Bizimle İletişime Geçin

Sinema

Film İncelemesi: They Live / Yaşam veya Yaşıyor-Lar

Film genel olarak “sınırsız kapitalizm / neo kapitalizm (kök olarak “laissez faire / bırakınız yapsınlar” denilen temelini ekonomik yapı şekillendiren sisteme karşı derin bir eleştiri mahiyetindedir. Özellikle marksist teorilerin (sosyologlar, ideologlar, sinemacılar ve saire…) ve teolojinin muazzam eleştiri gücü bu film de bir fenomen bir şekil bir beden bir vücut bir varlık olmuştur.

EKLENDİ

:

Önce Yönetmen : JOHN CARPTENER

John Howard Carpenter, John T. Şans olarak da bilinir. 74 yıllık ömrünün büyük kısmında elektro müzik, rock ve film müzikleri ile ilgilenmiş bestelemiş ve müzisyenliğini yapmıştır. Sahip olduğu ünü daha çok yazmış olduğu eserler ve yönetmiş olduğu filmler ile kazanmıştır.

Özellik ile Halloween olarak bilinen korku-polisiye filmi bunun en bilinenlerinden biridir. Halloween’ın yazarlığını, yönetmenliğini  ve müziklerini de yapmıştır. They Live isimli filmi de onun imza eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Dönem

Film yazıldığı dönem ile iç içedir onun esere yansımasıdır. Özellik ile Jimmy Carter ile başlayıp Ronald Reagan ile zirve noktasını bulan ve George H. W. Bush ile devam edip 1994 ile tam olarak başlayan faal ve bilfail olan neo-kapital sistemin dinamiklerine bir eleştiri mahiyetindedir.

Film din ve bilim mefhumuna değinmiştir. , özellikle din kavramına “me-din-e” olarak değinmiş dinin bu konuyu nasıl gördüğü ve nasıl bir tedeyyün ile hareket ettiğini üstü kapalı bir şekilde filmin içine gizlenmiştir.

Özellikle Beat Kuşağı Edebiyat-ı literatürünün etkisi çok yoğun bir şekilde görülür. Bu edebiyat bir tür isyan edebiyatı olarak nitelenebilir öncülüğünü ve sistematik kurumsallaşmasının temelini ve yapısını Jack London yapmıştır. Bu edebiyat daha çok vahşet ve aşırılık üzerine kurulu olup bir tür “dini olmayan çilecilik veya yıkımcılık” ile özdeşleştirilebilir.

1980 ile 2010 arasındaki yapılan sinema filmlere baktığımızda bu tür bir yapının filmin içeriğini ve detaylarını oluşturan örüntü ve görüntülerin dönemin birçok filminde görülmektedir. Bunların en bilinenlerinden birisi “Requiem of The Dream” isimli yapıttır.

Ve Film

1988 yapımı olan film, kendinden önceki birçok eserden etkilenmiştir özellikle senaryonun dayanmış olduğu ana metin Ray Nelson isimli yazarın kaleme almış olduğu çok popüler bir yazın olan “Eight O’Clock in the Morning” yazınıdır.

Bu yazın filmin anlaşılması için oldukça yapısı ile çok önemli bir yerde durmaktadır. 1950 yılından ve biraz gerisinden itibaren “sci-fi” ve “bilim kurgu” filmlerine bir yönelim vardır. Carpenter daima geçmiş filmleri takip etmiştir. Bu takibatta en düşük bütçeli filmleri bile incelemiş ve kendi filmlerinde değerli bulduğu kısımlarını-bölümlerini başarı ile uygulayabilmiştir.

Günümüzde Cyperpunk 2077 gibi bir bilgisayar oyununun piyasaya sürülmüş olması bu edebiyatın ne kadar güçlü olduğunu gösterir.

Film genel olarak “sınırsız kapitalizm / neo kapitalizm (kök olarak “laissez faire / bırakınız yapsınlar” denilen temelini ekonomik yapı şekillendiren sisteme karşı derin bir eleştiri mahiyetindedir. Özellikle marksist teorilerin (sosyologlar, ideologlar, sinemacılar ve saire…) ve teolojinin muazzam eleştiri gücü bu film de bir fenomen bir şekil bir beden bir vücut bir varlık olmuştur.

John Nada hikayenin ana kararkteridir. Nada, bizim için bu çarpık düzende hayatta kalmaya çalışan dramatik ve trajedik hüviyete sahip geçmişi ile ve geleceği ile sorunları olan problemli bir adamdır. Yani bir “NADA’dır”. Nada kelimesi latince bir kelime olup günümüz batı dillerinde “hiç bir şey” anlamında kullanılmaktadır. İlginç bir şekilde kelime anlam kaymasına uğramıştır aslında nada kelimesi “natus – doğmuş” “gnos veya gene – doğurma doğum” gibi anlamlarına gelir yani var olmuş kişidir hiçbir şeydir ama aslında tam zıttı olan her şeydir yani herkes gibi olandır bu da proletar olan ile çoğu zaman çoğu kişiler tarafından ilişkilendirmiştir, NADA hem öyledir ve öyle değildir. Ve film de kitlelerin gücünü ve yaptırım gücünü fenom olarak bize sunar. Aslında kilise sahnesinde onun da hiyerarşik olarak temel ihtiyaçlarını karşılamak isteyen birisi olduğu görülür özellik ile yoksulluktan dolayı varlığa karşı bir ihtiras duyan bir hali vardır ama içinde çok derin bir isyan vardır bu isyan erdem isyanı olarak isimlendirilebilir.

Frank Armitage karakteri bizim için Nada karakterine göre daha sıradan koşullanmış bağlanmış bir karakterdir. Özellik ile ailesi olması ve onlara layık olma isteği onu düzen denilen sisteme ayak uydurma konusunda çok güçlü bir güdülenme içerisinde bir tür olumlu ve olumsuz hissiyata yöneltir. O nedenle Nada ile arasında daima, bazen açık ve bazen kapalı ve bazen hepsi bir arada olan bir mücadele rekabet söz konusudur o erdemin ne olduğunu bilir ama içinde yaşadığı varlık ve zaman var oluş ile irtibat kuran ve varlığı edilgen gerekli bir bağımlılığa sevk eden zaman ile arasında çok güçlü bir bağ vardır.

Holly Thompson karakteri casus karakterini teşkil etmektedir. Holly karakteri aslında en tehlikeli ve en korkulması öz olarak filmin en önemli temsillerinden olan ayrımı ve birleşimi karmaşık olan bir karakterdir. O sözde hakikat denilen denilmiş ve dedikleri şeyi bilmiş ama erdemsizliği tercih etmiştir. O onlar gibi değildir varlık olarak onlar gibi değildir ama ruh olarak işleyiş olarak onların hizmetkarlığını yapmaktadır. O aslında herkes gibi görünen ama öyle olmayan insan gibi görünüp insan olmayandır. Bu nedenle her yere sızabilmekte ve bilgi sızdırabilmektedir düzenin aslında en önemli dişlilerinden birisidir çünkü ayırt edilemez görülemez bilinemezdir. Aslında sistemin ayakta kalmasını işlemesini sağlayan cemiyetin içinden bir kişidir bu özelliği ile tam da Nada karakterinin var olanın düşmanıdır.

Drifter (Avare) yani düzenin sahiplerinin sözcülüğünü yapan onlara orada o mekanı tanıtan kişidir. Kendisi çok meçhul ve megful bir karakterdir. Aslında kendisi her şeyin farkındadır belki dilerse sistemi de doğrudan değiştirebilecek veya ciddi bir tahribat yaratabilecek bir adamdır lakin avareliği ve gücü tercih eder aslında asıl olanda o her şeyi kuşatan yöneten her şeyin başındaki adam “kapital” olarak görülür dışardan bilmeyene öyle imiş miş gibi görür lakin öyle değildir. Öyle olmadığını da en iyi o bilir ve bunun şuurundadır. O nedenle kendisi bilinmeyen (megful) ve bilinemeyen (meçhul) bir karakterdir ama incetilmiş bir muzipliği vardır ve kendisi karakterin kendisi her türlü yoruma açık bir yapıdadır. Ve bu karakter aslında bu iki adamın neden oraya geldiğini de bilmiş ve bilmektedir, en azından davranışlarındaki o kibir bunu gösterir niteliktedir.

Street Preacher (Sokak Vaizi) filmin en önemsiz ve en önemli karakteridir. Doğrudan “din”-in” temsilciliğini yapar ki kabul olunsa doğrudan din olarak bile görülebilir. Sokak Vaizi çok tuhaf bir adamdır Nadanın yüzüne dokunur insan olduğunu gerçekten insan olduğunu anlar eline dokunur nasıl bir insan olduğunu anlar. Gözleri görmüyordur ama aslında her şeyi görüyordur etrafta avare olarak gezer ama dikkat edilirse bütün sözleri hep tekrar ediyordur o bu düzene – sisteme karşı başlatılan hareketin fikir babasıdır. Ve sisteme göre aslında en azılı düşmandır. Ama o daima sadece insanlara öğütler söylemiş ve onları yönlendirmiştir o nedenle bir tür zahit ve tam bir gnostik (gizemci) kişiliği olan danışmandır. //Not burada ki din adamı yapısı doğrudan Azizler, Kilise Babaları, Havariler, Okultler ile uyum içerisindedir. Onun film boyunca o sakin ve huzurlu ve güven içerisinde olması bu tip yapısını destekler niteliktedir.

Foreman karakteri ise bu işleri yürüten kişidir karakter tam anlamıyla bir entelektüeldir ve tiplemesi bile felsefenin ışığı olan Sokrates in büstünü (temsil, heykel) anımsatır niteliktedir.

Glass (Cam, Gözlük) film de bir nesne olan gözlük veya cam hakikat eşiğidir yani hakimdir hikmettir. O nedenle sahibinin zihnine zarar verir.

Öz olarak bu tür eserler özellikle “post-modern” denilen sistemin içinde her şeyin bir kez daha indirgendiği “siyaset” denilen yapı ile alakalıdır. Film de bir yıkımın insanları kandırmanın onları uyuşturmanın kodları vardır. Filmin öznesi olan gözlük aslında hikmeti değil bağnazlığı temsil eder o insanlar isyanı temsil eder düzeni kuranlar hakikat diye algı da vücutlanan şeyi temsil ederler. Gözlük o nedenle sadece iki rengi göstermektedir iyi ve kötü ama aslında her şey o kadar basit değildir özellik ile kadın karakterimiz bu gözlüğün neden kusurlu olduğuna dair güçlü bir örüntüdür ve örüntü sisteminin güçlü bir değeridir.

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar