Müzeler tarihi eserlerin korunduğu ve sergilendiği mekânlar olarak kültür ve sanatın korunmasında önemli rol oynarlar. Buralarda sergilenen eserler buluntu, satın alma, bağış, yurt dışına kaçırma vb. yollarla elde edilmektedir. Bu durum farklı ülkelere ait çok sayıda eserin anayurtları dışında sergilenmelerine sebep olabilmektedir. Dünyada eser kaçakçılığından en çok mağdur olan ülkelerde biri de Türkiye’dir. Türkiye’den çeşitli yollarla başka ülkelere çok sayıda eser götürülmüş veya kaçırılmıştır. Bunların bir kısmı dünyadaki farklı müzelerde sergilenmektedir. Farklı dönemlere ait Türk eserlerinin sergilendiği müzelerden biri de St. Petersburg’daki Ermitaj Devlet Müzesi’dir. Müzenin ismi, eski Yunancada dinsel nedenlerle inzivaya çekilen kişi manasındaki “eremite” kelimesinden gelmektedir. Yani Ermitaj, “inzivaya çekilinen yer” anlamına gelmektedir.

Fotoğraf 1: Ermitaj Devlet Müzesi (Mustafa Kırıkçıoğlu).
Ermitaj Devlet Müzesi’nin bugünkü ana binası Rus çarı I. Petro’nun kızı Yelizaveta Petrovna tarafından kışlık saray olarak 1754 yılında yaptırılmaya başlanmış ve II. Katerina döneminde 1764 yılında tamamlanmıştır. Müze koleksiyonunun temeli II. Katerina’ya Berlin’den gönderilen ve çoğunlukla XVII. yüzyıl Hollandalı ressamların eserlerinden oluşan iki yüzün üzerinde tablo teşkil etmiştir. Müzeye zamanla yeni binalar eklenmiş ve müze bugünkü haline gelmiştir. Ermitaj Devlet Müzesi Batı Sanatı Bölümü, Antik Sanat Bölümü, Tarihöncesi Çağlar Bölümü, Doğu Kültürü Bölümü, Rus Kültürü Bölümü ve Nümismatik Bölümü olmak üzere altı bölümden oluşmaktadır. Bu müzenin envanterinde 31 Aralık 2016 tarihi itibariyle 3.150.428 adet eser bulunmaktadır. Bu eserlerin çoğunluğu nümismatik nesneler, arkeolojik bulgular, grafik ve uygulamalı sanat eserlerinden oluşmaktadır. Müze arkeoloji konusunda dünyadaki en iyilerden biri olsa da daha çok resim alanında geniş koleksiyonlara ev sahipliği yapmasıyla bilinmektedir. Bu müzede Türk kültürü ve sanatı açısından son derece önemli eserlerde bulunmaktadır.
Türk coğrafyasının büyük bir kısmı, uzun yıllar boyunca Rus işgali altında kaldığından, bu müzede eski çağlara ait olan çok sayıda Türk eseri bulunmaktadır. Özellikle Türk kurganlarında çok sayıda eser çıkarılmıştır. Bunlardan biri dünyada el ile dokunmuş olan ilk halı olan Pazırık Halısı’dır. Tabut, balbal ve heykeller, at koşum takımları ile kıyafetler ve süs eşyaları müzede yer alan diğer Türk eserleridir. Bu yazımızda Türkiye merkezli Türk kültürü ve sanatı eserlerine yer vereceğiz. Eserler bölümler halinde incelenmiştir.
El Yazması Kur’an-ı Kerim’ler
Ermijaj Devlet Müzesi’nde çeşitli dönemlere ait el yazması Kur’an- Kerim’ler bulunmaktadır.
Fotoğraf 2: XV-XVI. yüzyıla ait Kur’an-ı Kerim (Yazarın Arşivi-2024).
Türk Tekstili
XVI. yüzyılın sonu ve XVII. yüzyılın başı kumaşları Osmanlı dokumacılığının altın çağına aittir. Bu dönemde İstanbul ve Bursa ipek ve kadife kumaşların üretildiği önemli merkezlerdi. Değerli Osmanlı kumaşları büyük, ritmik olarak tekrarlanan desenler, arka planın parlak renk şeması ve keskin zıtlıkla sunulan detaylar gibi bir dizi ayırt edici özelliğe sahiptir. Dekoratif etki çok ince gümüş veya yaldızlı telden yapılmış metal ipliklerin kullanılmasıyla artırılmıştır. Ermitaj koleksiyonu, Osmanlı kumaşlarında görülen en yaygın desen şemalarını içerir. Lale, gül, sümbül, saz yaprakları ile diğer çiçek ve yaprak motifleri kumaşlarda sıklıkla kullanılan öğelerdir.
Fotoğraf 3: Kâfide, ipek, gümüş ve inciden yapılan cübbe, XVII. yüzyıl (Yazarın Arşivi-2024).
Osmanlı kadifeleri ve ipekleri, Osmanlı Devleti dışında bile çağdaşları tarafından büyük övgüyle karşılanmıştır. Bu kumaşlar diplomatik hediyeler veya satın alma yoluyla Avrupa saraylarına ve Rus Çarlarının hazinesine getiriliyordu.
Türk Halısı
Türk halı dokuma sanatının yüzyıllara dayanan bir geçmişi vardır. Türk halıları genellikle geometrik desenlerle süslenmiştir. XVI. yüzyılda, Bursa ve İstanbul’daki saray atölyelerinde aynı dönemin İznik seramiklerine yakın tarzda, doğal çiçek ve bitkilerin yer aldığı zarif desenlere sahip kumaşlar ve halılar üretilmiştir.
XVI. yüzyıldan itibaren, Türk halıları çoğunlukla ihracat için üretiliyordu. Bununla birlikte, XIX. yüzyıla kadar, Türk halıları da dâhil olmak üzere Doğu halıları, Avrupa iç mekânlarında yaygın bir ürün değildi ve daha çok lüks mallar olarak kabul ediliyordu. Bunlar aristokratlar ve zengin kişiler tarafından satın alınıyordu.
Fotoğraf 4: XVII. yüzyıl halısı (Yazarın Arşivi-2024).
Göçebe ve yarı göçebe Türkmen kabileleri tarafından dokunan Anadolu’nun iç kesimlerinden gelen halılar, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa pazarında görünmeye başlamıştır. Bu halılar gevşek bir yapı, keçi ve deve yünü içermesi, sınırlı bir renk şeması ve geometrik desenlerin işlenmesi ile karakterize edilirler.
Türk Seramiği
Osmanlı Devleti’nde seramik üretiminin yerleşmesinde Bizans ve Selçuklu gelenekleri temel teşkil etmiştir. Seramik başta Bursa, Edirne ve İstanbul olmak üzere Osmanlı şehirlerinin inşasına kullanılan önemli bir unsurdur. Zengin yüksek kaliteli beyaz kil yatakları İznik şehrinin seramik üretiminin ana merkezi olarak ortaya çıkmasında etkili olmuştur. XV. yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde burada önceki altıgen çinilerin yerine beyaz zemin üzerine mavi sıraltı boyayla kaplı dikdörtgen çiniler almaya başlamıştır. Daha sonra renk şemasına yeşil, mor, siyah ve kırmızı tonları eklenmiştir. İznik çinilerinin ana formları çini, tabak, testi, vazo ve kâselerin yanı sıra kandiller, mataralar, şamdanlar ve kalem kutularıdır.
Fotoğraf 5: Türk seramik örnekleri (Yazarın Arşivi-2024).
Fotoğraf 6: Çinili Şömine İznik XVII. yüzyıl ikinci yarısı (Yazarın Arşivi-2024).
XVI. yüzyılın ikinci yarısında giderek gelişen İznik çinilerinin yanında Kütahya ve Şam’da da seramik üretimi yapılmıştır. XVIII. yüzyıla ait en tanınmış seramikler ise Kütahya’dandır. Bu seramikler yurtiçinde kullanıldığı gibi Avrupa ülkelerine de ihraç edilmiştir. XIX. yüzyılda kırmızı kilden yapılan yeşil veya kahverengi sırla kaplanmış Çanakkale seramikleri de piyasadaki yerini almıştır.
Fotoğraf 7: Sürahi İznik XVII. yüzyıl ikinci yarısı (Yazarın Arşivi-2024).
Türk Silahları ve Zırhları
XVII. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti’nde hem kılıçlar, yatağanlar, hançerler, oklar gibi geleneksel silahlar hem de ateşli silahlar kullanılmıştır. XVII. yüzyıl Türk kılıçlarının en belirgin ayırt edici özelliği hafif kavisli bıçaklar olmalarıdır. Bu özellik, kılıcı hem kesme hem de bıçaklama silahı olarak eşit derecede etkili hale getirme arzusundan kaynaklanmaktadır. XVIII. ve XIX. yüzyıl kılıçları daha çok kesme için tasarlandığından kılıçlarda çok daha belirgin bir kavis vardır.
Fotoğraf 8: Çeşitli Türk silahları (Yazarın Arşivi-2024).
Yatağan Avrupalılar için Osmanlı savaşçılığının bir sembolü ve en yaygın olarak bilinen Türk silah türüdür. Genellikle kılıç üzerinde hem ayetler hem de sahiplerinin adları bulunurdu. Bıçak ve hançer tercih edilen diğer silahlardı. Tüfek ve tabancalar XV. yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı ordusunda görülmeye başlamış ancak bunlar XVII. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, önemli bir silah türü haline gelmiştir.
Fotoğraf 9: Kılıçlar XVII. sonu (Yazarın Arşivi-2024).
Osmanlı’da hem teknik hem de sanatsal silahların kalitesine çok dikkat edilmiştir. XV. ve XIX. yüzyıllar arasında lonca örgütlenmesi, son derece yetenekli ürünler üretebilen uzmanların eğitilmesini mümkün kılmıştır. Silah süslemelerinde, Türk ustaları oyma, gravür, kabartma, altın ve gümüş kakma gibi sanatsal metal işçiliği tekniklerini kullanmıştır. Çiçekler en popüler motifti. Zanaatkârlar ayrıca diğer uluslardan süsleme desenleri ödünç almaya ve Müslüman dünyasında bulunan motifleri kullanmaya istekliydiler.
Fotoğraf 10: Miğfer XV. yy sonu-XVI. yy başı (Yazarın Arşivi-2024).
Diğer Türk Eserleri
Fotoğraf 11: Orhan Gazi, Kanuni, II. Selim, III. Mehmet, II. Süleyman dönemi sikkeleri (Yazarın Arşivi-2024).
Fotoğraf 12: Ferman 1174-1789 (Yazarın Arşivi-2024).
Fotoğraf 13: Kınlarındaki bıçaklar XVIII. yy. (Yazarın Arşivi-2024).
Fotoğraf 14: Sürahiler (Yazarın Arşivi-2024).
Fotoğraf 15: Parfüm kapları (Yazarın Arşivi-2024).
Fotoğraf 16: Tütsülük ve Parfüm Kabı (Yazarın Arşivi-2024).
Fotoğraf 17: Tütsülük (Yazarın Arşivi-2024).
Fotoğraf 18: Tütsülük (Yazarın Arşivi-2024).
Fotoğraf 19: 1793 yılında III. Selim tarafından Rusya Çariçesi Katerina’ya hediye edilen kaşmir kumaştan, altın iplikle işlenmiş nakışlı otağ. (Mustafa Kırıkçıoğlu).
Kaynakça
https://www.hermitagemuseum.org/about/facts_and_figures/?lng=en ET.12.11.2024
Gözde Sazak, “Ermitaj Devlet Müzesi’ndeki Türk Kültürüne Ait Arkeolojik Buluntular”. Marmara Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Cilt III, Sayı 2, Sonbahar 2016, ss. 239-249.
http://www.rusen.org/ermitaj-muzesinde-bulunan-turk-eserleri/ ET.15.01.2025
Mustafa Kırıkçıoğlu. “Ermitaj’da oturup Hz. Peygamber’i düşlemek”. https://www.gzt.com/mecra/ermitajda-oturup-hz-peygamberi-duslemek-3724133 ET.10.01.2025
