Bizimle İletişime Geçin

Şahsiyet

Bir Güzel İnsan: Ersin Nazif Gürdoğan

Yazmak, Gürdoğan’ın en önemli tutkusudur. Yaşayarak yazar, yazarak yaşar. Uzun yıllar sürdürdüğü gazete köşe yazarlığını bıraktıktan sonra bile periyodik olarak sosyal medya hesaplarında yazmayı sürdürür. Yazıları da kişiliğinin bir aynasıdır. Yazılarında, günlük kısır çekişmelerden, politik kakışmalardan, kişisel polemiklerden uzak durur. Çağı en iyi şekilde yorumlamaya, yol göstermeye, medeniyetimizin ışığını yansıtmaya, iyiliğe, güzelliğe yönlendirmeye çaba gösterir

EKLENDİ

:

Her çağda, medeniyet birikimimizin yaşatıcısı ve taşıyıcısı güzel adamlar bulunur. Bunlar, yaşadıkları çağın medeniyetimiz üzerindeki etkisinin yönü ve ölçeğinde misyon üstlenirler. Bazen, bir inkıraz devrine rastlarlar, bütün enerjilerini medeniyetimizin muhafazasına sarf ederler; bazen bir kemal haline rastlarlar, medeniyet birikiminin bütün hücrelere sirayet etmesine çaba gösterirler. Güzel adamların güzelliği, öncü, önder oluşları, bir duruşu temsil edişleri, ömürlerini bir gayeye vakfedişlerinden gelir. Bu manada bizim medeniyetimiz, bir güzel adamlar medeniyetidir. Anadolu güzellikler ve güzel insanlar yurdudur. Bin yıldır medeniyetimizin kök saldığı Anadolu toprağında, yaşadığı çağı ve ardından gelen çağları aydınlatan, yüce gönüllü, eren tabiatlı nice güzel insan yetişmiştir.

Edip Cansever bir şiirinde, “İnsan yaşadığı yere benzer,  / o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer / suyunda yüzen balığa / toprağını iten çiçeğe / dağlarının tepelerinin dumanlı eğimine” der. Anadolu mümbittir, Anadolu müşfiktir, Anadolu berekettir, Anadolu medeniyettir. Anadolu insanı Anadolu’ya benzer. Anadolu gibi üretken, Anadolu gibi kucaklayıcı, Anadolu gibi mükrimdir. Anadolu toprağının üzerinden esen yabancı rüzgârlar, Anadolu toprağına düşen yabancı tohumlar, Anadolu insanının bin yıllık medeniyet değerlerinin gönendirdiği gönüllerini küçültememiştir.

Anadolu şehirlerinin sanki bir yüzü vardır. Bu yüz, o şehirle özdeşleşmiş bir gönül sultanının yüzüdür. Ankara denilince zihinlerde bir Hacı Bayram-ı Veli silueti belirir. Konya denilince Mevlana, Bilecik denilince Şeyh Edebali, Bursa denilince Emir Sultan, İznik denilince Eşrefoğlu Rumi, Akşehir denilince Nasrettin Hoca, Eskişehir denilince Yunus Emre, İstanbul denilince Sultan Fatih akla gelir. Fethi Gemuhluoğlu, “Anadolu’da her şehir bir ermişe emanet edilmiştir, Konya’nın koruyucusu Mevlana, Ankara’nın koruyucusu Hacı Bayram, Eskişehir’in koruyucusu Yunus Emre’dir.” der. Zihinlerde, emanet ile emanetçi arasında bir özdeşleştirme söz konusudur. Bir şehir anılınca zihnimiz o şehri, o şehrin rumuzları, yüzleri ile tanımlar.

Nazif Gürdoğan Eskişehir Mihalıççıklıdır. Mihalıççık Yunusludur. Nazif Gürdoğan Yunusçadır. Nazif Gürdoğan, Anadolu’nun merkezinde Mihalıççık’ta doğmuş, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını anne göğsünden süt emer gibi Anadolu ve Yunus kültürünü özümlediği Mihalıççık ve Eskişehir’de geçirmiştir. Nazif Gürdoğan’ın yüzü, Mihalıççık’ın bir yüzü, Eskişehir’in bir yüzü, Anadolu’nun bir yüzüdür,

Nazif Gürdoğan üç çeyrek asrı mütecaviz bereketli bir ömrün sahibidir. Gürdoğan, bilinçli, disiplinli, azimli, üretken yaşamış ve kendisine buna zemin sunan, bir gayeye matuf, bir zihniyet dünyası inşa etmiştir. Gürdoğan, İslam kültürünün her an teneffüs edildiği bir aile ocağında yetişmiştir. İslam’ın Anadolu’da meydana getirdiği ve ocaktan ocağa tevarüs eden bin yıllık birikimi burada edinmiştir.

Gürdoğan’ın kitapla ünsiyeti küçük yaşta, öğretmen olan ağabeyinin kitaplığındaki kitaplar vasıtasıyla gelişmiştir. Kitaplar bir ömür boyu onu yetiştiren, onun da bir ömür boyu toplumu yetiştirmek için bir vasıta olarak gördüğü dostlarıdır. Gürdoğan, geniş bir okuma evrenine sahiptir. Doğu’dan, Batı’dan, dünden, bugünden, yarından binlerce eser, onun aydın kimliğinin teşekkülünde işlev üstlenmiştir.

Gürdoğan, örgün eğitim sürecinin açık müfredatını başarılı bir öğrenci olarak ikmal etmiş, bunun yanında kendisini yetiştireceğine inandığı bütün fırsatları da ganimet bilerek, hiç sönmeyen bir merak, hiç doymayan bir öğrenme iştahı, hiç bitmeyen bir azim ve hiç tükenmeyen bir enerjiyle, bir ömür süren bir gayretin içerisinde olmuştur. Bu çerçevede Gürdoğan için Planlama bir okuldur, Ankara bir okuldur, Mavera bir okuldur, İskenderpaşa çevresi bir okuldur, Akademi ve süreçleri, bu çerçevede kurduğu ilişkiler bir okuldur.

Gürdoğan’ın dilinden hiç düşürmediği isimler, Yunus, Mevlana, Hacı Bayram-ı Veli, Gazali, İbn-i Haldun, Mimar Sinan’dır. Gürdoğan bu isimlerin kültür ve medeniyetimizdeki karşılıklarının bir ortalamasıdır, denilebilir. Gürdoğan, bir ilim adamıdır, eser vermiştir, bir düşünce adamıdır, tesir oluşturmuştur, bir gönül adamıdır, gönüllere girmiştir, bir hocadır, binlerce öğrenci yetiştirmiştir.

Gürdoğan, sohbet kültürüyle yetişmiştir. “Görünmeyen Üniversite” bu sohbet kültürünün semeresidir. Sohbet bizim medeniyetimizde toplumu eğitmenin en tesirli yoludur. Gürdoğan, bunu modernize ederek yeni bir yoruma tabi tutmuştur. Onun her bir telefon görüşmesi bir sohbettir. Çok uzun süren telefon konuşmalarında, isimler, eserler, hatıralar resm-i geçit yapar. Her bir görüşme bir sohbet tadında, büyük bir tecrübenin, yoğrula yoğrula kıvamını bulmuş bir birikimin aktarıldığı, insanda “Hoca’yla mutlaka bir nehir söyleşi yapılmalı”, düşüncesi uyandıran düzeye ve muhtevaya sahiptir.

Gürdoğan projecidir. Anında bir proje geliştirir, unsurlarını oluşturur ve vakit kaybetmeksizin harekete geçer. Muhataplarını ikna eder, teşvik eder, yardım eder, ayağa kaldırır. Her proje bir eserdir. Eser bırakılmasına vesile olur. Onun için her şey kolaydır. Hiçbir zaman işin zor yanını görmez, göstermez, kolay yanını görür, gösterir. Önayak olduğu projelerin ilerleyişini takip eder, gelişimini gözler, ihtiyaç duyulursa katkı sunar.

Gürdoğan çok geniş bir çevreye sahiptir. Akademik olarak bir ömür teorisini anlattığı yönetim ve organizasyon bilgisinin pratiğe en yüksek düzeyde yansıtılmasını yine kendisi gerçekleştirmiştir. Gürdoğan’ın hiç kimseyle hiçbir kişisel meselesi yoktur. İnsanlarla arasında kişisel meseleler biriktirip kendisine ayak bağı olmasına yol açmaz. Onun çevresinde hep iyilikleri ve güzellikleri çoğaltmada paydaşlık yapabileceği, ilerleyişini kolaylaştıran insanlar bulunur. Bu anlayışta hep Yunusça, Mevlanaca tutum takınır. Dostluklarını daima sıcak tutar. Buna özel gayret gösterir.

Yazmak, Gürdoğan’ın en önemli tutkusudur. Yaşayarak yazar, yazarak yaşar. Uzun yıllar sürdürdüğü gazete köşe yazarlığını bıraktıktan sonra bile periyodik olarak sosyal medya hesaplarında yazmayı sürdürür. Yazıları da kişiliğinin bir aynasıdır. Yazılarında, günlük kısır çekişmelerden, politik kakışmalardan, kişisel polemiklerden uzak durur. Çağı en iyi şekilde yorumlamaya, yol göstermeye, medeniyetimizin ışığını yansıtmaya, iyiliğe, güzelliğe yönlendirmeye çaba gösterir.

Gürdoğan, güncel politik duruşların ve duyuşların uzağındadır. Elbette bir kimliği, yönünü belli eden bulunuşlukları vardır, ancak o kendisini siyaset üstü konumlandırmış ve medeniyetimizin ihyası ve temsiline yönelik bir misyonu daha kuşatıcı bulmuştur. Gürdoğan fert fert insan yetiştirmenin önemine inanmıştır. Bizzat hocalık yaptığı, yön verdiği, yol gösterdiği, yardımcı olduğu yüzlerce yetişmiş insan siyasette, bürokraside, sivil toplum kuruluşlarında onun üzerlerindeki tesiri çerçevesinde hizmet etmeye devam etmektedir.

Gürdoğan bir modern zaman seyyahıdır aynı zamanda. Cahit Zarifoğlu’nun, yurt dışına giden herkese, güzel bir defter yanında iyi bir kalem hediye ederek, “Gittiğin ülkede, üniversitede, şehir mer­kezlerinde, kitapçılarda, sinemalarda, tiyatrolarda gördüklerini, bir günlük, bir deneme, bir gözlem, bir izlenim tadında yaz”, dediğini Gürdoğan yakından bilir. Gürdoğan’ın bütün seyahatleri, çeşitli vesilelerle yurtiçi ve yurt dışındaki bulunuşlukları mutlaka esere dönüşmüştür. “Zamanı Aşan Şehirler”, “Hicaz’dan Endülüs’e”, “New York’tan Los Angeles’e Yeni Roma”, “Dünya Bir Şehirdir”, “Her Şehir Bir Dünyadır”, Gürdoğan’ın şehre, şehir kültürüne ilişkin gözleme dayalı bir muhtevayı taşıyan eserleridir. Bu açıdan bakılınca Gürdoğan’ın büyük değer verdiği dostu Cahit Zarifoğlu’nun dileğini ömür boyu sahiplendiği görülmektedir.

“Yedi Güzel Adam”, Cahit Zarifoğlu’nun Diriliş’te yayımlanan bir şiirinin ve 1973 yılında yayımlanmış şiir kitabının adıdır. “Yedi Güzel Adam” müşahhas isimler değildir, bu nedenle farklı yorumlamalarda bulunulmuştur. Zarifoğlu’nun “Yedi Güzel Adam”la ‘ashab-ı kehf’i anlattığını yahut sahabeden yedi ismi işaret ettiğini ifade edenler olduğu gibi, Maraş Lisesi’nde birlikte okuduğu ve Mavera dergisini birlikte çıkardığı arkadaşlarını dile getirdiğini söyleyenler de olmuştur.

Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, Erdem Bayazıt ve Mehmet Akif İnan, 1969 yılının Şubat ayında Edebiyat dergisini çıkarmaya başlamışlardır. 1976 yılında, Büyük Doğu, Diriliş ve Edebiyat dergilerinin yayınlarına ara verdiği bir süreçte ise Mavera dergisinin temelleri atılmıştır. Mavera, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Akif İnan, Bahri Zengin, Alaeddin Özdenören ve Ersin Nazif Gürdoğan tarafından kurulmuş ve ilk sayısı 1976 yılının Aralık ayında yayımlanmıştır.

Ersin Nazif Gürdoğan’ın Mavera dergisine ve bu dergiyi kuran öncü kadroya yönelik değerlendirmeleri şöyledir: “Mavera dergisinin kurucusu değil, kurucuları, girişimcisi değil, girişimcileri, öncüsü değil, öncüleri, şairi değil, şairleri vardır. Yedi sayısının Anadolu insanının yüzyılların içinden, aktarıla aktarıla gelen, çok boyutlu zengin kültür dünyasında, ayrı bir yer tutar. Bu yüzden Zarifoğlu’nun ‘Yedi Güzel Adam’ı, Mavera’nın kurucularını çağrıştırdığı için, Mavera’yı sevenler tarafından benimsenmiş ve kuruculara ‘Mavera’nın Yedi Güzel Adamı’ denilmiştir”

Ersin Nazif Gürdoğan, ‘Mavera’nın Yedi Güzel Adamı’ndan birisidir. Mavera dergisinin kuruluş çalışmalarına fikren ve bedenen katkı sunmanın yanında maddeten de önemli bir katkı sunan Gürdoğan, hiçbir zaman öne çıkmamış, bilinçli olarak hep geride durmayı yeğlemiştir. Bunda kişilik özelliklerinin yanı sıra Gürdoğan’ın tasavvufi eğilimleri de etkili olmuştur.

Gürdoğan’ın 50 yılı aşan bir yazarlık serüveni bulunmaktadır. Öne çıkmaktan hoşlanmayan, tevazu sahibi, sürekli üreten, başkalarını da üretmeye teşvik eden, daima proje peşinde koşan, projeleri hayata geçirmek için oluşumlar meydana getiren, gençleri akademik çalışmalara yönlendiren, kitapları, yazıları, söyleşileri ve konferanslarıyla topluma yön veren; hoca sıfatıyla yarım asrı aşkın bir sürede binlerce öğrenci yetiştiren Gürdoğan, edebiyatımızda, düşünce dünyamızda, akademiyada kendine has bir mecra belirlemiş ve bu mecrada kendine mahsus üslubuyla derin bir tesir oluşturmuştur.

Gürdoğan mütevazıdır. Kolay ulaşılır. Her istenileni vermeye, her çağrıldığı yere koşmaya, her sorulanı cevaplamaya, her müşkülü halletmeye çabalar. Gürdoğan, ardında yarım bir iş bırakmamış olmak için halen çalışmaya, eserlerini gözden geçirerek yenilemeye, eksiklerini tamamlamaya, yazılarını tasnif ederek kitaplaştırmaya çabalamaktadır.

Anadolu’nun bağrında, bir taşra kasabasının bir köyünde doğan bir Anadolu evladının, azimli bir kararlılık ve karınca misali çalışkanlıkla kendi entelektüel dünyasını inşa etmesinin ve bu entelektüel dünyanın ışığını yine Anadolu insanının dünyasını aydınlatmaya hasretmesinin hikayesidir Nazif Gürdoğan’ın hikayesi.

Bütün enerjisini “Yunus gönüllü Sinan akıllı” nesiller ve “Bin lokma bin hırka üretip, bir lokma bir hırka tüketen” bir toplum inşasına harcayan Ersin Nazif Gürdoğan hocamıza insanlığın sahip olduğu bilgiyi bilgeliğe dönüştürme mücadelesinde Rabbimden uzun ömürler diliyorum.

Çok Okunanlar