Dilin akıbeti milletlerin tarihine benzer.
Her dilin bir dini vardır.
Mesela Latince Pagan bir dildir, Yunanca mitolojik Politeist, Almanca Protestan, İtalyanca Katoliktir. Yani değil dini mezhebi bile var.
Mesela bizim dilimiz, Türkçemizi anlamak için
İyi Kur’an-ı Kerim bilgisini bilmezsek, medeniyetimizin manevi hiçbir unsurunu (mesela örfü, âdeti, estetiği, nezaketi sanatı) anlayamayız.
Kütüb-ü Sitte dediğimiz hadis kitaplarını bilmezsek Muhammedîye geleneğini hiç anlamayız.
Süleyman Çelebi’nin mevlidi anlamak için iyi derecede siyer bilgisine sahip olmamız gerekiyor.
Mostar’daki taş hilal denen köprünün basamaklarını 99 adet yapan medeniyetimizi anlamak için iyi bir İslami kültüre sahip olmak gerekir.
Her şey elifi, hilali laleyi anlatır.
Daha somut bir örnek verelim
“Ayşe Hanım akşam ezanından biraz önce ruhunu teslim etti.” ifadesini inceleyelim:
1-Ayşe Hanım’ın ruhu,
2-Bu ruh ona emanettir,
3-Bu cemiyette vakitler ezanla tayin ediliyor,
4-Bu ifade Müslüman bir kişiye aittir.
Bir düşünür: “Bir milletin dilini araştırınız, o milletin dilinde bütün inancını bulursunuz. Bir milletin oyunlarını araştırınız, o milletin oyununda bütün inancını bulursunuz.”
Eğer çocuk oyunda o cemiyetin inançlarını oynamıyorsa o çocuk büyüdüğünde cemiyete ayak uydurmakta zorlanır. Biraz önceki örneğe geri dönecek olursak:
1-Ayşe Hanım, Roza, Elizabet değil.
2-Teslim etti: Bu ruh ona ait değildir, emanettir. Ayette “ Venefehtu fihi min ruhi.” denilmiştir.
3-Ayşe Hanım ölümden şikâyetçi değildir çünkü ruhunu ona teslim etmiştir. Müslüman teslimiyet içindedir. Allah’ın kaderi tecelli ettiğinde şikâyet etmez, kabul eder.
Yine Biz Allah’ın varlığına inanırız. Yahya Kemal “Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden/ birçok seneler geçti dönen yok seferinden.” der.
İslam inancında Allah birdir, Allah kesret âlemine tecelli edince âlem olmuştur. Ama “bir”i kaldırdılar. “Birçok kez” yerine “çoğu kez”; “biraz sonra” yerine de “az sonra” dediler.
Bunlar tesadüfi değil, kasıtlı yapıldı. Evvelden “Öğleden sonra geleceğim.” dendiğinde vakitler ezana göre olduğu için bundan ezandan sonrası anlaşılırdı…
Türkiye’ye çok kazık atıldı, hâlâ da atılıyor. “İstanbul kara teslim oldu.” deniyor. Bizler Türkçede “teslim olma”yı kötü anlama dönüştürdük hâlbuki Sadece Allah-u Teâla için kullanırız. Şimdi insanları buna alıştırıyorlar. Artık deniyor ki “Teslim olmak” siyasi ve sosyal bir olaydır.
Burada ne Allah, ne peygamber; ne ayet, ne de hadis vardır. Bu memleket o kadar haysiyetliydi ki bunu anlatmak kabil değil. Avrupalı bir gezgin “ İstanbul’a gittim, yükümü kaldırtmak istedim. Hamallar, Avrupalı olduğum için yükümü taşımayacaklarını söylediler. En sonunda biri geldi. Kimseye söylemezsem yükümü taşıyabileceğini söyledi.” diye anlatır. Türk hamal bile olsa haysiyetlidir.
Çocuk oyunlarımızda bile medeniyetimizin izleri vardır.
Bizim oyunlarımızda “yağ satarım/ bal satarım/ ustam ölmüş ben satarım.” denir. Yani ustasının adını yaşatıyor. Hâlbuki günümüz Sosyolojisi okurken bize “ Çırak, usta, patron birbirlerine düşmandır.” diye öğretirlerdi.
Başka bir tekerleme: “Aç kapıyı bezirgânbaşı/ kapı hakkı/ arkamdaki yadigâr olsun.” Bu tekerleme çocuğun başına hak mefhumunu koyuyor.
Bütün dünya edebiyatını araştırın. Bizim dışımızda hiçbir milletin ninni edebiyatı yoktur. Avrupalı ninni bilmez. Ninni sadece Türk- İslam kültüründe vardır. Bir nağmenin, ilahinin, ninninin nağmesi iz bırakır.
Türk müziği tek seslidir çünkü biz tek Allah’a inanırız. Tevhidi verir.
Gavurunki çok seslidir. Bizim ecdadımız Frenk musikisine “kaba saz”, bizimkine “ince saz” demiştir
Batı müziği istilacı ve emperyalist bir müziktir, notalar üzerinize hücum eder. Sanki Tramvay, otobüs gelir gibi.
Türk sanat müziği güfteleri seyirciyi tefekküre daldırır hatta ağlatır
Ama Batılıların, Batı müziğini dinlerken yüzleri gergindir. Türk müziği seyircileri alıp arşa yükseltir. Bir batılı bestekâr, Türk müziğini dinledikten sonra “ Efendi müzik, bunu yapanlar barbar olamaz.” demiştir.
Bir Batılı yazar Süleymaniye Camii’ni görünce “ Bu mimarinin bir musikisi de olmalı.” demiştir. Daha ötesi var Kur’an çınlıyor orada…
Dolayısıyla Edebiyatımız, gökçe yazınıdır Nuri Pakdil’in ifadesiyle
Kutsallıktan bahseder,
Derin hoşgörüyü de dilimizden öğreniriz.
Mesela milletimizin kucaklayıcı, hoşgörülü yönleri kültürlere açık yönünü dilimizden öğreniriz…
