1. Anasayfa
  2. Genel

Diller ve İrfanımız

Diller ve İrfanımız
0

Dilin akıbeti milletlerin tarihine benzer.

Her dilin bir dini vardır.

Mesela Latince Pagan bir dildir, Yunanca mitolojik Politeist, Almanca Protestan, İtalyanca Katoliktir. Yani değil dini mezhebi bile var.

Mesela bizim dilimiz, Türkçemizi anlamak için

İyi Kur’an-ı Kerim bilgisini bilmezsek, medeniyetimizin manevi hiçbir unsurunu (mesela örfü, âdeti, estetiği, nezaketi sanatı) anlayamayız.

Kütüb-ü Sitte dediğimiz hadis kitaplarını bilmezsek Muhammedîye geleneğini hiç anlamayız.

Süleyman Çelebi’nin mevlidi anlamak için iyi derecede siyer bilgisine sahip olmamız gerekiyor.

Mostar’daki taş hilal denen köprünün basamaklarını 99 adet yapan medeniyetimizi anlamak için iyi bir İslami kültüre sahip olmak gerekir.

Her şey elifi, hilali laleyi anlatır.

Daha somut bir örnek verelim

“Ayşe Hanım akşam ezanından biraz önce ruhunu teslim etti.” ifadesini inceleyelim:

1-Ayşe Hanım’ın ruhu,

2-Bu ruh ona emanettir,

3-Bu cemiyette vakitler ezanla tayin ediliyor,

4-Bu ifade Müslüman bir kişiye aittir.

Bir düşünür: “Bir milletin dilini araştırınız, o milletin dilinde bütün inancını bulursunuz. Bir milletin oyunlarını araştırınız, o milletin oyununda bütün inancını bulursunuz.”

Eğer çocuk oyunda o cemiyetin inançlarını oynamıyorsa o çocuk büyüdüğünde cemiyete ayak uydurmakta zorlanır. Biraz önceki örneğe geri dönecek olursak:

1-Ayşe Hanım, Roza, Elizabet değil.

2-Teslim etti: Bu ruh ona ait değildir, emanettir. Ayette “ Venefehtu fihi min ruhi.” denilmiştir.

3-Ayşe Hanım ölümden şikâyetçi değildir çünkü ruhunu ona teslim etmiştir. Müslüman teslimiyet içindedir. Allah’ın kaderi tecelli ettiğinde şikâyet etmez, kabul eder.

Yine Biz Allah’ın varlığına inanırız. Yahya Kemal “Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden/ birçok seneler geçti dönen yok seferinden.” der.

İslam inancında Allah birdir, Allah kesret âlemine tecelli edince âlem olmuştur. Ama “bir”i kaldırdılar. “Birçok kez” yerine “çoğu kez”; “biraz sonra” yerine de “az sonra” dediler.

Bunlar tesadüfi değil, kasıtlı yapıldı. Evvelden “Öğleden sonra geleceğim.” dendiğinde vakitler ezana göre olduğu için bundan ezandan sonrası anlaşılırdı…

Türkiye’ye çok kazık atıldı, hâlâ da atılıyor. “İstanbul kara teslim oldu.” deniyor. Bizler Türkçede “teslim olma”yı kötü anlama dönüştürdük hâlbuki Sadece Allah-u Teâla için kullanırız. Şimdi insanları buna alıştırıyorlar. Artık deniyor ki “Teslim olmak” siyasi ve sosyal bir olaydır.

Burada ne Allah, ne peygamber; ne ayet, ne de hadis vardır. Bu memleket o kadar haysiyetliydi ki bunu anlatmak kabil değil. Avrupalı bir gezgin “ İstanbul’a gittim, yükümü kaldırtmak istedim. Hamallar, Avrupalı olduğum için yükümü taşımayacaklarını söylediler. En sonunda biri geldi. Kimseye söylemezsem yükümü taşıyabileceğini söyledi.” diye anlatır. Türk hamal bile olsa haysiyetlidir.

Çocuk oyunlarımızda bile medeniyetimizin izleri vardır.

Bizim oyunlarımızda “yağ satarım/ bal satarım/ ustam ölmüş ben satarım.” denir. Yani ustasının adını yaşatıyor. Hâlbuki günümüz Sosyolojisi okurken bize “ Çırak, usta, patron birbirlerine düşmandır.” diye öğretirlerdi.

Başka bir tekerleme: “Aç kapıyı bezirgânbaşı/ kapı hakkı/ arkamdaki yadigâr olsun.” Bu tekerleme çocuğun başına hak mefhumunu koyuyor.

Bütün dünya edebiyatını araştırın. Bizim dışımızda hiçbir milletin ninni edebiyatı yoktur. Avrupalı ninni bilmez. Ninni sadece Türk- İslam kültüründe vardır. Bir nağmenin, ilahinin, ninninin nağmesi iz bırakır.

 

Türk müziği tek seslidir çünkü biz tek Allah’a inanırız. Tevhidi verir.

Gavurunki çok seslidir. Bizim ecdadımız Frenk musikisine “kaba saz”, bizimkine “ince saz” demiştir

Batı müziği istilacı ve emperyalist bir müziktir, notalar üzerinize hücum eder. Sanki Tramvay, otobüs gelir gibi.

Türk sanat müziği güfteleri seyirciyi tefekküre daldırır hatta ağlatır

Ama Batılıların, Batı müziğini dinlerken yüzleri gergindir. Türk müziği seyircileri alıp arşa yükseltir. Bir batılı bestekâr, Türk müziğini dinledikten sonra “ Efendi müzik, bunu yapanlar barbar olamaz.” demiştir.

 

Bir Batılı yazar Süleymaniye Camii’ni görünce “ Bu mimarinin bir musikisi de olmalı.” demiştir. Daha ötesi var Kur’an çınlıyor orada…

Dolayısıyla Edebiyatımız, gökçe yazınıdır Nuri Pakdil’in ifadesiyle

Kutsallıktan bahseder,

Derin hoşgörüyü de dilimizden öğreniriz.

Mesela milletimizin kucaklayıcı, hoşgörülü yönleri kültürlere açık yönünü dilimizden öğreniriz…

 

Mustafa Alıcı, 1969 yılında Erzincan'da doğdu. 1988 yılında Erzincan İmam Hatip Lisesi’nden mezun oldu. Aynı yıl girdiği Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğrenciliği sırasında hafız oldu. 1993 yılında İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 1996 yılında Marmara üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Dinler Tarihi anabilim dalında doktoraya başladı. Ocak 1996- Aralık 1996 tarihleri arasında bir yıl süreyle İtalya, Perugia'da Yabancılar İçin İtalyanca Üniversitesi'nde ileri düzey İtalyanca dil eğitimi aldı. 1996- 1998 yılları arasında İtalya, Roma’da doktora teziyle ilgili araştırmalarda bulundu. 1998 yılında 3 ay İngiltere'de, Bristol, Birmigham ve Londra'da doktora teziyle ilgili araştırmalar yaptı. 1995- 2010 yılları arasında Rize Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Dinler Tarihi öğretim üyesi olarak görev yaptı. 2011-2012 yılları arasında Erzincan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan yardımcısı olarak hizmet etti.2012 yılının yazında üç ay süreyle YÖK bursu ile İtalya’da akademik çalışmalarını sürdürdü. 2013 yılında Profesör olan ve2014 yılında Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olarak atanan Alıcı, 25 Kasım 2017 tarihinde aynı fakültenin dekanlığına asaleten atanan Alıcı, 24 Nisan 2019 tarihine kadar bu görevi sürdürdü. Alıcı, Evli ve üç çocuk babası olup Arapça, İngilizce, İtalyanca ve Latince bilmektedir. Alıcı halen dinlerarası ve kültürlerarası ilişkiler, İslam irfanı, monoteizm, postmodern din bilimleri konularında çalışmalarını sürdürmektedir. Bazı çalışmaları şunlardır; 1. Dinler Tarihinin Batılı Öncüleri”(2008, 2011) 2. Evrimci Politeizm Devrimci Monoteizm (2014) 3. Din Bilimlerinde Klasik ve Çağdaş Metodolojik Yaklaşımlar (2017) 4. Postmodern Din Biliminin Batılı Öncüleri (Yayımlanmak Üzere)

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir