Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Dağlara Kar Düşende

EKLENDİ

:

Aslında bu yazının başlığı ‘Bir Şubat Gerçeği’ idi. Ben değiştirdim sonra.
Dikkat dikkat! Dağlara düşen karın yüreklere düşme ihtimali vardır. Mevsim itibarıyla herkesin yüreğini koruyacak önlemleri alması rica olunur. Ahir zaman mevsimlerinin sağı solu belli olmamaktadır. Herkesin, vicdanının sesini dinlemesi ve ona göre hareket etmesi sonsuzluk bakımından önem arz etmektedir. Yüreğinizi üşütmemeniz ve dondurmamanız gerekmektedir. Eğer yüreklerinizi üşütür ve dondurursanız, bu sizin yapıp ettiğinizdendir.
Hayret etti adam. Böyle anons olur muydu? Şehir yeri değil mi, demek ihtiyaç duyulmuş, dedi.
Pastel duvarlara bakarak ilerledi adam. Gri bir zemin üzerinde siyah harflerle “Müdür Yardımcısı” yazan tabelayı görünce duraksadı. Tabela, kapı pervazının sol tarafında ve göz hizasındaydı. Unvanının altında falanca diye yazmaktaydı. Kapının hemen önündeki tavanda bütün koridoru gören yuvarlak, koyu kırmızı renkte bir kamera cihazı asılıydı.
Meleklerin sonsuzluğa ayarlı kamerası ise görülmüyordu. Mekân ve zaman fark etmeksizin her yerde ve her saniye kayıt yapıyordu. Meleklerin kamerası orada da mevcuttu. Varlığı, derin vicdan sahibi insanlarca anlaşılabiliyordu ancak.
– Günaydın müdür bey, müsaade var mı?
Müdür yardımcısının masasının bir kenarına bırakılmış, az önce çaycının getirdiği, çayın buğusu tütüyordu. Masa üzerinde boylu boyunca açılmış yerel gazete durmaktaydı. Kurumaya yüz tutmuş, sentetik besinler verilmesine rağmen bir türlü yeşerip göğermeyen, yuvarlak demir aksâma yukarı doğru sıralanmış üç çiçek saksısı göze çarpıyordu, kapının çapraz köşesinde.
– Buyur muhtar buyur, hoş geldin!
– Hoş bulduk müdür bey!
Müdür yardımcısı, elini uzattı adama, ilgisizce. Otur anlamına gelecek hafif bir el sallaması sonra.
– Hayrola muhtar, bu kışta kıyamette şehirde işin ne? Odun kömür filan mı bitti yoksa okulda?
– Yok müdürüm yok. Aslında, dediler ki komşular…
– Ne dediler muhtar?
– Dediler ki, memur kısmı başörtülü olmaz, dediler. Var git şehre muhtar, daireye söyle dediler. Yani anlayacağın müdür bey, bizim köyün okulunda başörtülü bir öğretmen var. Onu demeye geldim.
– Ya, demek öyle. Başörtülü öğretmen var demek! Şikâyetçi misin?
– Evet, şikâyetçiyim müdür bey! Ya açsın ya gitsin de, dedi komşular…
– Doğru dersin muhtar, başörtülü öğretmen olmaz. Hemen işlem yapalım. Ankara’ya bildirelim. Atsınlar meslekten…
– Siz gayrı, ne ederseniz müdürüm…
Müdür yardımcısı o saat masanın sağ köşesindeki sarı telefonun ahizesini aldı eline, iki üç tuşa bastıktan sonra, kızım bana filancayı bağla, dedi. Filanca bağlanınca da, başkanım, iki arkadaşı al yanına, filan köyün okuluna gideceksiniz, dedi. Ben şimdi şoföre söylerim, steyşın arabayı hazırlatırım, dedi.
– Eee, başka ne var ne yok muhtar?
Havadan sudan, kardan kıştan, yazdan yazıdan konuştular.
Derken kısa kısa, Frenk melodisi ile çaldı telefon:
– Müdür bey, şoför gitmek istemiyor, zincirimiz yok, bu karda kışta ta oraya gidemeyiz, diyor, dedi karşıdaki ses.
Müdür yardımcısı öfkelendi:
– Ne demek gidemeyiz. Hemen zincir taktırın sanayide. Bir saat içinde de yola çıkın.
– Tamam müdürüm. Öyle yapalım.
– Ben gideyim gayrı müdür bey, şehirde işlerim var.
– Sen bilirsin muhtar. Ayağına, diline sağlık. Gerisi bizim işimizdir.
Adam, ağır adımlarla çıktı daireden. Şehrin dar sokaklarında kayboldu.
Meşe kütüklerinin alazından kıpkırmızı olan bidon sobanın karşısında otururken yüreği hep üşüdü adamın.
‘Bir Şubat Gerçeği’ başlığını değiştirmiştim. Tarihî bir çağrışımı oluyor ister istemez. ‘Yüreği Üşüyen Adam’ı daha uygun bulduğunuzun farkındayım. Dağlara Kar Düşende’de karar kılalım. Sarıp sarmalayalım yüreklerimizi, üşümesin.

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar