Bizimle İletişime Geçin

Şahsiyet

Buharalı Hoca

Abdest dualarını bilmeyenlerin amentüyü okumalarını, ayakları yıkarken veya yıkadıktan sonra da Kadir suresini okumalarının iyi olacağını Buharalı Hoca’dan mı öğrenmiştik?

EKLENDİ

:

Dokuz on yaşlarında mıydım, daha mı küçüktüm, bilmiyorum. On yaşındaysam 1966 yılı olmalı. Çimenlik Mahallesindeki evimizde perşembe günleri bir misafirimiz olurdu: Buharalı Hoca. Buharalı Hoca hakkında yıllar önce bir şeyler yazmış idim. Acaba ne yazmış idim? Arayıp buldum. Buyurun, birlikte okuyalım:

 

“Buharalı Hoca

Her gece uyumadan önce 21 kez “Bismillâhirrahmanirrahim” demeyi bize sanırım Buharalı Hoca öğretmişti. Adını hâlâ bilmediğim bu adam, yakın köylerden birinde otururmuş ve şehir merkezine cuma namazı kılmak için inermiş. Perşembe günü evimize gelen hoca, o gece bizde kalır, ertesi gün cuma namazını kıldıktan sonra köyüne dönermiş.

Buharalı Hoca, uzunca seyrek sakallı, sırtı hafif kamburlaşmış, biraz çekik gözlü -Buharalı adına bakarak bunu ben uyduruyor olabilir miyim?- ilginç bir insandı. Anlatılanlar doğruysa, Buharalı Hoca, arkasında namaz kılacağı imamın sakalının bile sünnete uygun olmasına dikkat eder ve bundan emin olmak üzere, adamın sakalını avuçlar imiş. Sakal çene altında bir tutamdan uzun veya kısa ise o imama uyup namaz kılmaz imiş.

Buharalı Hoca abdest alacağında elimdeki ibrikle ona su döktüğümü hatırlıyorum. Ellerini yıkamadan Eûzü besmele çeken hoca, ellerini yıkarken birtakım dualar okur, ağzına üç kez su alıp ağzını çalkalarken, sonra burnuna üç kez su verip sümkürürken, yüzünü üç kez yıkarken, önce sağ sonra sol kolunu dirseklerin epey üstüne kadar yıkarken, başını mesh ederken, kulaklarını temizlerken ve ayaklarını ovalarken ayrı ayrı ve bana epey uzun gelen dualar okurdu. Onun bir töreni andıran bu abdest alışı sırasında herhangi biri belki üç kez abdest alabilirdi.

Abdest dualarını bilmeyenlerin amentüyü okumalarını, ayakları yıkarken veya yıkadıktan sonra da Kadir suresini okumalarının iyi olacağını Buharalı Hoca’dan mı öğrenmiştik? Bundan emin değilim ama emin olduğum ve ilk öğrendiğimde yadırgadığım şeylerden biri şudur: Fatiha suresini okurken, “ancak sana kulluk eder, ancak senden yardım dileriz” anlamına gelen sözleri “iyyâke na’büdü ve iyyâke nesta’în” biçiminde kelimeleri birbirine ulamadan söylememiz gerekir. “İyyâ kena’” veya “İyyâ kenes” şeklinde bir seslendirme, Buharalı Hoca’nın gözünde affedilmez bir yanlıştı. Hocanın bu tutumunun gerekçesi de -belleğim beni yanıltmıyorsa- Kena’ ve Kenes kelimelerinin şeytanın isimlerinden oluşu idi. Hoca, imamımız olup bize akşam veya yatsı namazını kıldırırken, bu dikkatini açıkça sezdiren bir okuyuş okurdu: “İyyâke.. na’büdü ve iyyâke.. nesta’în.” Sonraları az çok Arapça öğrenince bu titizliğin, zamir ile fiilin karış-tırıl-masını önlemeye yönelik olduğunu düşünmüşümdür.

Buharalı Hoca’nın öğrettiği üç şey daha vardı ki, bence önemlidir: İlki, en küçük bir ekmek kırıntısının dahi süpürgeye maruz bırakılmamasıdır. İkincisi, belki daha önemli bir ilke: Tehlike belirten bir durumla karşılaşıldığında olumsuz öngörüde bulunmaktan ve bunu dile getirmekten sakınmalısınız. Çünkü söyleyeceğiniz olumsuz söz, olumsuzluğu davet edebilir. Örneğin, yürümeyi yeni öğrenen bir çocuğa “Dikkat et, düşeceksin!” demek yerine, “Dikkat et, düşme!” demelisiniz. “Dökeceksin, kıracaksın!” gibi sözlerden uzak durmalısınız.

Böyle sözler söylemeniz tehlikeli ve yasaktır! Çünkü; “Söz tohum olur, ekilir.”

Üçüncüsü de çok anlamlı bir tavsiyedir: Giyeceğiniz bir şeyi giymeden önce üç kez silkeleyin. Arı, akrep ve benzeri size zarar verebilecek veya kendisi zarar görecek hayvanlar varsa kurtulmuş olursunuz; hem siz, hem onlar!

Buharalı Hoca’dan işittiğim bir azarı unutmuyorum. Çocuk merakıyla ve safça sormuştum: “Kaç yaşında sakal bırakmak gerekir?” Hoca bu soruya öfkelenmiş ve beni azarlamıştı. Bu ne biçim soruydu? Sakal bırakmanın yaşı mı olurdu? Fakat hocanın sakalsız olan ağabeylerime sakal bırakmaları yönünde tavsiye veya telkinde bulunduğunu işitmiş değilim!

Buharalı Hoca’nın birtakım arkadaşlarıyla birlikte Suudi Arabistan’da veya başka bir Arap ülkesinde din adına kraliyet ailesini veya yöneticileri rahatsız edecek birtakım girişimlerde bulundukları için ülkeden kovuldukları ve bir daha oraya giremeyecekleri gibi bir bilgi de kalmış belleğimde.

Sonraki yıllarda annemden öğrendiğim bir gerçek, beni epey şaşırtmış idi. Meğer Buharalı Hoca, evden ayrılırken, yediği yemeklerden bir miktar da, köyde bıraktığı karısına, Ayşe Hatun’a -onun da hakkı olur gerekçesiyle- götürmek istermiş. Annemin bu tuhaf istekten rahatsız olduğu anlaşılıyordu.

Hoca’nın bir davranışı da şu imiş: Evde yenen zeytinlerin çekirdeklerini toplatıp köydeki keçisine götürür imiş. Bunu ablamdan öğrendim.

Yıllar sonra bir internet sitesinde Buharalı Hoca’nın izine rastladım.

www.guragac.net adresinde Buharalı Hoca’nın 1960-1980 yıllarında Armusun (Gürağaç) köyünde yaşamış “mübarek birisi” olduğu ve mezarının “Aktürbe’nin yanında” bulunduğu belirtilmiştir. Yazık ki, bu zatın adı bile verilmemekte, ondan “Suriye Buharadan gelen” diye söz edilmektedir! Suriye, Buharalı Hoca’nın din eğitimi aldığı ülke olsa gerektir.”

 

Yıllar önce yazdığım metin, burada bitti. Ekleyeceğim bir şey yok. Fakat www.guragac.net adresine bugün ulaşılamıyor. Buharalı Hoca’nın mezar taşına şu adreste ulaşabildim:

https://guneysinir.bel.tr/turizm/ak-turbe-guragac-guneysinir-konya.html

Mezar taşında doğum tarihi 1281. Bu tarih hicrî de olsa rûmî de olsa 1864-1865 yıllarına denk düşüyor. Bu durumda merhum, 6 Eylül 1970 tarihinde vefat ettiğinde 105-106 yaşında imiş. Allah rahmet eylesin.

 

 

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar