Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Endülüslülerin Gözüyle Fârâbî

Endülüslü filozofların eserlerinde olduğu gibi tabakât ve tarih yazarlarının eserlerinde de Fârâbî hakkında olumlu bir bakışın bulunması söz konusudur. Bu durum Fârâbî’nin sadece felsefi otoritesiyle ilgili olmayıp mantık, matematik, tıp, müzik gibi pek çok alandaki başarısı ve yaşamındaki mütevazılığını da kapsamaktadır.

EKLENDİ

:

Yazar: Doç. Dr. Birgül Bozkurt

711 yılında Emevi Devleti’nin Kuzey Afrika Valisi Musa b. Nusayr’ın Tarık b. Ziyad komutasındaki orduyu İspanya topraklarına göndermesinin ardından Müslümanlar kısa sürede bu bölgedeki pek çok önemli şehri fethetmişlerdir. Müslümanlar fethettikleri bu bölgelere kendilerine ait siyasi, sosyal ve kültürel unsurları da taşımışlardır. Bunun yanı sıra Doğu İslam dünyasından pek çok felsefi ve bilimsel eser Endülüs’e getirtilmiştir. Bilime ve felsefeye düşkünlükleriyle ön plana çıkan Endülüslü emirlerin bu konuda önemli etkileri olmuştur. Özellikle III. Abdurrahman (929-961) ve oğlu II. Hakem (961-976) görevlendirdikleri özel memurlar vasıtasıyla Doğu’daki pek çok eseri Endülüs’e getirtmişlerdir. Hatta II. Hakem döneminde Kurtuba’daki saray kütüphanesindeki kitapların dört yüz bin cilde ulaştığı kaynaklarda geçmektedir. Mülûku’t-Tavâif dönemindeki (1031-1090) ayrışmalar dahi bu birikimin taşraya dağılmasına ve dolayısıyla kültürel hayatın hareketlenmesine yol açmıştır. Daha sonraki yıllarda Murabıtlar (1091-1147) ve Muvahhidler (1147-1238) döneminde de felsefe ve bilime ilgi söz konusu olmuş özellikle Muvahhidî hükümdarı Ebû Yakub Yusuf (1163-1184) gibi entelektüellerin özel alakaları sayesinde İbn Bacce (ö.1138), İbn Tufeyl (ö.1185/6) ve İbn Rüşd (ö.1198) gibi önemli filozoflar yetişmiştir. Bütün bu gelişmelerin sonucunda Endülüs VIII. ve XV. yüzyıllar arasında İslam dünyasının Batı merkezini oluşturan önemli bir coğrafya ve medeniyet haline gelmiştir.

Diğer yandan Endülüs kendine özgü siyasi, sosyal ve kültürel koşullara da sahip olan bir bölgedir. Özellikle felsefe ve bilime karşı zaman zaman sert tutumlarıyla bilinen Maliki fakihleri Endülüs’ün siyasi ve sosyal hayatında başından itibaren hep etkili olagelmiştir. Bunun bir sonucu olarak başta felsefe olmak üzere pozitif bilimlere yönelik Endülüs’te istikrarsız bir bakış açısı ortaya çıkmıştır. Bu ortam içerisinde eserleri Doğu’dan getirtilen filozoflara özellikle de büyük filozof Fârâbî’ye (ö.950) yönelik Endülüslü düşünürlerin görüşleri ve bakış açıları ilgi çekici bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Endülüs’te Mesleme el-Mecrîtî’den sonra felsefenin başlamasındaki etkili isimlerden biri de İbn Meserre’dir (ö.931). İbn Meserre’ye dair yakın dönemde yapılmış olan bir çalışmada onun düşüncelerinin Fârâbî’nin düşünceleriyle de paralellik arz ettiği ileri sürülmüştür. Hatta İbn Meserre’nin Risale fi’l-hurûf adlı eserinin Fârâbî’nin Kitabu’l-Hurûf adlı eseriyle benzerlikler taşıdığı ifade edilmiştir. Endülüslü diğer önemli bir düşünür olan İbn Hazm’ın 1064 yılında vefat ettiği düşünüldüğünde 950’de vefat eden Fârâbî’den haberdar olması mümkündür. Hatta İbn Meserre ile Fârâbî arasında bazı konularda kurulan paralellik düşünüldüğünde bu durum İbn Hazm’ın Fârâbî’nin görüşlerini bildiği ihtimalini de doğurmaktadır. Nitekim bazı araştırmalarda İbn Hazm’ın bu nedenlerden dolayı Fârâbî’den yararlanmış olmasının mümkün olduğu söylenmiştir.

Edebiyatçı yönüyle de ön plana çıkan İbnü’s-Sîd el-Batalyevsî’nin (ö.1129) tamamen felsefi diyebileceğimiz tek eseri olan Kitabu’l-Hadâik’te metafizikle ilgili bazı konularda Fârâbî’den etkilendiği ve ondan aktarımlarda bulunduğu ileri sürülmüştür.

Endülüs’ün büyük düşünürlerinden İbn Bâcce ise gerek mantık, metafizik ve ahlaka dair görüşlerinde gerekse de ilgi duyduğu tıp, matematik ve müzik alanlarında büyük oranda Fârâbî’den etkilenmiş, onu bir otorite olarak görmüştür. İbn Bâcce, bazı risalelerinde ve eserlerinde “Ebû Nasr” olarak zikrettiği Fârâbî’nin ismine sıklıkla yer vermiş, fikirlerine ve eserlerine atıflar yapmış, aynı zamanda kendi düşüncelerini açıklamak için onu referans olarak kullanmıştır. İbn Bâcce Risaletü’l-Veda adlı eserinde de mutluluk konusunda Fârâbî’yi çokça takdir eden sözler sarf etmiştir. Dolayısıyla Fârâbî İbn Bâcce için felsefede önemli bir otoritedir ve onun gözünde Fârâbî oldukça olumlu ve yüksek bir yere sahiptir.

Endülüslülerin diğer bir büyük filozofu İbn Tufeyl, Fârâbî konusunda İbn Bâcce’den farklı düşüncelere sahiptir. İbn Tufeyl, Fârâbî’nin kendilerine ulaşan kitaplarının çoğunluğunun mantığa dair olduğunu söyledikten sonra, Fârâbî’nin felsefeye dair olan kitaplarının sayılamayacak kadar çok şüphe ve çelişki içinde boğulduğunu ifade eder. Ona göre Fârâbî özellikle ruhların ölümden sonraki durumu, mutluluğunun bu dünya yurduna has olması ve peygamberlikle ilgili konularda bağışlanması mümkün olamayacak hatalar yapmıştır. Buna göre İbn Tufeyl, Fârâbî’nin felsefi yaklaşımına katılmamakta, fikirlerini hatalı bulmakta ve ona yönelik olumsuz bir bakış sergilemektedir.

Kurtubalı filozof İbn Rüşd ise Tehâfütü’t-tehâfüt adlı eserinde Gazâlî’ye (ö.1111) eleştirilerini yöneltirken aslında filozoflara dair bakış açısını da ortaya koymaktadır. Bu filozoflardan birisi de Fârâbî’dir. İbn Rüşd, Gazâlî’nin filozoflara yönelik eleştirilerini değerlendirirken Fârâbî’yi de savunan bir tutum sergilemekte ve ona karşı genel olarak olumlu bir bakış açısı ortaya koymaktadır. Ona göre Gazâlî’nin söylediklerinin, filozofların aldatmalarının açıkça ortaya konmasıyla hiç bir ilgisi yoktur. Tersine asıl aldatmayı Gazâlî yapmakta, filozoflara söylemedikleri sözleri isnat etmektedir. Gazâlî filozoflara yanlış bir görüşü mal etmek suretiyle bu konuda başarıya ulaşıp, kendisine doğru yanıtı verebilecek bir kimseyi bulamayınca, bu durumdan sevinç duymuştur. Ancak boş bir alanda serbestçe hareket eden kimse elbette sevinç duyacaktır. Eğer Gazâlî bu suretle filozofların görüşlerinin reddedilemeyeceğini bilmiş olsaydı, bundan bir sevinç duyamazdı.

Farklı bir şahsiyet olarak Mürsiyeli filozof-sûfî Abdulhak İbn Seb‘în’in (ö.1270), eserlerinde filozoflara yönelik sert ve hakaret içeren söylemlerinin karşısında Fârâbî’yle ilgili daha ılımlı ifadelere yer vermiş olması dikkate değerdir. İbn Seb‘în Fârâbî’nin İslâm filozofları içerisinde en kavrayış sahibi olanı, kadim ilimleri en iyi bilen, onların arasındaki tek filozof olduğunu söylemiştir. Bunun yanı sıra İbn Seb’în Fârâbî’nin eleştirilerinden uzak, söz ve davranışlarında hakikatin görüldüğü birisi olduğunu sözlerine eklemiştir.

Endülüslü Yahudi filozof ve düşünürlerin önde gelenlerinden Kurtubalı Musa İbn Meymun (ö.1204) ünlü eseri Delâletü’l-hâirîn’i İbraniceye tercüme eden İbn Tibbon’a yazdığı Arapça mektupta Fârâbî’ye dair oldukça olumlu bir bakış sergilemiştir. Musa İbn Meymun’a göre mantık kitaplarında Ebû Nasr Fârâbî’nin yazdığından başkasına önem verilmemelidir. Çünkü Fârâbî’nin eserleri tertemiz buğday gibidir, kusursuz şekilde mükemmeldir. O, büyük bir hakîm ve filozoftur, eserleri akla uygundur, hikmeti arayan kimseleri hak yola götürmektedir. Musa İbn Meymun’un bu sözleriyle Fârâbî’ye büyük değer vermesi bazı Yahudi düşünürlerin kendilerini Fârâbî’nin öğrencileri sayarak onun fikirlerini açıkça savunmalarına neden olmuştur. Nitekim İbn Meymun gibi Fârâbî düşüncesinden etkilenen ve onun eserlerine atıflarda bulunan Endülüslü Yahudi filozof ve mütercimler bulunmaktadır. Bunlar arasında Judah ben Samuel Halevî (ö.1141) ve İbrahim b. Davud et-Tuleytulî (ö.1180) dikkatleri çeken isimlerdir.

XIII. ve XIV. yüzyılın büyük Arapça-İbranice mütercimi Shem Tov İbn Falaguera’nın (ö.1290) Reşid Hikme adlı eserinin ikinci kısmı, ilimler sınıflandırması ve özellikle Fârâbî’nin İhsâu’l-Ulûm’unun çevirisinin kısa bir özeti ve Kitabu’l-Hurûf’unun geniş bir özeti üzerinedir. Granada’da doğmuş ve Endülüs’ün Yahudi merkezlerinden biri mahiyetindeki Lucena’da eğitim almış olan Musa b. Azra (ö.1135/40) bu eserden faydalanmış, Arlesli Yahudi mütercim Kalonymos ben Kalonymos’un (ö.1328) da İhsâu’l-Ulûm’un bir özet çevirisini yaptığı ifade edilmiştir. Hatta Kalonymus, ünlü Yahudi düşünür Joseph İbn Kaspi’ye (ö.1340/5) gönderdiği açık mektubunda “önemli filozoflar” olarak nitelendirdiği filozoflar arasında Fârâbî’nin ismini de zikretmiştir.

Yahudi düşünürler kadar Endülüs’teki Hıristiyanlardan da Fârâbî’nin eserlerine ilgi gösterenler olmuştur. Fârâbî’nin eserlerinden İhsâu’l-Ulûm’un Latinceye ilk çevirisi Toledo çeviri okulunun mütercimlerinden Dominicus Gundissalinus (Domingo Gundisalvo) (ö.1190) tarafından yapılmıştır. Gundissalinus’un bu çeviriyi Arapça bilen yardımcılarıyla yaptığı ve bunlardan birinin Yahudi bir filozof olan Avendeuth (İbn Davûd) olduğu söylenmektedir. Gundissalinus’un ayrıca ilimler tasnifini ele alan Divisione Philosophiae adlı bir eseri de vardır. Bazı araştırmacılar bu eserin çok büyük bir bölümünün Fârâbî’nin İhsâu’l-Ulûm’undan kopya edildiğini iddia etmektedirler. Bunlara ilave olarak XIII. yüzyıl Dominiken rahibi Raimond Martin’in (ö.1285) Hanceru’l-İman ve Şerhu’r-Remz adlı eserlerinde Fârâbî’nin eserlerinden alıntılar yaptığı da ifade edilen bir durumdur. Bütün bunlardan anlaşıldığına göre Endülüslü Yahudi düşünürlerde olduğu gibi Hristiyan düşünürlerin de genel olarak Fârâbî’ye dair olumlu bir yaklaşımları söz konusudur.

Endülüslü filozof ve düşünürlerin yanı sıra Endülüslülerin yazdığı tabakât ve tarih kitaplarında karşımıza çıkan Fârâbî’ye dair bilgiler de Fârâbî’nin Endülüsler gözündeki imajını çizmede bize oldukça önemli katkılar sağlayacaktır. Bunlardan en önde geleni Kurtubalı bir âlimler ailesine mensup ve Toledo kadılığı da yapmış olan Endülüslü tarihçi Ebû’l-Kasım Said el-Endelüsî’dir.  Endelüsî Tabakâtu’l-Ümem adlı eserinde Fârâbî’ye dair övücü sözler söylemekte ve Müslümanların gerçek filozofunun Ebû Nasr Fârâbî olduğunu ifade etmektedir. Ona göre Fârâbî özellikle mantığın ince noktalarını anlamada bütün Müslümanları ve herkesi geçmiş, eserleri bu konularda en mükemmel seviyeye ulaşmıştır. Endelüsî’ye göre Fârâbî’nin bundan başka bilimlerin sayımı ve gayeleri hakkında değerli bir eseri vardır. Kimse daha önce böyle orijinal bir kitap yazmamış, onun metodunu uygulamamıştır. Bütün bilim tahsil edenlerin bu kitaptan faydalanması, onu okuması gerekir.

Geç dönem tarihçilerden Ahmed b. Muhammed el-Makkarî ise Nefhu’t-Tıb adlı eserinde Fârâbî’nin müzik konusundaki otoritesine vurgu yapmış ve farklı konularda da yer yer Fârâbî’ye atıflarda bulunmuştur. Makkarî, İbn Bâcce’nin müzik konusundaki kitabının yeterli kudrete sahip olduğundan söz ederken onun Batı’daki konumunun Doğu’daki Ebû Nasr el-Fârâbî’nin konumunda olduğunu söylemiştir. Makkarî bu aktarımla Fârâbî’nin bu konudaki örnekliği ve zirvesini ifade etmiş olmaktadır.

Görüldüğü üzere genel olarak Endülüslü filozofların eserlerinde olduğu gibi tabakât ve tarih yazarlarının eserlerinde de Fârâbî hakkında olumlu bir bakışın bulunması söz konusudur. Bu durum Fârâbî’nin sadece felsefi otoritesiyle ilgili olmayıp mantık, matematik, tıp, müzik gibi pek çok alandaki başarısı ve yaşamındaki mütevazılığını da kapsamaktadır.

Not: Bu yazı, (Birgül Bozkurt, “Farabi’nin Endülüs’teki İmajı: Endülüslü Filozof ve Tarihçiler Gözüyle Farabi”, Felsefe Dünyası, sy. 65, ss. 240-272.) adlı makalemizden türetilmiştir.

Çok Okunanlar