1. Anasayfa
  2. Genel

Erzurum Ribatı ve Hattat Hoca

Erzurum Ribatı ve Hattat Hoca
0

 

 

Allah Teala’nın üzerimizdeki nimetlerini saymaya kalksak şüphesiz sayamaz, aciz kalırız. Yine de bazı nimetler insanlara daha net görünür, kendilerini diğer sayısız nimetlerin arasından belli ederler. Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz (sav), onun bir nur şehri olarak kurduğu Medine-i Münevvere ve onun varisleri, yolunun yolcuları alimler bu pek belli nimetlerin başlıcalarındandır. Allah bana geçtiğimiz yaz bahsedilen bu nimetleri aynelyakin görmeyi ve bilmeyi nasip etti. Medine’de bir ay da olsa meskûn bulunmak ve Peygamber şehrinin sekinetinden bir nebze de olsa hisseyab olmak hayatımın en değerli tecrübesi olarak defterime yazıldı. Orada yaşadığım ve hissettiğim bütün güzelliklerin yanında Erzurum Ribat’ını ve onun müessisi Hattat Mustafa Necatüddin Efendiyi yazmak bana üstlenmem gereken çok önemli bir görev gibi göründü. Sanıyorum son misafiri olduğum Ribat güzel bir tarihe ve çok değerli bir kütüphaneye sahip. Suudi Arabistan benim Medine’deki son haftamda Ribat’ın kendilerine teslim edilmelerini istemiş, vekâleten Ribat’ın işlerine bakan Mahmut amca da beni ve birkaç tane daha misafiri bahane ederek biz çıkana kadar ribatın kapatılmasını geciktirmişti. Zaten Mescid-i Nebi’’nin etrafındaki oteller arttıkça Ribatın da misafirleri azalmış. En sonunda da kapatılmaya kadar varmış. En üzücü olan ise bu el değiştirme işleminden sonra Ribat’a ve Hattat Hoca’nın kitaplarına ne olacağının bilinmiyor olması.

 

2: Erzurumlu Hattat Mustafa Necatüddin Efendi’nin vesikalık fotoğrafı

 

Erzurum Ribatı’nın (Ribat’ul Etrak) tarihini Hattat Mustafa Efendi’nin 1951 yılında Medine’ye hicret etmesi ile başlatabiliriz. Erzurum’da Erzurum müftüsü Solakzâde’nin en yakın -belki de tek- öğrencisi ve kâtibi olan Mustafa Efendi zamanın şartlarına daha fazla dayanamayarak 1947’de Medine’ye hicret için Erzurum’dan ayrılmış ama sınırı geçemeyince Türkiye’de birkaç sene daha kalmak zorunda kalmış. Nihayetinde ilk denemesinde dört sene sonra Medine’ye ulaşabilmiş daha sonra kardeşi Hüsnü Efendi ve annesi de Medine’ye onun yanına hicret etmişler.

 

“Tab’an, anadan doğma derviş” olan Mustafa Efendi’yi tanıyan herkes ondan hüsn-ü şehadetle bahsediyor. Ne büyük devlet… Merhum Ali Ulvi Kurucu, Mustafa Efendi hakkında hatıratının üçüncü cildinde bu tür vakıa ve şehadetlere yer veriyor. Dünya malında gözü olmayan, hat tabloları ve koku satarak geçimini sağlayan bu büyük zat, zamanında ilim talebelerinin sığındıkları bir merci imiş. Erzurum ribatı zamanında birçok talebenin geçimini üstlenmiş, onları barındırmış ve Türk talebelerin Suudî alimlerin propagandalarına kapılmamaları için çok mücadeleler vermiş.

 

Mahmut amcanın anlattığına göre Medine Üniversitesi’ne gelen talebelerin neredeyse tamamı mezun olduktan sonra rahleyle irtibatlarını kesip ticarete başlamışlar, Mustafa Efendi bu dünyadan göçtükten sonra. Mustafa Efendi zamanında talebelerinden böyle şeylere yeltenenleri uyarır, kararlarından vazgeçirir ve gerçek ilim adamları yetiştirmek için uğraşırmış. Onun zamanında ribatın ilk katında bulunan iç salon bir medrese gibi işler ve talebeler, misafirler hiç eksik olmazmış. Maalesef kaldığım bir aylık süre içerisinde benden başka o salona gireni görmedim. Sadece Medine’ye yeni gelen ve yatacak yer bulamayan bir hacı geceyi geçirmek için gizlice girmişti o kadar.

İlminin derinliği nispetinde tevazu sahibi de olan Mustafa Efendi uzun yol yürümekten ayakları çatlayan hacıların ayaklarına elleriyle merhem sürer, gelen misafirlerle tek tek ilgilenirmiş. İlimden ve hizmetten başka dünyalık bir şey görmez, bazen ilmî bir meseleyi araştırırken bekleyen müşterileri unutur ve satışların aksamasına sebep olurmuş. Medine’de Mescid-i Nebevi’ye yakın bir arsa almak için Erzurum’daki arsalarını sattıktan sonra tüm parayı İstanbul’da gördüğü eşsiz hat tablolarına harcaması da dünyanın, gözünde zerre değeri olmadığını anlatmaya yeter.

 

Hakkında yazılanlar ve anlatılanlar her ne kadar büyük bir yekün olmasa da Mustafa Efendi’nin tekellüften ve tasannudan uzak, nasıl bir derviş gibi yaşadığını anlatmaya kâfi gelirler sanıyorum. Kendi yemeğinin hepsini gelen bir hacıya ikram etmesi, bayram yemeği için davet ettiği bir misafirine evde yemek olmadığı için sadece tuz, ekmek ve çay ikram etmesi onun tabiiliğini kanıtlayan en güzel hatıralardan. Bugün içine düştüğümüz tekellüf çağında, misafir ağırlamayı bile kendimize ağır bir yük haline getirdiğimiz bu dönemde Mustafa Efendi’nin tevazusu ve tabiiliği nasıl da çöldeki bir vaha gibi önümüzde beliriyor.

 

Erzurum Ribatı’nın kurulumunda en büyük pay şüphesiz Mustafa Efendi’ye ve onun kardeşi Hüsnü Efendi’ye aittir. Bu iki kardeşten maada dönemin büyük alim ve mürşitlerinin de bu ribatın kuruluşunda büyük hizmetleri olmuş. Bunların başında Mehmet Zahit Kotku Efendi geliyor. Zaten Medine’de bir misafirhane kurmak niyetinde olan ama bazı resmî prosedürler yüzünden bu hayrını ertelemek zorunda kalan Zahid Efendi, bu iş için kendi cebinden tahsis ettiği parayı Ali Ulvi Kurucu’ya emanet olarak bırakmış. Hacca gittiği bir sene Mustafa Efendi’nin böyle bir işe giriştiğini gören ve onun güvenilirliğine şahit olan Zahid Efendi 70.000 riyal gibi bir meblağı Hattat Mustafa Efendi’ye vermiş ve Erzurum Ribatının kurulmasına büyük katkıda bulunmuştur.

 

Kütüphane

 

3: Hattat Abdulkadir Efendi’nin Hattat Hocaya hediye ettiği kitapların başına düşülen not.

 

Hatta Hoca’nın kütüphanesi tek başına onun ne kadar büyük bir ‘molla’ olduğunu, ne kadar geniş bir alanla ilgili olduğunu ispat etmeye kâfi. Büyük bir fakih olduğunu Ali Ulvi Kurucu’nun, kendisine fetva soranları ona yönlendirmesinden, Erzurum’un büyük hocalarından Veli Velioğlu hocanın -ki hattat hocanın yeğenidir- kendisinden büyük fakîh diye bahsetmesinden anlıyoruz. Ali Hüsrevoğlu, Hattat Hocaya dair sunduğu bir sempozyum bildirisinde onun hacca gelen hacılara dört mezhebe göre fetva verdiğini belirtmiştir.

 

4: Elyazması Asa-yı Musa eseri. Son sayfa.

 

Fakîh kimliğiyle temayüz eden Mustafa Efendi’nin kütüphanesini incelediğimizde ise onun tarihle ve edebiyatla ne kadar alakalı olduğunu görüyoruz. Tarih-i Cevdet ve Mir’at’ül Harameyn gibi ünlü ve köşe taşı sayılabilecek tarih kitaplarının eski taş baskıları kütüphanenin en mümtaz parçaları arasında zikredilebilir. Zaten hem Ali Hüsrevoğlu hem de Ali Ulvi Kurucu onun tarih bilgisinin ne kadar derinlikli olduğunu belirtirler.

Edebiyat alanında ise Osmanlı ve Arap edebiyatının en temel eserlerini kütüphanesinde toplamış. Ziya Paşa’nın Harabat adlı antolojisi en dikkat çeken eserlerden biri. Ayrıca dönemin önemli dergilerinden Sebilürreşat ve Sıratımüstakim dergilerinin sayıları da ciltler halinde kütüphanenin raflarında yerini alıyor. Arap edebiyatından ise Divan-ı Ferezdak, Divan-ı Hamase Şerhi, Divan’ül Me’ani ve birkaç tane daha divan zikredilebilir. Mensur eserlerden de Arap nesrinin zirveleri sayılan Hamedanî ve Harîrî’nin makamatlarının şerhleri ve Zemahşerî’nin makamatı Mustafa Efendi’nin kütüphanesinde bulunuyor. Bütün bu kitapların eski taşbaskılar olduğunu ifade etmeye sanıyorum ihtiyaç yoktur.

 

5: Mekaniğe dair Osmanlıca bir eser

 

 

Tefsirler, hadis seçkileri, cerh-tadil kitapları, farklı mezheplerin en temel fıkıh külliyatları, Osmanlıca ve Arapça lügatlar, amel-i felsefenin başucu kitapları (hoca Kınaalızade’nin Ahlak-ı Alaî isimli kitabını kırmızı mürekkep ile notlar alarak, ciddiyetle mütalaa etmiş) da bu büyük kütüphanenin parçaları. Birkaç tane de hendeseye ve mekaniğe dair Osmanlıca eser var.

 

Said Nursi’nin Asâ-yı Musa eseri de el yazması olarak sonunda “Kardeşiniz Said Nursi” notuyla kütüphanede bulunuyor. Mezkûr kitapların dışında kim bilir daha nice mühim ve kıymetli eserler kütüphanede kendilerini okuyacak birilerini bekliyor.

 

Erzurum Ribat’ı benim için ve benim gibi kısıtlı bütçelerle Medine’ye gelen misafirler için bulunmaz bir fırsattı. Kütüphanesi de hiçbir ilim talebesinin bigâne kalamayacağı, ayrılmak istemeyeceği bir hazineydi. Umarım Erzurum Ribat’ı Rasulullah efendimizin misafirlerine hizmet etmeye ve başta Hattat Hoca olmak üzere yapımında emeği geçen herkes için bir sadaka-i cariye olmaya devam eder.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2003 yılı Erzurum doğumlu. Aslen Adanalı. 2022 yılında Beyoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesinden mezun oldu. Şu anda Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde öğrenci.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir