Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Dijital Çağla İmtihanımız…

O hâlde duyduğu her haberi yaymayan, araştıran, bilgi sahibi olmadığı hususta konuşmayan, haberi ve getiren kişiyi denetleyen, kul hakkını ihlal etmekten korkan, “Biz size şahdamarınızdan daha yakınız.” uyarısını her an hatırında tutan sağduyu sahibi/mütedeyyin insanların, sosyal medyada faal olmaları gerekliliktir.

EKLENDİ

:

Medyada oluşturulan algıların olgular hâline getirilmeye çalışıldığı, kimi zaman gerçekliğin önüne geçtiği, medya araçlarının sahici anlatımları/anlaşılmaları saptırdığı ve hatta bunu bazen kitleselleştirdiği bu araçların genellikle manipüle amaçlı kullanılabildiği son dönemde göz ardı edemeyeceğimiz gerçekler hâline gelmiştir.

“Küreselleşen ve bir köy hâline gelen dünya” sözü, yoğun iletişim ağlarını düşündüğümüz zaman karmaşık, üzerinde daha fazla durulması ve tedbir alınması gereken bir ifade olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çetrefilli durumun Müslümanca düşünme dediğimiz akl-ı selim zaviyesinden geçirilip insanlara/topluma zarar vermeyecek/faydalı bir formata dönüştürülmesi bir zorunluluktur.

Algının, bilginin önüne geçtiği, hemen her şeyin manipüle edilerek tam tersi bir şekilde topluma gösterilebildiği, yalanın maharete dönüştüğü, gerçeklerin yok farz edildiği bir sanal âlem kaosu ile karşı karşıyayız. Sosyal medya mecralarında sizin ifade etmeye çalıştığınız fikir umulmadık bir şekilde farklı manalara dönüşebilmektedir.

Bir süre önce Diyanet TV’de gösterilen kısa film bu anlamda güzel bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır: Bir kadın kocasına (eşi mi demeliyim?) çay ikramı yapıyor ancak pek çok kişide olduğu gibi adam elindeki telefondan bir türlü gözünü ayıramıyor. Hanımefendinin aslında beklediği şey akşama kadar görmediği eşinin yüzüne tebessümle bakması, teşekkür etmesi, getirdiği çay eşliğinde muhabbet edilmesidir. Kadın beklediği karşılığı görememesi üzerine yan kanepeye oturuyor ve kocasına telefonundan mesaj gönderiyor. Adam geç de olsa yanlışını anlıyor ve telefonu bırakıyor.

Akıllı telefonların aileye vermiş olduğu zararın anlatılmak istendiği bu kısa film kitlelerce nasıl anlaşılmıştır acaba? Bu filmi hazırlayanlar ulaşmak istedikleri hedefe varabilmiş, vermek istedikleri mesajı verebilmişler midir? Soruya hemen evet ya da hayır diyebilmemiz mümkün değildir. Bu biraz “iki artı iki kaç eder” sorusuna Kayserili’nin verdiği cevaba benziyor; hani demiş ya, alırken mi yoksa satarken mi diye… Burada bardağa hangi “maksatla” baktığınız önemlidir. Dolu mu ya da boş mu (görmek değil) göstermek istiyorsunuz?

Medya dediğimiz, gücünü kabullensek bile hâlâ kullanma konusunda tereddüt ettiğimiz, tartıştığımız uçsuz bucaksız mecraya ya da mecralara hâkim olanlar verilmek istenen mesajı eğip, büküp istendik hâle getirerek topluma empoze edecekler, Böylece krala çıplak demeyecekler, (olmayan) elbisenin krala ne kadar güzel yakıştığını kitlelere inandırmış olacaklardır.

Yukarıda bahsetmiş olduğumuz ve son derece masumane niyetlerle hazırlanan filmde de iyi niyete âdeta virüs bulaştırılmış ve kitlelere “Neden acaba çayı kadın getiriyor?” sorusu ile hitap edilerek konu, aileden cinsiyet tartışmasına çekilmiştir.

Akıllı telefonların aileye verdiği zararın işlendiği ve ailenin öneminin vurgulanmaya çalışıldığı film geniş kitlelerce kabul görmüş ve verilmek istenen mesaj yerine ulaşmıştır. Fakat sosyal medya mecralarında ortaya çıkan manzara ve yapılan anketlere göre toplumda bu kısa filmi beğenmeyenlerin oranı beğenenlerden daha fazla çıkmıştır.

“Peki, bu sonuç sahici midir?” dersek medyayı kullananlar açısından ne yazık ki cevap evet yani ailenin önemli olduğunu anlatmak isteyen bu yapım beğenilmemiştir. Fakat medyayı kullananlar ve kullanmayanların oranı nedir dersek burada durum farklıdır.

Cinsiyet tartışmaları ile meseleyi sulandırmak isteyenler sayı olarak azdır fakat sosyal medyayı çokça kullandıkları için az olmalarına rağmen sesleri çok çıkmakta ve neticeye hükmetmektedirler. Öte yandan aile kutsaldır yaklaşımını benimseyenler sayıca fazladır lakin sosyal medyada pek olmadıkları için savundukları fikir de ne yazık ki zayıf/önemsiz görünmektedir.

Sosyal medyada binlerce takipçisi olan birinin cenazesine sadece birkaç kişinin gitmesi bu konudaki realitenin ne denli çarpıcı olduğunu göstermesinin yanında sosyal medyanın da ne denli bir asosyal yönünün olduğuna dair çarpıcı bir göstergedir.

Sosyal hayatta sıradan bir kabule dahi şayan olamayacak derecede yalnızlaşan ve halkın değerlerinden bihaber tiplerin dijital mecralarda yönlendirici rolünün olması, kitleler adına konuşuyormuşçasına paylaşımlarda bulunması/bulanabilmesi gerçeklerin sanal pencereden değiştirilerek asimile edilmesi ve neticede insanların “Demek ki böyleymiş” moduna getirilmesi toplum-gerçekler ve medya üçgeninin ne denli hormonlu bir mantalite içerisine çekilmek istendiğinin göstergesidir. Hâlbuki bu üç saha maksatlı zihniyetlere terkedilemeyecek kadar önemlidir.

Öte yandan günümüzün dijital iletişim çağında özellikle mütedeyyin çevrenin maruz kaldığı ve kalacağı saldırılar medya-din ilişkisinin önemini artırmaktadır. Bu ilişki; dinin dijital ortamlardaki mevcudiyeti, medyada temsili, medyanın dini meselelerde temel bilgi kaynağı olması, dinsel nefret söylemleri (İslamofobi) gibi birçok farklı konuya kadar genişletilebilecek bir alanı doğurmuştur.

Yaşananlarla, yaşanıyormuş gibi gösterilenler; gerçekle, gerçekmiş gibi lanse edilenlerin farklı olması/olabilmesi özellikle bu medya çağında olaylara, kitlelere hükmedenlerin, sosyal medya fenomenlerinin (mi demeliyim) doğru sözlü, ahde vefa gösteren ve sorumluluk sahibi kişilerden olmasını zorunlu kılmaktadır.

Medya Dijital Mürebbiye

Çağımız iletişimin neredeyse tamamının sanallaştığı bir sürece evrilmiştir. Bu süreçte örneğin bir vaiz camide 500 kişiye hitap ediyorsa konuşmasını sanal âleme taşıdığında (ki artık insanlar önemli oranda sanal mecralardan enforme olmaktadır/edilmektedir)  bunun on katı hatta daha fazla bir kitleye ulaşabilmektedir. O zaman medyanın uyarıcı, ıslah edici yönünü konuşmak/kullanmak gerekecektir. Önceleri anne babaların, dede-ninelerin terbiye ettiği çocukları (ne yazık ki mi demeliyim)  artık dijital âlem terbiye etmektedir/edecektir.

Modern zamana kadar, aile ve aile değerleri ön planda idi. Sevgi, saygı, merhamet, diğerkâmlık, yardımlaşma gibi hasletler bu kutsal yapı içerisinde dede, nine, baba, anneden öğreniliyordu. Lakin yeni dönemde aile dört duvar ile muhafaza edilemez olmuş, sokağa, caddeye değil adeta dünyaya açık hâle gelmiştir.

Bu açıklığın sonucunda sanal âleme maruz kalan nesiller acıma duygusu gelişmeyen, sevgi ve saygıyı bilmeyen, nasıl davranacağını kestiremeyen, hodbin ve haylaz bireyler hâline gelmişlerdir.

Dijital ortam sanal bir mürebbiye hâline gelmiştir, annemiz, babamız, ninemiz, dedemiz olmayan ancak çocuklara/bireylere/topluma çok çok yakın olan bir mürebbiyeden söz ediyorum. Bize ebeveynimizden çok daha yakın duran bir dijital ortamdan öğreniyoruz artık öğreneceklerimizi. Bundan sonra yetişecek nesiller, kuvvetle muhtemel dijital âlemin şekillendirdiği mesajlarla terbiye olunacaklardır. Bu mesaj önemli oranda dönüşmüş/farklılaşmış belki de masum olmayan bir mesaj olacaktır.

O hâlde duyduğu her haberi yaymayan, araştıran, bilgi sahibi olmadığı hususta konuşmayan, haberi ve getiren kişiyi denetleyen, kul hakkını ihlal etmekten korkan, “Biz size şahdamarınızdan daha yakınız.” uyarısını her an hatırında tutan sağduyu sahibi/mütedeyyin insanların, sosyal medyada faal olmaları gerekliliktir. Yeni süreçte alışılagelen mütedeyyin insan formunun yenilenmesi bu kesimin sosyal medya ağlarına, elektronik iletişime, dijital çağa açık olmaları, bu alana dair planlamaları olması, sanal mecraları aktif olarak kullanmaları elzemdir.

Modern dönemde dinî mesajların aktarımı için kitle iletişim araçlarının bir zorunluluk olarak kullanılır hâle gelmesi ehli ya da ehil olmayan kişilerin de bu araçlara sıkça başvurması yadsınamaz bir gerçektir.

Bu meyanda hususiyetle Diyanet İşleri Başkanlığının, ilahiyat fakültelerinin ya da fetva verebilecek otoritelerin bazı soruların cevabını ortaya koyması mütedeyyin kitleyi canlandırmak/harekete geçirmek bakımından önem arz etmektedir.

Mesela:

-Dini konularda yetkin olan birisinin sosyal medyayı kullanması vecibe/görev, kullanmaması mesuliyet sayılabilir mi?

-Sosyal medya mecralarında olmamaları sebebiyle, olumsuz paylaşımların ön plana çıkması akl-ı selim sahibi/mütedeyyin insanları sorumluluk altına sokar mı?

-Sosyal medya mecralarında beğeni veya paylaşım yapmakla-yapmamak arasında dinen bir farklılık ya da mesuliyet var mıdır?

-Sosyal medyada geçirilen zamanları dinî pencereden bakıldığında nasıl değerlendirmeliyiz? Bununla alakalı sınırlandırmalar nasıl olmalıdır?

-Kitlelerin yönlendirildiği, çeşitli meselelerin, olayların tartışıldığı sosyal medya mecralarında bulunmamak Müslüman açısından bir mesuliyet midir?

-Kaynağı belli olmayan, doğruluğundan emin olunmayan paylaşımların yapılmasının, kişilere yükleyeceği mesuliyetler nelerdir? Bu meyanda sosyal medya ile sosyal hayatı ayıran farklılıklar var mıdır?

-Fake hesap (sahte hesap) açmanın dinî yönden durumu/hükmü nedir?

-Birisi hakkında emin olunmadan, gerçekler araştırılmadan yapılan/paylaşılan/yayılan yorumlar kul hakkı kapsamında mıdır?

Bu ve benzeri soruları uzatmak mümkündür.

Her alanda olduğu gibi iletişim alanında da fırsatlar/imkânlar baş döndüren bir hızla değişmekte ve ilerlemektedir. Bilginin yayılmasında ve insanlara ulaşmasında dijital mecralar artık bir keyfiyet değil zorunluluktur. Bu zorunlu hâlin sınırlarının belirlenmesi, şekillendirilmesi ve “ahkâmı ve ahlakının” ortaya konması da önem arz etmektedir.

İlgilenmemiz ve çözmemiz gereken sorunları öteleyip gelecek kuşakların üzerine katlanmış yükler olarak bindirmeyelim. Kaçırılan her zaman Müslümanları daha da zor durumda bırakacak, çözüm aranması gereken sorunlar daha da artacaktır. Dolayısıyla bizim bulunmadığımız alanın aynı zamanda başkalarına terkedilmiş birer saha olduğu bilinciyle mütedeyyin çevrenin dijital âlemle içli dışlı olmalarının zamanı çoktan geldi de geçiyor bile.

Unutmayalım ki yaptıklarımız kadar (yapmamız gerekip de) yapmadıklarımızdan da sual olunacağız…

Vesselam…

Yararlanılan Kaynaklar

1-Sözü Yeniden Kurmak: Müslüman Kadınların Gündelik Hayatı ve Yeni Medya, Feyza Akınerdem

2-Medya ve Din Tartışmaları Sempozyumu 2-3 Nisan 2015, İstanbul Ticaret Üniversitesi

3-“Dijital Dini Yayıncılık”, Mehmet Erken, VI. Din Şurası (25-28 Kasım 2019)

4-Medya ve Din Tartışmaları Sempozyumu 2-3 Nisan 2015, İstanbul Ticaret Üniversitesi

5-TRT Akademi Cilt 3 / Sayı 6 / Temmuz 2018

6-Peygamberimiz ve Aile, DİB Yayınları.

Çok Okunanlar