Bizimle İletişime Geçin

Din ve Hayat

Dil Ne Zaman Varlığın Evi Oldu?

Rahman sûresi, Allah Teâla’nın güzel isimlerinden birisi olan “Rahmân” ismiyle başlar ve peşi sıra Rahmân’ın “Kur’ân’ıöğretti”ğinden, “insanı yarattı”ğından ve “ona beyanı/açıklamayı öğrettiği”nden diye devam eder. Âyettegeçen “beyan” kelimesine, insanı diğer canlılardan ayıran,içinden geçen duygu ve düşünceleri karşısındakilere açık ve güzel bir şekilde anlatabilme anlamı verilmektedir.

EKLENDİ

:

Bezm-i Elest

Rahman sûresi, Allah Teâla’nın güzel isimlerinden birisi olan “Rahmân” ismiyle başlar ve peşi sıra Rahmân’ınKur’ân’ıöğretti”ğinden, “insanı yarattı”ğından ve “ona beyanı/açıklamayı öğrettiği”nden diye devam eder. Âyettegeçen beyan” kelimesine, insanı diğer canlılardan ayıran,içinden geçen duygu ve düşünceleri karşısındakilere açık ve güzel bir şekilde anlatabilme anlamı verilmektedir. İnsanın duygu ve düşüncelerini aktarabilmesi için öncelikle “bir lisan/dile”a ihtiyacı vardır. Kur’ân’da, bu gerçeğe işaretle,insana “ayneyn/iki göz”, “bir lisan/dil” ve “şefeteyn/iki dudak” verildiğinden bahsedilmektedir. Ayrıca insananecdeyn/iki yol” gösterildiğine de dikkat çekilmektedir. (Beled 8-10)

Yeri gelmişken edebiyat terimi olarak, “manayı ifadede lafzı açıklığa kavuşturmak için gereken melekeyi kazandıran, duygu ve düşünceleri değişik yollarla ifade etme usul ve kaidelerini inceleyen ilim diye tarif edilen beyanın, “söz ve ifade” açısından büyüleyici bir etkisinin olduğu da hadiste ifade edilmektedir.

Yaratılışla birlikte farklı kazanımlara sahip olan insan için dil,varlığının evi olarak kabul edilmektedir. Kur’ân’abaktığımızda insanların bezm-i elest”te kendilerine yöneltilen soruya dilleriyle Kâlu belâ/ Elbette öyle! dediler” cevap verdiklerini görüyoruz. Rabbin Âdemoğulları’ndan -onların sırtlarından- zürriyetlerini alıp bunları kendileri hakkındaki şu sözleşmeye şahit tutmuştu: Ben sizin rabbiniz değil miyim? “Elbette öyle! Tanıklık ederiz” dediler. Böyle yaptık ki kıyamet gününde, “Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz.” (A’râf 172) Görüldüğü üzere, insanlar, tanıklıklarını dilleriyle pekiştirmişlerdir.

Hz. Âdem’in Konuştuğu Dil

İnsanlığın atası olan Hz. Âdem’le ilgili olan âyetlerebaktığımızda yine dilin ön plana çıktığı görülür. Kur’ân’ın haber verdiğine göre, Allah, melekler ve Hz. Âdem arasında şöyle bir konuşma geçmektedir: “Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra bunları meleklere gösterip “Sözünüzde doğru iseniz şunların isimlerini bana söyleyin” dedi.” “Seni tenzih ederiz! Bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. En kâmil ilim ve hikmet sahibi şüphesiz sensin” cevabını verdiler. Ey Âdem! Bunların isimlerini onlara bildir” dedi. Onlara bunların isimlerini bildirince de “Size ben göklerin ve yerin gizlisini kesinlikle bilirim; yine sizin açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilirim demedim mi!” buyurdu.(Bakara 31-33)

Dil Varlığın Evi midir?

Kadim zamandan modern zamanlara geldiğimizde, varoluşçu filozof Martin Heidegger (1889-1976), Brief Über den Humanismus/Hümanizm Üzerine Mektup (Frankfurt: Klostermann, 1949, s. 5) adlı çalışmasında:Die Sprache istdas Haus des Seins. In ihrer Behausung wohnt der Mensch. Die Denkenden und Dichtenden sind die Wächter dieserBehausung/Dil varlığın evidir. İnsan bu evinde yaşar. Düşünürler ve şairler bu evin bekçileridir” demektedir.Dilin ne kadar önemli olduğunu gösteren böyle bir cümle kurmada son derece haklı olan Heidegger’den çok daha önce Ebû Osmân Câhiz (ö. 255/869) el-Beyân ve’t-Tebyîn adlı eserinde benzer bir ifadeyi Halid b. Safvan el-Hatib’e (v. 135) nispet ederek aktarmaktadır ki söz konusu ifade şöyledir:

ما الإنسان لولا اللسان

إلا صورة ممثلة أو بهيمة مهملة

Lisan olmasa insan nedir ki

Ya cansız bir suret veyahut başıboş bir hayvan

İnsan için dilin ne kadar önemli olduğunu anlatan bu sözü,Abdülkâhir Cürcânî (ö. 471/1078) Esrârü’l-Belâğa (s. 12) adlı eserinde, Ebü’l-Hasen Alî Mâverdî de (ö. 450/1058) Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn (s. 287) adlı kitabında zikretmektedir. Burada şu hususa işaret etmeden geçemeyeceğimizi belirtmek isterim.Mâverdî’nin Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn adlı muhteşem eseri Alman Heidegger’in hemşehrisi olan ve Müslümanlığı seçen Osman/Oskar Reşer tarafından Almanca’ya (I-III, Stuttgart1932-1933) tercüme edilmiştir. Heidegger ise yukarıda atıfta bulunduğumuz makalesini 1949 yılında kaleme almıştır.Heidegger’in, Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn adlı eserin Almanca tercümesini okuyup okumadığını bilemiyoruz. Ama bilinen bir şey vardır ki o da, Batılıların Müslümanlara ait olan pek çok şeyi kendilerine mal ettikleridir.

Sonuç olarak, bezmi elestte insanların verdikleri cevap ve Hz. Âdem’in meleklere isimleri haber verip kendisini ifade etmesi hep dille olmuştur. Dolayısıyla dil, ilk günden itibaren insan için varlığının evi olmuştur. İnsanı yaratan Allah, insanabeyanı yani kendisini nasıl ifade edeceğini öğrettiği gibi diğer bir dil olan yazı dilini de kalemle öğretmiştir. İnsan bu iki dil sayesinde kendisini ifade etmeye, kalbinden ve zihninden geçenleri bazen dil dökerek bazen de kalemle yazarak açık ve seçik bir şekilde ifade etmeye çalışır.

Sözü şairin şu mısralarıyla bitirelim:

إن الكلام لفي الفؤاد وإنما

جعل اللسان على الفؤاد دليلاً

Asıl söz kalpte olandır, bil

Kalbe bir kılavuz kılınmış dil

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar