya uğramadan da bir çorba içeyim dedim ama çorba boğazıma takıldı; cebimdeki paranın bir kısmını o hesapların birine yatırınca biraz rahatladım.

İkinci ben’i=yakını enkaz altında kalmış ben’i hatırlayınca, rahatlamam uzun sürmedi. İnsanın kendi “dışarda” iken, bir ya da birkaç yakını “içerde” (enkazın altında) ise, nasıl bir duygu durumu yaşar?

a) İnançlı ise, tevekkül, sabır, umut…

b) İnançsız ise, isyan, kahır, karamsarlık… (mı?) Diğer insanlara, herkese (devlet dahil) ve Tanrı’ya öfke mi?

Birinci ben’de=göçük/enkaz altındaki ben’de nasıl bir hâl (duygu, düşünce) yaşanır? Bu ben’i de sanırım inançlılık ve inançsızlık durumuna göre değerlendirmek gerekiyor. İnançlı ben’in aklına, (SANKİ!), “mağaraya sıkışıp kalmış üç arkadaşın”, Ashab-ı Kehf’in hikâyesi gibi hikâyeler gelir mi? O ben, “Ya Rabbî, beni Sen yarattın, Sen yaşatıyorsun, ölümüme (bu şekilde ve burada) hükmetmişsen “âmennâ”; kurtarmayı murat etmişsen elbet bir kurtarıcı göndereceksin, gelecektir.” mi (?), der…

İnançsız ben, böyle bir hâlde ne yapar ne düşünür? Kendimi o ben’in yerine koyamadığım için tamamen faraza = varsayımsal bir şeyler söyleyebilirim. Herhalde o ben’in kızmadığı (küfretmediği) kimse kalmaz. Binayı yapan müteahhit, devlet, kötü talih/kader, umutsuzluk, karamsarlık, kahır (…) ne kadar kötü duygu ve düşünce varsa, sanırım o ben’dedir, o ben’ledir…

Bir de o dehşet ânını, tam o ânı hayal ettim. O ânda, “O ânı yaşayan kişi, kendinden başka birini (eşini, çocuğunu ya da anasını-babasını) düşünür mü, düşünmüş müdür?” diye düşündüm.

1964, Ankara Çamlıdere’de doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi İzmit/Gölcük’te okudu. Lisansını Ankara Ünv. DTCF ile Anadolu Ünv. İktisat Fakültesi’nde tamamlayan Metin, yüksek lisansını Gazi Ünv. SBE’de, doktorasını ise Selçuk Ünv. SBE’de yaptı. Uzun yıllar Kültür ve Turizm Bakanlığında kütüphane memurluğu yapan Hasan Metin, daha sonra Çankırı Karatekin Üniversitesinde öğretim üyeliği görevinde bulundu. Daha sonra bu görevdeyken emekli oldu. Din, felsefe ve dil konuları üzerinde çalışmalarını sürdüren Metin’in kitaplaşmamış yazıları bulunmaktadır. Okumak, düşünmek, yazmak ve endişelenmek hayatının vazgeçilmezlerindendir.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir