Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Dijital ve Sanal

Ekranda görülen dijital ürünlerin görüntüsü aslında “sanal”dır. Sanal ise gerçek olmayan, hayali demektir. Bu ürünlerin bazılarının kaynağı dijital, bazılarının kaynağı ise doğaldır. O halde hayali/sanal varlıklara, dijitalden üretilen ürünlerdir diyebiliriz. Bu görünen ürünler aslında gerçek olmayıp sadece görüntüdür. Bilgisayar veya dijital aygıtlarla oluşturulmuş dijital ürünlerin (belgeler, sesler, resimler, animasyonlar, çizgi veya video filmler) tümü sanaldır, varlık dünyaları dijital kodlardır. Diğer taraftan kaynağı doğal olan varlıkların dijitale aktarılması ile gerçek varlığın görüntüsü/sesi artık dijital ürüne dönüşerek sanallaşır. Örneğin yüz yıl önce çekilmiş bir resmi dijitale aktararak canlandırıp ses ekleyerek konuşmalı video bile yapabilirsiniz. O halde doğada gördüğünüz ağacın bilgisayara aktarılmış görüntüsü de sanaldır. Diğer taraftan sanal olan görüntünün aslı hiç olmayabilir de. Yani ekranda görülen, duyulan ürün gerçekte hiç olmayan bir şeyi tasvir ediyor olabilir, tıpkı resim ve heykel sanatlarında olduğu gibi veya mimarların yaptığı projeler gibi.

EKLENDİ

:

Teknolojik gelişmeleri ve bilimsel yenilikleri konuşan bilişimciler diğer branşlara göre daha fazla yabancı kelime kullanırlar. O kahrolası “bilgili ve üstün görünme” aldatmacası yanında yeni icatlardan bahisle yeni kelimeleri de dilimize ellemeye çalışırlar. Batı menşeli kelimelerin tam olarak ne anlama geldiğini bilmeden veya o kelimenin zihin dünyamızdaki karşılığını beynimizde ilişkilendirmeden konuşulanı/yazılanı anlamaya çalışmak beyhudedir. Bu sorun sadece bilişim teknolojilerinde değil tüm bilim dallarını kapsayan genel bir sorundur.

Anlamını bilmediğimiz bir kelimeyi çok duymak ve çok kullanmak o kelimenin ileride doğru anlaşılmasına engel oluşturur. Kelime anlaşılmadığı zaman kelimenin bir adım sonra bize öğreteceği  “kavramsal karşılığı” da anlaşılmaz olur. Örnek olarak matematikteki tanjant kelimesini alalım. Tam olarak bu kelimenin tercümesi söylenmediği için bırakın bu konuyu, matematiğin tümünü zor diyerek sayısal bilimlerden uzak kalmışız. Hâlbuki biri çıkıp tanjant demek “karşı” kotanjant demek “komşu” deseydi milyonlarca insanımız matematikten de hayattan da soğumayacaktı. Kelimelerin ne anlama geldiğini bilmediğimiz gibi  “diğerlerinin kullandığı gibi”  laf kalabalığına getirip kullanırsak savrulup gitmeye devam edeceğiz demektir. Yüz yıldır Milli Eğitim Bakanlığına matematik kitabı yazanlar ısrarla yabancı kelimeleri kullanmaya ve matematik fobisini gencecik çocuklarımızın beyinlerine üflemeye devam etmektedirler. Demek ki kelimeyi bilmemek insan başta olmak üzere topluma ve bilime olumsuz olarak yansımalar yaptırmaktadır.

Bu yazımızda başlıktan da anlaşılacağı üzere iki kelimeyi gündemimize alıyoruz: Dijital ve sanal.

Dijitali sanal’dan daha çok duyduğunuzu ve okuduğunuzu tahmin etmek zor değil. Anlamını bilip bilmediğinizden emin değilim, zira yukarıda dediğim gibi çok duymak/okumak bu kelimeyi anladığımız mânâsına gelmeyebiliyor.

Sözlüklere bakıldığında “dijital”in birkaç farklı anlamının var olduğunu görebilirsiniz. Yani bir tanımda bir anlamı, diğer tanımda ise daha başka bir anlamı ifade ediyor olabilir. Basitten karmaşığa doğru öğretim modeli oluşturarak anlatmaya çalışırsam, dijital’in kelime karşılığı “sayısal” demektir. 0 ve 1 rakamlarının her birine dijit (digit), 0 ve 1 lerden oluşturulan  (101110011) gibi rakamsal kelimelere de dijital (sayısal) denir. Dijital rakamları bilgisayarlar kullanır ve biz o kullanılan rakamları ne görürüz ne de biliriz. Görsek de bizim anlayacağımız türden bir şey değildir. Klavyede bir tuşa bastığımızda bilgisayarımızın içindeki tercümanlar bu karakterleri (yazı, rakam ve işaretleri)  bilgisayarın anladığı ve kullandığı bir nevi “kod” olan 0 ve 1 dijitlerine çevirir. Mesela 999 sayısının dijital karşılığı 111100111’dir.  Ekranda yazdığınız her bir harfin dijital karşılıkları vardır ve bunu bilgisayar bilir, okur, anlar, yorumlar. Aynı şeklide ekranda gördüğümüz “renkler, sesler, taramalar, resimler, animasyonlar, fotoğraflar, pdf’ler, dokumanlar, jpegler, http’ler, canlı konuşmalar, görüntülü konuşmalar, e-postalar, kelimeler, programlar, ekran tasarımları, web tasarımları, animasyonlar, oyunlar, 3B şekiller, proje tasarımları, bilimsel deneyler, canlandırmalar, MR, tomografik görüntüler, vb.” tümü dijital ürünlerdir. Tek şartımız var ekranda görmek! Ekranda görülen her şey sözlüklerde dijital olarak tanımlansa da aslında ekranda görülen dijital değil, yapı taşı dijital olan, dijitalden yapılmış dijital ürünleridir.

Ekranda görülen dijital ürünlerin görüntüsü aslında “sanal”dır. Sanal ise gerçek olmayan, hayali demektir. Bu ürünlerin bazılarının kaynağı dijital, bazılarının kaynağı ise doğaldır. O halde hayali/sanal varlıklara, dijitalden üretilen ürünlerdir diyebiliriz. Bu görünen ürünler aslında gerçek olmayıp sadece görüntüdür. Bilgisayar veya dijital aygıtlarla oluşturulmuş dijital ürünlerin (belgeler, sesler, resimler, animasyonlar, çizgi veya video filmler) tümü sanaldır, varlık dünyaları dijital kodlardır. Diğer taraftan kaynağı doğal olan varlıkların dijitale aktarılması ile gerçek varlığın görüntüsü/sesi artık dijital ürüne dönüşerek sanallaşır. Örneğin yüz yıl önce çekilmiş bir resmi dijitale aktararak canlandırıp ses ekleyerek konuşmalı video bile yapabilirsiniz. O halde doğada gördüğünüz ağacın bilgisayara aktarılmış görüntüsü de sanaldır. Diğer taraftan sanal olan görüntünün aslı hiç olmayabilir de. Yani ekranda görülen, duyulan ürün gerçekte hiç olmayan bir şeyi tasvir ediyor olabilir, tıpkı resim ve heykel sanatlarında olduğu gibi veya mimarların yaptığı projeler gibi.

Dijital ürünler “sanal/cyber” ortamlarda ortaya çıkarlar. Eğer dijital ürün görüntü ise ekran veya yazıcıdan; ses ise hoparlörden ortaya çıkar. Başta TV ekranları olmak üzere ekranı olan her teknolojik aygıt “sanal görüntü” sunan bir “ortamdır.”  İster görüntü ister ses ya da başka bir dijital ürünleri işleyen her aygıt başlı başına bir “sanal ortamdır.” Ayrıca ekranda görülen dijital ürünlerin hiç biri gerçek olmayıp hayali ürünlerdir. Gerçek olmayan dijital ürünler hayali/sanal ortamda ortaya çıkarak insanlığı olumlu ya da olumsuz etkilemeye devam etmektedir. Özelde bir dijital ürün ile ilgilenen kullanıcı aynı zamanda kullandığı sanal ortamı ile “sanal dünya”ya bağlanır ve artık sanal dünyaların bir üyesi olur. Nasıl galaksilerin oluşması için tek tek yıldızlara ihtiyaç var, “sanal dünyalar” için de dijital ürünleri sanal ortamda kullanan biz (tv, bilgisayar, akıllı telefon kullanıcıları) varız. Hiç birimiz “sanal dünya”yı bilmeyiz ama aslında bilgimiz ve iznimiz dışında oluşturulmuş “sanal dünyaların” vaz geçilmez birer elemanı (çalışanı, belki de kölesi) olduğumuzu bundan sonra anlayabilirsek, sanal dünyaları idare eden dijital efendilerimize karşı da bir tavır geliştirebiliriz.

Bir önemli bilgi harddiskte depolanırken veya kablolu/kablosuz olarak bir yerden bir yere aktarılırken ekranda görüldüğü formda olmayıp dijital kod yapısında aktarılır. Örneğin flaş diskte depolanan önemli resimlerimiz, bir hikâyenin seslendirilmesi veya müzik parçası, bir kitabın tarandıktan sonra saklanması demek, dijital kodlar halinde dönüştürülüp saklanması anlamındadır. Depolanan kodu ne zaman kullanmak istersek ilgili cihaz, dijital kodu bizim algılayacağımız ortama yani sanal ortama tam da bizim görmek istediğimiz şekilde aktarır. İşin ilginç yanı ise bir şeyin gerçeğine ulaşılamadığında “sanal”lık devreye girer ve sanal ses, sanal görüntü olarak ortaya çıkar. Uzak illerdeki yakınlarımızı ziyaret edip göremediğimizde, görüntülü telefonumuzu kullanıp “sanal ziyaret” yaparız. Hatta gerçekte olmayanlar canlandırılarak sunulur ve zihnimize yerleşir. Yazılar, şekiller, filmler ve daha neler neler insan zihnine gerçekmiş gibi hitap eder.

İnsanı “gerçek”likten koparan sanal dünyaların efendileri (dijital efendilerimiz) sanal üstü fantezileri sadece bugüne değil en fantastik imgelerle süsleyip geleceğe hazırlık yapmaktadır. İnsanı ele geçirme ve onu her alanda kendine bağımlı kılarak “kendi dünyasında” tutma işi belli oranlarda geçekleşmiş gözükmektedir. Sanal dünyaların günahsız köleleri olan okul çağındaki çocuklarımız 5-10 sene sonra bir sabah aniden örgütlenmişçesine “okula gitmeme, doğal et yememe, cinsiyet değiştirme, sokağa çıkmama vb” gibi kararlar alırlarsa, bunları kimin durdurup ikna edeceğini şimdiden düşünmemiz gerekmektedir. Çocukları geçip gençlere bakınca durumun daha vahim olduğu görülecektir. Birkaç yıl içinde herkesi sarıp sarmalayacak kişiselleştirilmiş yapay zekâ uygulamaları gençleri “rüzgârın önündeki yaprak” misali sürüklerken savrulan yaprakları kim toplayacaktır? Face, insta gibi kısaltılıp sevimli hale getirilen uygulamaların başından kalkamayan, bağımlılığından kurtulamayan yetişkin grubumuza ne demeli? Tüm toplum kesimleri “sanal dünyalar”ın ajanı olarak, ücretsiz kölesi olarak, bir uç karakolu olarak gününü bilmem kaç saatini dijital efendilerin kucağında geçirmektedir. Her bilgisayarı veya akıllı telefonunuzu açtığınızda gerçek dünyadan sıyrılıp sanal dünyaya girdiğinizi, artık bir insan değil bir cyborg olduğunuzu, akıl, izan, ruh, namus, din, dil, ırk, cinsiyet gibi insani değerlerden sıyrılıp hibrit bir sanal varlık olduğunuzu,  sanalda geçirdiğiniz her saat başı kulakları yukarıya doğru uzanan bir yaratığa dönüştüğünüzü unutmayınız.

Çok Okunanlar