Filistin; mazlumların, mağdurların, İslam coğrafyasının yetim ve öksüz bırakılmış topraklarının adıdır.
Filistin; Selahaddin Eyyubi’nin, II. Abdülhamid’in emaneti; Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’nın bulunduğu mukaddes beldenin adıdır.
Filistin; gözyaşının dinmediği, feryatların susmadığı, zulmün eksik olmadığı bir coğrafyanın adıdır.
Kundaktaki masum çocukların, sivillerin, tekerlekli sandalyeye mahkûm insanların bombalarla ve füzelerle hayattan koparıldığı toprağın adıdır Filistin.
Filistin; acı dolu ağıtların gökyüzüne yükseldiği, o ağıtların bir milletin türküsüne dönüştüğü yerin adıdır.
Taşa karşı barutun, sapanla silahın karşı karşıya geldiği direnişin adıdır Filistin.
Öyle bir yerdir ki Filistin; bayramlar bayram gibi yaşanmaz. Bayram sabahlarında anneler çocuklarına bayramlık değil kefen giydirir. Çocukların babalarının elini öpmesi gerekirken, nice evlat babasını son kez gözlerinden öperek toprağa verir.
Filistinli çocuklar oyun oynarken birbirlerine:
“Baban nerede?” diye sorarlar.
Birisi, “Siyonist kurşunlarla şehit düştü.” der.
Diğeri ise, “Benim babam da Siyonist askerler tarafından hapse atıldı.” diye cevap verir.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi oyunlarına kaldıkları yerden devam ederler. Çünkü acı, onların çocukluğuna çoktan karışmıştır.
Henüz yedi yaşına bile gelmemiş çocuklara,
“Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” diye sorulduğunda;
“Şehit olmak istiyorum. Babam büyüdü şehit oldu, ağabeyim büyüdü şehit oldu, amcam büyüdü şehit oldu. İnşallah ben de onlar gibi olacağım.” cevabını verdikleri toprağın adıdır Filistin.
Doğu Türkistan’da, Arakan’da, Afganistan’da, Keşmir’de, Irak’ta, Suriye’de ve dünyanın dört bir yanında zulme uğrayan mazlum coğrafyaların acısı, adeta Filistin’de birleşmiştir.
Bizler, Müslümanlar olarak bu drama, bu zulme sessiz kalmamalıyız. Dünya Filistin’e sırtını dönse bile, mazlum Filistin halkının yanında durmaya devam etmeliyiz. Çünkü sessizlik, zalimin cesaretini artırır.
İslam âleminin içine düştüğü bu sessizliği gördükçe, merhum Necmettin Erbakan’ın şu sözü akıllara gelir:
“8 milyonluk İsrail için 1,5 milyar Müslüman ebabil bekliyorsa, ebabiller gelse İsrail’i değil bizi taşlar.”
Artık kelimeler kifayetsiz kalıyor. Kınamalar, diplomatik uyarılar, göstermelik barış çağrıları; zulmü durdurmaya yetmiyor. Çünkü zulüm, yalnızca sözle değil; vicdan, birlik ve kararlı duruşla engellenebilir.
Unutulmamalıdır ki; karşımızdaki güçler ne kadar büyük olursa olsun, silahları, teknolojileri ve ekonomik kuvvetleri ne kadar gelişmiş görünürse görünsün, gerçek güç haklı olandadır. Haklının arkasında da Hak vardır. Arkasında Hak olanın zaferi ise er ya da geç muhakkaktır.
Bugün bazıları,
“Bize ne Filistin’den?”
“Biz Arap değiliz.”
“Araplar susarken neden biz konuşuyoruz?” diyebiliyor.
Oysa bu millet, tarih boyunca mazlumun yanında durmuş bir medeniyetin mirasçısıdır. Bizler; ecdadından merhameti, adaleti ve mazluma sahip çıkmayı öğrenmiş bir milletin evlatlarıyız.
Bu nedenle; mazlum Filistin halkı özgürlüğüne kavuşmadıkça, çocuklar korkusuzca uyuyamadıkça, anneler gözyaşı dökmekten kurtulmadıkça, zulüm sona ermedikçe;
içimizde Filistin olacaktır,
dışımızda Filistin olacaktır,
derdimizde Filistin olacaktır,
dualarımızda Filistin olacaktır.
Vesselam…
