Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Fransa’da İslâm Karşıtlığının Dünü ve Bugünü: İslam Karşıtlığının Araçsallaşması

Macron’un ABD, Rusya ve NATO üçgeninde beklediği etkinliği gösterememesi de ortak düşman (İslam) algısı üzerinden bir kamplaşma üretme çabasını meşrulaştıran faktörlerden biri olarak görünmektedir. Ayrıca son dönemlerde Türkiye’nin bölgesinde güçlenerek Fransız etkinlik sahasını doğrudan tehdit eden Kuzey Afrika, Doğu Akdeniz ve Suriye girişimleri, Fransa’daki İslamofobik dilin neden Türkiye merkezli bir mecraya çekildiğini anlaşılır kılmaktadır.

EKLENDİ

:

Fransa’nın İkinci Dünya Savaşı sonrasında neredeyse tüm zenginliklerini ele geçirdiği sömürgelerinden fiziki olarak çekilmesiyle birlikte sömürge ülkelerinde yeni bir döneminin başladığı, başta eğitim ve dil olmak üzere asimilasyona dayalı jakoben politikaların etkinlik kazandığı bilinmektedir.

Savaş sonrası; Fransa’nın aynı zamanda ekonomik olarak ciddi bir gelişme kaydettiği ve artan işçi ihtiyacına cevaben sömürge ülkelerinden yoğun bir Müslüman nüfusun ülkeye aktığı bir döneme karşılık gelmektedir. Devamında ise Fransa, artan göçlerle birlikte Batı Avrupa ülkeleri arasında en yoğun Müslüman nüfusa sahip ülke konumuna gelmiş, böylelikle de ilk göç hareketlerinden günümüze artan Müslüman nüfus, iç siyasetin en önemli gündem maddelerinden biri olmuştur. Müslümanların sayısal ve kültürel olarak artan görünürlüğü ve yeni kuşaklarla birlikte kalıcı hale gelen Müslüman nüfus; iç güvenlik ve ulusal değerlerin korunması temelinde bir kamu güvenliği meselesi olarak algılanmıştır.

Bu tür nedenlerle Entegrasyon Yüksek Konseyi gibi kamu kurumları ve basın yoluyla işletilen, bu gün de Emmanuel Macron’un söylem ve politikalarına yansıyan, farklılıkların Fransız kimliğinde eridiği Fransız usulü entegrasyon çabaları önemli bir görünürlük kazanmıştır. Söz konusu entegrasyon modeli günümüze kadar Fransız siyasetinin, her dönemde farklılaşan amaçlarla başvurduğu bir hafızaya gönderme yapmaktadır. Öyle ki yakın siyasi tarihe ilişkin basit bir tablo dahi farklı siyasi art alanlara sahip iktidarların ayrımcılık temelindeki bu hafızaya nasıl sarıldığının örnekleri ile doludur.

2007-2012 yılları arasında merkez sağ siyasetin temsilcisi olarak ülke yönetiminde görev alan Nicolas Sarkozy dönemi; İslami değerlerin görünürlüğü, giyim-kuşam, Fransız yaşam tarzının tehlikede olduğu algısı üzerinde yürüyen, ötekileştirici ve aşağılayıcı İslam karşıtı politikalarla somutlaşmaktadır. Ancak 2012-2017 yılları arasında Sosyalist Parti lideri François Hollande döneminde de benzer bir yaklaşımın devam ettiği görülmüştür. Dönemin başbakanı Manuel Valls’in üniversitelerde başörtüsünün kesinlikle yasaklanmasına yönelik ifadeleri, terörle mücadele kapsamında Müslümanlara yönelik izleme-gözetim politikalarının sıkılaştırılması girişimleri ve Fransız değerleriyle çelişmeyen İslam’a yaptığı vurgu, örneklerden yalnızca birkaçıdır. Bu noktada yine Hollande’ın, başörtülü kadının kendisini geliştirmesine imkan tanınırsa esaretten kurtulacağı ve nihayetinde başındaki örtüyü atarak “Fransız” olacağına yönelik ifadeleri dikkat çekicidir. 2017 yılından itibaren sosyal ve ekonomik liberalizm vurgusuyla iktidara gelen ve bir kurtarıcı edasıyla karşılanan Macron dönemi ise “İslamcı ayrılıkçılık” fikri üzerinden geliştirilen İslamofobik dilin yansımalarıyla doludur. Tüm bunlar siyaset anlayışları değişse de baskıcı ve dayatmacı Fransız İslam’ı fikrinin değişmediğini ve bunun Macron dönemine indirgenebilecek bir sorun olmadığını göstermektedir.

Fransa’da bir bilim olarak sosyolojinin dahi gelişimine içkin toplum mühendisliği fikrinin bugün özellikle siyasetçiler eliyle işletilen, medya ve kanaat önderleriyle güçlendirilen Müslüman karşıtı bir çerçevede işlemesi oldukça manidardır. Bunda, soğuk savaş sonrası tüm Batı için bir öteki olarak belirlenen İslam’ın, hem uluslararası ilişkilerde hem iç siyasette etkili bir enstrüman olarak kavranmasının büyük bir payı bulunmaktadır. Bu durumun Macron’un politikalarında ise aşikâr hale gelerek yeni bir boyut kazandığını söylemek mümkündür.

İslam’ın krizde olduğu, yeni ve aydınlatılmış bir İslam yaratılması gerektiği ifadeleri, Müslümanların ülkede alternatif bir düzen oluşturmaya çalıştıkları iması ve bu nedenle ayrılıkçılıkla suçlanmaları, İslam’ın kutsal değerlerine hakaret eden karikatürlerin kamu binalarına yansıtılması gibi örnekler gelinen durumu gözler önüne sermektedir. İslamcı ayrılıkçılıkla mücadele adı altında gündeme getirilen yasa tasarısı bu çerçevede; evlerde verilen eğitimlerin kısıtlanması, camilerin finansal kaynaklarının denetlenmesi, dernek faaliyetlerinin ayrılıkçı faaliyet alanlarına dönüştürülmesinin engellenmesi adı altında gözetim ve denetim mekanizmalarının sıkılaştırılması, ülke dışından Fransa’ya imam gönderilmesinin kısıtlanması gibi Müslümanların özel yaşamlarını ve özgürlük alanlarını kısıtlayan maddeler içermektedir. Tüm bu ayrılıkçılık fikrinin Müslüman yaşam biçiminin sakal, başörtüsü, cami gibi dışsal görünümlerine odaklanması ise sorunun boyutlarını çevrelemektedir.

Söz konusu baskıcı ve dayatmacı faaliyetlerin sosyal ve ekonomik liberalizm vurgusuyla ön plana çıkan Macron döneminde artış göstermesinin özel nedenleri de bulunmaktadır. Macron, iktidarının henüz başlarında eğitim, ekonomi, sosyal refah gibi gündemlerle tüm ülkede artış gösteren sokak hareketlerinin iç siyasette önemli bir baskı oluşturması, aşırı sağın gündelik siyaset üzerindeki etkisini gün geçtikçe arttırması gibi önemli içsel sorunlar, ülkede, yönetilemeyen iç siyasetin farklı gündemlerle oyalanması yönteminin etkinleştiğini göstermektedir. Türkiye karşıtlığıyla iç içe geçmiş bulunan İslam karşıtlığı bunun için elverişli ve altyapısı bedavaya getirilmiş bir enstrüman işlevi görmektedir. Macron’un ABD, Rusya ve NATO üçgeninde beklediği etkinliği gösterememesi de ortak düşman (İslam) algısı üzerinden bir kamplaşma üretme çabasını meşrulaştıran faktörlerden biri olarak görünmektedir. Ayrıca son dönemlerde Türkiye’nin bölgesinde güçlenerek Fransız etkinlik sahasını doğrudan tehdit eden Kuzey Afrika, Doğu Akdeniz ve Suriye girişimleri, Fransa’daki İslamofobik dilin neden Türkiye merkezli bir mecraya çekildiğini anlaşılır kılmaktadır.

Çok Okunanlar