Bizimle İletişime Geçin

Dünden Bugüne

Dünden Bugüne – 10

EKLENDİ

:

 

Eylül, serinliğin insan ruhunu kuşattığı bir ay… Bağ ve bahçe bozumunun gerçekleştiği bir ay… Bereketin evlerimizi kuşattığı bir ay… Eğitim öğretim sezonunun başladığı bir ay… Öğrencilerin üç aylık bir aradan sonra arkadaşlarına kavuştuğu bir ay… Kış hazırlıklarına başlanan bir ay… Kırsalın tamamen boşaldığı ve kentlerin hıncahınç dolduğu bir ay… Kalabalıkların her tarafı kapladığı ama gönülden gönüle iletişimin sıfırlandığı bir çağda yaşıyoruz. İşte böyle bir çağda muhatabını can ü gönülden dinleyerek dertlerine derman olmaya çalışan gönül erlerine ihtiyaç var. Bu gönül erleri ki sadece ve sadece Rıza-yı Bârî doğrultusunda hareket ettikleri için, bu hareketlerin her biri özünde büyük bir samimiyeti, ihlası barındırıyor.

Dünden Bugüne-10’da bu ay inşallah edebiyatımızın usta yazarlarından ve şehir mektupçuluğuyla bilinen Ahmet Rasim’i konuk edeceğiz. Ahmet Rasim yazar, gazeteci, tarihçi ve bestekârdır. 1864 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Ahmet Rasim, 1932 yılında vefat etmiştir. Yazar 1927-1932 yılları arasında milletvekilliği de yapar. Babası, annesinden ayrıldığı için annesinin çabasıyla eğitim hayatını sürdürür ve Darü’ş-şafaka’dan 1893’te birincilikle mezun olur. Bir süre memurluk yapan Ahmet Rasim, 1885’ten sonra geçimini yazarlıktan sağlar. Birçok gazete ve dergide yazıları yayımlanan yazar, Türkçenin ustalarındandır. Yazarı vefatının 91. Yılında yazarın yayın dünyasına ışık tutan “Kitapçılık İlerleyemiyor” başlıklı yazısıyla yâd edelim.

Ah, yayıncılık! Binbir türlü engellere takılan yayıncılığımız bugün de büyük bir krizde. Önce iki buçuk yıla yakın bir süre pandemi depremi vurdu, ardından 6 Şubat ve artçı depremleri yayıncılığı vurdu. Yazı okununca zaten görülecek ki aradan 99 yıllık bir zaman geçmesine rağmen sorunlar ve sıkıntılar değişmeden aynı duruyor. Bundan dolayı bu sorunları çözecek kişiler de yine okurlar arasında. Başka bir yerden umut beklemek beyhude bir çaba. Bütün kitap dostlarına kucak dolusu selamlar. Hakikat yolculuğunda Kitab’ı rehber edinmek ne güzel bir eylemdir. Allah’a emanet olunuz.

 

Kitapçılık İlerleyemiyor

Ahmet Rasim

 

İtalyanların Trablusgarp’a saldırmaları ile beraber İstanbul kitap yayımında görülen buhran hâlâ devam etmektedir.

Meşrutiyet’in ilanı üzerine bilhassa edebî ve tarihî eserlerin olağanüstü bir hızla basılmasına başlayıp devam edildiği gibi başka ilmî, fennî ve sanayi ile ilgili eserler de az çok aralıklarla basılarak, istibdat devrinin her bilgi dalını sarmış olan durgunluk kâbusu sona ermiş ve elbet kitap okumak merakı da çok artmıştı. Hatta 31 Mart vakası bile bu ilk hıza tesir edememişti. Fakat İtalya Muharebesi çıkıp da onun ardından Balkanlar’da Osmanlı saltanatı aleyhine düzenlenen tasarılar ve hareketler birer birer meydana çıkınca, yine bir durgunluk çökmüş ve

memleket çok muhtacı bulunduğu böyle bir çalışmanın günden güne azalmakta olduğunu anlamıştır.

Bu azalış, o zamanlarda da okuyucuları şaşırtmış olan politika derdinin doğurduğu türlü türlü buhranlar neticesi idi.

Gazetelerin münakaşaları ve çatışmaları, siyasi cereyanların hangi tarafa gideceğini bilemeyenler üzerindeki tesirleri sen-ben kavgalarının tâ mahalle kahvelerine kadar yayılması, Balkan Birliği’nin bilinen tehditleri, tensikat patırtılarının biraz önceki geçim düzenini esasından değiştirmesi, bir taraftan okuyucu zümresini günlük yaşayışları ve gelecekleriyle uğraştırdığı gibi, öte taraftan da yazarları ve tercüme yapanları durdurdu. Hele Bulgar, Yunan ordularının Çatalca istihkamları önüne gelerek şehrin karmakarışık bir vaziyete girmesini gerektirince, kitapçılık büsbütün rağbetten düşerek, dükkân ve depo mevcudiyle kepenklerini açıp indirmek zorunda kaldı. Londra Konferansı’nın Rumeli vilayetlerini hemen tamamiyle kopararak yalnız Edirne vilayetini kısmen bırakmış olması, başta Selanik vilayeti olmak üzere, eski Rumeli’den büsbütün elimizi çekmemizle neticelenmiş ve bu sebeple, İstanbul kitapçılığının belli başlı satış yerlerinden beş altısı kapanmıştır.

Bu hadiselerin hepsi üzerine tüy diken Birinci Dünya Savaşı derdi ise; okuma hevesini, yayımlanan eserlere rağbet hissini kökünden kurutmuştur. Bu gaile; ilk ve orta gençliği toplayıp siperlere atmış, düşman orduları imparatorluğu her taraftan kuşatarak en sonunda dayanılmaz bir Mütareke devresi ile hükümet merkezini de işgal altına almış, böylelikle satış yerleri sayısı çok azalmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında, öteki bu savaşa katılmış milletlerin vaziyetleri, eser yayımlama hususunda zaten hepsinden aşağı derecede bulunan vaziyetimizle mukayese olunamayacak derecede yüksek idi. Millî Mücadele yüzünden bütün Anadolu ile haberleşme ve ulaştırma işleri kesildiği gibi, Arabistan, Irak ülkeleri de ayrıldığı cihetle, İstanbul kitapçılığı ancak kendi başına kalabilmiş ve bir aralık Babıâli Caddesi’ndeki kitapçı dükkânlarından bazıları, aşçı, kebapçı, bakkal dükkânı olmuştu. Ortada, yarım çıkan gazete parçaları ile destan kırıntılarından, eskiden basılmış kitaplardan maada okunacak bir şeyler kalmamıştı. Tann’ya şükürler olsun, Milli Mücadele’nin büyük bir zaferle taçlanarak Misak-ı Milli hududunun kesinlikle belli olması ve memleket içinde emniyet ve asayişin yerleşmesi ile beraber millî hâkimiyet esaslarının tespiti, Büyük Millet Meclisi’nin ve Cumhuriyet Hükümeti’nin maarif meselelerini ele alarak millî kültür prensibinin tatbiki ve yaygınlaştırılması işiyle uğraşması, yazarlığın eskisine göre canlanması, gençliğin başı boş haylazlığı pek çabuk bırakarak yine çalışıp çabalama izleri üzerine gelmeğe azim ve niyet göstermiş olması, basının hür ve serbest bulunuşu gibi tesirli sebeplerin arada-sırada birbiriyle çarpışan akisler meydana getirmekle beraber, kitap yayımlanması ve kitapçılık sanatının canlandırılması hakkında beslenen hususi düşünceleri yeniden uyandırmakta ise de yazık ki, bugünlerde de yeni yeni mâni’ler karşısında kalmaktadır.

Kitapçılardan hangisine müracaat ettim ise, hepsini başlıca iki mâni’den şikâyetçi buldum. Bu iki mâni’den biri kâğıt, dizgi, baskı, mürekkep, ciltleme fiyatının son derece artmış olması; öteki, halkın parasızlığı ile beraber, posta ücretlerinin çok pahalı bulunmasıdır. Günümüzde, leone denilen boyda bir forma yani on altı sayfalık bir yazı, müstesna olmak üzere, ancak beş yüz kuruşa dizilmekte ve bu yazının bin nüsha olarak basılması, kırılması, harmanı, kapağı da bir o kadar kuruşla vücuda gelmektedir ki bin kuruş demektir. Kâğıt masrafı bu miktardan hariç olup, kâğıdına göre, bir forma on beş yirmi liraya mal olmakta ve İstanbul denilen küçük boy, yine kâğıdının cinsine göre, on beş-on yedi, battal denilen boyu da yirmi iki-yirmi beş liraya mal olmaktadır.

Bu ilk masraflara yazı ve çeviri ücreti girmediği gibi, esnafa yükletilen türlü türlü vergiler, satış vergisi, kazanç vergisi miktarı da katılmamıştır. Büyük bir züğürtlüğün karşısında eser yayımlama çabasını karşılayan böyle bir mâni, ekonomimizi sıkı sıkıya kucaklamış olan karışıklığın zararlı neticelerinden biridir.

Kitapçılarımızdan biri anlattı:

İstibdat devrinde bin zorlukla Ercümen-i Teftiş ve Muayeneden kurtardığımız bir kitabın basımını bitirdiğimiz gün, son derece sevinirdik. Çünkü o gün, bize, mühim bir alış-veriş olacağını müjdelerdi. Kitabevimize müracaat edenlerden maada, öteki kitapçılar, dağıtıcılar, beş-altı yüz tane satarlar; biz de, bir taraftan, vilâyetlerindeki kitapçılara posta posta yollardık. O gün, çekmecemize oldukça çok para girerdi. Mektep kitapları zamanları müstesna olmak üzere, şimdiler, böyle bir alışveriş günü gördüğümüz yoktur. Bu sebeple pek çok mühim eserlerin basımına cesaret edemiyor ve yazarlarının müracaatlarına yazık ki ret cevabı vermek vaziyetinde kalıyoruz.

İşte bu neticeyi de, ikinci mâni’ yâni posta ücretinin fazlalığı daha ziyade kabartmaktadır. Postaneler İstanbul’dan hârice gönderilecek kitap ve broşürlerin her birinin kilosundan kırk kuruş almaktadırlar ki, bizim gibi noksan vâsıtalar içinde bulunan bir milletin, kafaların aydınlanması ve bilginin yayılması uğrunda göstermek istediği çaba ve çalışmaya korkunç bir darbe demektir. Garanti olarak alınan beş kuruştan başka bir de kitapçının gönderme için katlandığı sargı, bez sandık masrafı vardır. Kısacası bir kilo kitap elli kuruş masraf ile İstanbul sınırının dışına çıkabilmektedir.

Açıklamak gerekmez ki kitap yayımı ve basımı, kitapçılık, milletlerin bilgi ve kültür seviyesinin barometresidir. Bu barometrenin gösterdiği derecelere göre, milletlerin medeniyet ve ilim alanlarındaki ilerleyişleri tespit edilir. Memleket içinde okuma, inceleme hevesi ölçülür. Millî eğitime gösterilen çaba ve yardımların neticeleri anlaşılır. Halkın, hükümetin rahatlık ve düzen konusundaki kabiliyeti ve çalışması takdir olunur.

En çok serbest olması, değil, ondan daha ileriye gidilerek, en çok mükâfat verilmesi asrın icaplarından olan, eser yazılması ve yayımlanması gibi faydalı bir maksada karşı duran engellerin giderilmesinde başarı gösterilmektedir ki Maarif Vekâlet’inin bilgili çalışmalarının iyi tesirleri duyulur. Vekâlet’in en sağlam ve tesirli propagandası, mektepçilik ve kitapçılık. Maarifi yaygınlaştırma işi, ancak bu iki bilgi dalının hazırladığı kolaylığın geniş geniş nefes alışları ile yol alabilir. Milletin pençe pençeye uğraştığı “kara cahillik”, ancak bunlarla yenilir. Cumhuriyet, her sene başında, çalışma programında andığı eserlerin sayısı, ehemmiyeti uygunluğu ile atmakta olduğu adımların sağlamlığını arttırır. Umumi bütçesine aldığı kitap posta ücretleri, zaten az bir yekûn tutar bu gelir, bu gidişle artmaz, tersine yükselir. Hiçbir vakit onu, gelir artması gibi bir başarı ile sevindiremez.

13 Teşrin-i Evvel 1340 (13 Ekim 1924)

“Muharrir Bu Ya, Ahmet Rasim, Yayına Hazırlayan: Hikmet Dizdaroğlu, MEB Yayınları, İstanbul 1989, s. 187-193.”

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar