Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Eğitim Ne Demektir? – Eğitim Öğretim Üzerine Birkaç Söz

Çocuk doğar, büyür, olgunlaşır, yaşlanır ve ölür. Görür, benimser, öğrenir, yapar. Eğitilmezse, yanlışı doğru, doğruyu yanlış yapabilir. Zamanla ilgisi ne, ilgisi budur işte. Doğar, belli bir zaman geçer, çevresinin ve ortamının kalıbına girer. Bu serüvende zamanın çarklarını döndürerek aklı buluğa kadar geçen zamanı siz ekleyin.

EKLENDİ

:

I

Öncelikle ben bir eğitimci değilim, söyleyeceklerim meramımı aşarsa bağışlana. Bizim gibilere şair diyorlar, şair miyim, değil miyim, bilemem, okuyucuların söyledikleri. Bir şair ne kadar eğitim ve öğretimden bahsedebilir, ancak bizim gibilerin de kendi cephelerinden gördüklerini ve duyumsadıklarını söyleyebilirler. Peşinen uzmanlardan af diliyorum, iyi de olsa, kötü de olsa bir şairin görüşüdür, eğitimciyi de öğretimciyi de bağlamaz. Affola!

II

Yıllar öncesinden kalan ve ismini şimdi anımsayamadığım bir düşünürün sözü var kulağımda. Aslında bu söz aynı kişiye mi ait, ayrı ayrı kişiler mi söylemiş tam bilemediğim bir cümlesi daha var. İkisini de burada zikredeceğim. İsimlerini bulursam ikisinin de ismini vereceğim.

İlk söz şudur: “Zaman haşin ve gaddar bir öğretmendir, önce imtihan eder, sonra ders verir.” Burada eğitimle zamanın içiçe fonksiyonel bir birlikteliğin varlığından şüphe yok. Eğitim, zaman işi bir eylem, zaman işi bir edim. İnsan doğasına uygun bir paralellik arz eder. Eğitim bazı hayvanlarda da var. Çünkü ailedirler. Aile komün bir hiyerarşidir. Görerek, gösterilerek, işaret edilerek bu eylem geliştirilir. Hayvan anne baba nasıl yapar kendi dili ve davranışıyla, bunu tam bilemeyebiliriz. Arslanın yavrusunun arslan, filin yavrusunun fil, kuşun civcivinin kuş, maymunun maymun… Bir çıkarsamada bulunuruz ancak. Öğrendiğimiz algılarla bir çıkarsama… İnsan da bir hayvan türüyse şayet, böyle kabul edeceksek eğer, etmesek de, Adem’in ve Havva’nın çocukları olarak da bu çıkarsamaya dahil olabiliriz, tabii ki eğitim ve öğretim kavramları üzerinden. Onlar eğitildiler, öğretildiler. Başlangıçta bu vardır. Yani eğitmek ayrıdır, öğretmek ayrı.

Çocuk doğar, büyür, olgunlaşır, yaşlanır ve ölür. Görür, benimser, öğrenir, yapar. Eğitilmezse, yanlışı doğru, doğruyu yanlış yapabilir. Zamanla ilgisi ne, ilgisi budur işte. Doğar, belli bir zaman geçer, çevresinin ve ortamının kalıbına girer. Bu serüvende zamanın çarklarını döndürerek aklı buluğa kadar geçen zamanı siz ekleyin.

Eğitilen şey, öğretilen şeydir aynı zaman ama öğretilen şey eğitilen şey değil. Yukarıda verdiğim sözden kasıt, zamanın tecrübesidir ama bize öğreteceği şey, zaman bir metafordur, eğitici ve öğretici bir döngüsü vardı. Ders vermek ve sınava tabi tutmak döngüsel bir arkaiktir. Önce başına vurur, bilmediği şeyi sorar, sonra açıklamasında bulunur. Bu ikinci dizge, gençlik çağındaki rezonanslardır. Öğrenmek için akıl lazım, akıl için düşünme lazım, düşünme için zaman lazım. Öğrenme periyodiktir, eğitim böyle değildir diye düşünüyorum.

Eğitimin ruh ve bedenle de ilintisi var. Her şeyi öğrenenin eğitimi yoksa, öğrendiği şeylerin kendisine ve toplumuna, ruhlara ve bedenlere de bir yararı olmaz. İlahi Kelâm’a göre; “kitap yüklenmiş merkepler” prototipi en iyi örnektir…

III

İkinci söz de şudur: “Zaman korkunç bir öğretmendir, ne yazık ki bütün öğrencilerini öldürür.” Söz verdim, bu iki sözü söyleyeni bulursam ekleyeceğim. Kendi kendime diyorum ki; ben bu sözleri biliyorum, öğrendim, okudum, duydum, her ne şekilde olursa olsun bana ulaştı. Şimdi ben öğrenicilerden miyim, öğrendiklerimle eğitilmişlerden miyim? Kendimi bu sözlerle, davranışlarla, hayatın tecrübelerinden süzülüp gelen bu bilgilerle donatmışsam, eğitilmiş mi oluyorum, yaşamıma ne kadar tatbik edebilmişim ne kadar üzerinde düşünüp kendimi eğitmişim? Bir bilgi öğrenilip hayata geçirilmez, üzerinde düşünülmez, hayır ve şer tefrika edilmezse eğitimden geçmemiş mi olur? Ya da yalın bir ifade ile, iyilik ve kötülük’ü bilmek öğretimdir, onları birbirinden ayırmak da eğitimledir, diyebilir miyiz?

Bir yolu bulmak ve orada yürümek öğretimledir, o yolda yol katetmek; engebeli mi, düz mü, çukur mu, yokuş mu, iniş mi, asfalt mı, keçi yolu mu, ancak yol boyunca ilerlemekle, vaktin güzergâhlarında ilerlemekle anlaşılır, yolun sonuna varıldığında eğitim tamamlanmış olur. Yol bittiği zaman zaten “ölüm” gelir. Demem şu ki, adam zamanın; zamanın öğrencileri olan bizleri yani insanlar, hayvanlar, bitkiler, kısaca dünya üzerinde yaratılmışlar diyelim, zamanı zalimlik ve gaddarlıkla betimleyerek, yolun sonunda hepsini öldürdüğünü demeye getirmiş… Doğurur, öğretir, eğitir ve sonunda öldürür.

Okullar yeni bir döneme başlarken şöyle bir cümle sarf edilir: “Yeni eğitim ve öğretim yılımıza daha başlamanın………..” Okullardaki eğitim ve öğretim üzerine ders verecek, niteliği ve niceliği hakkında ahkam kesecek değilim. Diğer ülkelerle ülkemizin eğitim mukayeseleri, modern, seviyeli, ideal bir eğitim modeli üzerinde mutlaka uzmanların ve eğitimcilerin makul görüşleri vardır, olacaktır. Onları dinlemekte fayda ve yarar var. Onlar aktivitelerden, modellerden, örgün öğretim ve açık öğretim modelleri üzerinde duracaklardır, duruyorlar da. Eğitim zaman ve sabır işidir. Şimdi aynı zamanda kültür işidir dersek yanılmış olmayız ancak buna ayrı bir kapı açmak gerektir.

IV

Nasıl ki zamanın eğitimle ilgisi varsa, kültür/ekin’in de eğitimle birebir ilgisi vardır. Her meslekte usta-çırak ilişkisi olduğu gibi, eğitimde de bir usta-çırak ilişkisi olması gerektiği inancındayım. Eğitilen şey aynı zaman öğrenilen şeydir. Eğitme işi -eğitilme işi, öğrenme işi-öğretilme işi bu ikileşim sayesinde olur. Anne baba ailede eğitmendirler; okulda öğretmenler, sokakta daha büyük yaş grubu, meslekte tecrübeli ustalar, kültürde kültür adamları, yazarlar, şiirde usta şairler, siz bunu daha çok örnekleyerek çoğaltabilirsiniz.

Bir ülkenin kendine özgü bir kültürü ve bir birikimi var, buna bağlı âdet, gelenek, görenek, örf ve yaşam farklılıkları var. Hatta bu ülkenin, bizim ülkenin kendi bölgelerinin karakteristik özellikleri, yaşam farklılıkları ve kültürü var. Şartlar coğrafyalara göre değişkendir, herkesin malumu bu. İbn-i Haldun’un deyimiyle; “coğrafya kaderdir.” Bu kaderin bir şıkkı da eğitimdir. Dil bir kaderdir, iklim bir kaderdir, renk bir kaderdir, ilim/bilim bir kaderdir.

V

Ben hâlâ eğitimin bir ahlâkî formasyon olduğuna inanırım…

Bizim şiir literatüründe tûtî/papağan hikâyesi var. Tamamen öğrenme ve öğretme ile ilgili bir jargondur. Bir papağana dil nasıl öğretilir? Bir ayna ile. Ayna ve papağan… Aynanın önüne dil öğretilmek istenen bir papağan konur, aynanın arkasına kendini gizleyen papağanın sahibi veya bir başkası, oradayken sözcüğünü söyler. Aynanın karşısındaki papağan kendini görür ve aynadaki kendisinin bunları söylediğini sanır. Başlar tekrar etmeye… Aynanın arkasındaki kişi ne söylerse papağan/tûtî onu söyler.

Yanlış bir kanı da şudur: Hayvana bir şey öğretilir ve biz hayvanı eğittik derler. Hayır, hayvanı eğitmediniz, hayvan eğitilmemiş, sadece papağan misali ona tekrar edeceği birkaç figür öğretilmiştir. Öğretilen bir şey, eğitim aşamasından sonra kendisine döner, dönmeli. Artık bir şey söylenmeden ve komut verilmeden yapılmalı. Eğer insanlar da böyle ise, biz de böyle isek, bir öğretiyi komutsuz ve koşulsuz uygulayabiliyorsak eğitilmişiz demektir, yoksa öğrenmeye devam hâlindeyiz…

İşte budur bizim handikabımız…

(8 Temmuz 2019, Van)

Çok Okunanlar