Bizimle İletişime Geçin

Dünya

Gazze’de Yaşananlar ve Yahudilerin Zihinsel Arka Planı (1)

EKLENDİ

:

Gazze’yi yakan ateş, Kudüs’teki termometrenin yükselmesinden kaynaklanmaktadır. Gazze’de yaşananları anlayabilmek için Kudüs’ü ve Yahudilerin zihinsel arka planını iyi bilmek gerekir.
A. Anahatlarıyla Kudüs’ün Tarihi
Kudüs’ün kutsallığı Hz. Davut ile başlar. Onun döneminde İsrâiloğulları tam anlamıyla yerleşik medeniyete geçip devletlerini güçlendirdiler. Hz. Davud MÖ. 1000’li yıllarda kenti ele geçirdiğinde burada Yabusiler ve Filistinliler yaşıyordu.
Ahd-i Atîk’e göre Hz. Dâvûd, otuz yaşında kral olmuş ve kırk yıl saltanat sürdükten sonra yetmiş bir yaşında vefat etti ve Kudüs’e defnedildi.
Onun ardından oğlu Hz. Süleyman, kenti genişleterek kendisi için bir saray ve Kudüs Tapınağını yaptırdı, ahit sandığını buraya getirdi. Süleyman Mabedi, MÖ. 957’de bugünkü Mescid-i Aksânın bulunduğu yerde yapıldı, Hz. Süleyman öldükten bir süre sonra (MÖ. 926’da) İsrail Krallığı ikiye ayrıldı.1
Milâttan önce 605-562 yılları arasında hüküm süren Bâbil kralı Nebukadnezzar (Buhtunnasr) Kudüs’ü işgal ederek Süleyman mabedini yıktı, Yahuda Devleti’ni ortadan kaldırdı.2
Yıkılan Süleyman Mabedi, MÖ 515’te tekrar yapıldı, bu ikinci mabet de MS 70’de Romalı Titus tarafından yıkıldı bir daha da inşa edilemedi.
Yahudilerin en büyük hedefi, Betha Mikdaş dedikleri Süleyman Mabedini yeniden inşa etmektir. Mabedin eski ölçülerine göre yeniden yapılabilmesi ancak Kubbetü’s-Sahra’nın yıkılmasıyla mümkün olabilecektir. Günümüzde Yahudilerin elindeki Tevrat’ta inşa edilmesi istenen mabedin bütün ölçüleri; eşiğinin kaç santim olacağına varıncaya kadar ayrıntılı bir şekilde verilmektedir.
Yahudiler, bu mabedin inşaasını, nesilden nesile aktardıkları bir ideal halinde çocuklarına aşıladıkları bilinmektedir.
Kudüs, MS 610 yılında Müslümanların ilk kıblesi oldu. M. 622’de Müslümanlar ve Hz. Peygamber, Medine’ye hicretten sonra yaklaşık 17 ay daha Kudüs’e doğru yönelerek namaz kılmaya devam ettiler. Sonra Bakara suresinin 144. ayetinin inmesiyle Kâbe’ye dönülerek namaz kılınmaya başlandı.
Tarih boyunca birçok medeniyetin hâkimiyetine girmiş olan Kudüs, M. 638 yılında Hz. Ömer’in zamanında Müslümanlar tarafından fethedildi.
Kudüs, Emevî, Abbâsî, Fatımî ve Selçuklu-Türkmenlerinden sonra 1099’da Haçlı işgaline uğradı. Selahaddin-i Eyyubi 1187’de Kudüs’ü yeniden fethetti. Şehir daha sonra Eyyubiler ile Memlükler arasında birkaç defa el değiştirdi.
Yavuz Sultan Selim 1516’da Kudüs’e girdi. Bu tarihten itibaren şehir (1831-1843 Kavalalı dönemi hariç) 1917’ye kadar yaklaşık 400 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kaldı. I. Dünya Savaşından sonra 11 Aralık 1917’de İngilizler Kudüs’ü işgal etti. İşgal 1948’e kadar sürdü. 14 Mayıs 1948’de İsrail resmen kuruldu.
1950’de işgal edilen Kudüs’ün batısı, 1980’de ise Kudüs’ün tamamı, İsrail’in başkenti ilan edildi.
İsrail’in hedefi, kendilerine vaad edilen topraklar olduğunu iddia ettikleri Irak’ın, Suriye’nin tamamını, İran’ın batısını ve Türkiye’nin güneyini ve güneydoğusunu da içine alan büyük İsrail devletini kurmaktır.
B. Yahudilerin Zihinsel Arka Planı
Yahudiliğin etnik kökenleri ilk İbrânî atası kabul edilen Hz. İbrâhim’e ve ondan sonra gelen Hz. İshak ile Hz. Ya‘kūb’a dayandırılmaktadır. Hz. Musa ise onların din ve şeriat kurucusudur.3
Yahudiliğin başlangıcı, İsrâil kavmi/İsrâiloğulları olarak gösterilir.
İsrailoğolları/Yahudilerin bazı ön kabulleri:
  • 1. Seçilmiş olduklarına inanırlar.
Kur’an, onların bazı meziyetlerinden bahsetmekle birlikte Yahudilerin “seçilmişlik” iddialarını kesin bir şekilde reddeder. “Hayır, siz de O’nun yarattığı insanlardan başka bir şey değilsiniz.”4
  • 2. Tanrının kendilerine toprak vadettiği inancına sahipler (arz-ı mev’ûd)
Tevrat’ta “Mısır ırmağından (Nil), büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar olan bölge…”5 “…Ayak tabanınızın basacağı her yer sizin olacak.”6 pasajları yer almaktadır. Siyonist Yahudiler, Kutsal Kitap’ta bu toprakların kendilerine vaad edildiğine inanmaktadırlar. Nitekim İsrail bayrağının altındaki ve üstünde yer alan iki mavi şeridin, bu iki ırmağı temsil ettiği söylenir.
İbn Haldûn, bunu bir hayal olarak niteler ve Yahudilerin daha önceki güç ve hâkimiyetlerini kaybettikleri için bu hülyaya kapıldıklarını ifade eder. 7
  • 3. Tanrı Yehova’nın kendilerinden yüz çevirdiğini kabul etmektedirler
Çünkü
  • a. Hz. Musa zamanında Tanrı emrettiği hâlde Kenan topraklarına girmediler ve oradaki kavimle savaşmadılar.8 Bu yüzden “O (yurt) onlara kırk yıl haram kılındı”9
Bu durum, ahitten sapma olarak değerlendirildi ve o günahkâr nesil devre dışı kaldıktan sonra günahsız bir neslin onların yerini alması gerekiyordu.10
Bilindiği gibi İsrailoğulları, Musa peygamber önderliğinde Firavun’un zulmünden kurtarılıp Mısır’dan çıkarıldıklarında Sina’da toplu olarak bir ahit -yani hedef birliği- gerçekleştirmişlerdi. Ancak az önce yukarıda bahsedilen Kenan topraklarına girme ve oradaki Midyanlılarla (Medyen halkı ile) savaşma konusunda Tanrı’nın buyruğuna uyma konusunda acziyet gösterip isyan ettikleri için ahitten saptılar. Bu yüzden Sina (Tih) çölünde kırk yıl yurtsuz yuvasız bir şekilde dolaştılar. Bu arada o isyankâr nesil gitti yerine yeni günahsız bir nesil geldi. (İbn Haldun’a göre bir neslin etkin yaşam süresi 40 yıldır.)
  • b. Süleyman mabedi ikinci defa yıkıldıktan sonra onu tekrar inşa edemediler.
Yukarıda sayılan bu sebeplerden dolayı onlar, tanrılarının kendilerinden yüz çevirdiğini kabul etmektedirler.
  • 4. Nekrofili (düşük benlik algısı ve ölüm korkusunun neden olduğu yıkıcılık eğilim) türü davranış sergiliyorlar. Bu yüzden de Siyonistler, öldürme konusunda pervasızlar-350
Bu da Tevrat’ta ölüm kelimesinin çok geçmesiyle bağlantılı olsa gerek. Ölüm kelimesi türevleriyle birlikte Kutsal Kitap’ta yaklaşık bin defa geçmektedir.
On emir, “öldürmeyeceksin” fermanıyla başlamasına rağmen bunu farklı yorumlayarak ölüm saçarlar.
Tevrat’ın 6. Bölümü Yeşu’da, Eriha’nın ele geçirilmesi anlatılırken ilginç bilgiler verilir.
(Burada geçen Yeşu, İsrailoğullarına gönderilen Peygamberlerden Yûşa Peygamber’dir. Mezarı, İstanbul Beykoz’da Yuşa Tepesindedir. Eriha ise bugünkü Batı Şeria’nın önemli kentlerinden biridir.) Tevrat’a göre Hz. Musa, Yuşâ’yı,  kendisinden sonra İsrâiloğulları’nın lideri olarak belirlemiş, onu arz-ı mev‘ûdu ele geçirmek ve bu toprakları İsrâiloğulları arasında taksim etmekle görevlendirmiştir.11
Yuşa, onları vaadedilmiş topraklara doğru götürürken bir takım şehirleri ele geçirerek ilerlerken Eriha’yı da işgal eder. Tevrat’ın 6. Bölüm, 6. Bab’da, 21. Pasajda Eriha’nın işgali sırasında neler yaşandığını şöyle anlatır: “Kadın erkek, genç yaşlı, küçük ve büyük baş hayvanlardan eşeklere kadar, kentte ne kadar canlı varsa, hepsini kılıçtan geçirip yok ettiler.”12
Tevratın 4. bölümü Çölde Sayım, 31. Bab, 13-18 pasajlarında Hz. Musa’nın Midyanlılılarla (Medyen) savaşıp erkekleri öldürüp kadınları sağ bırakmalarından dolayı komutanlara öfkelendiği anlatılır ve şöyle der: “… Kadınları sağ mı bıraktınız? Şimdi bütün erkek çocukları ve erkekle yatmış kadınları (hamile kadınları?) öldürün, erkekle yatmamış genç kızları kendiniz için sağ bırakın.”13
Mısır’dan Çıkış 12:12 “O gece Mısır’dan geçeceğim. Hem insanların hem de hayvanların bütün ilk doğanlarını öldüreceğim.”
Bu ve buna benzer Tevrat pasajları, günümüz Siyonistlerinin ölüm saçan damarlarını beslemektedir.
Günümüzde Gazze’deki hastanelerin yenidoğan ünitelerindeki bebekler, hiçbir tıbbî müdahale yapılamadığı için ölmeye devam etmektedirler. Bu durumun, Yahudilerin Kutsal Kitabından kaynaklandığını görmek gerekir.
Konuyla ilgili uzmanlar/psikologlar Yahudilerin yaptıkları bu tür katliamı “narsizm”e bağlamaktadırlar. Zira psikologlara göre Tanrı tarafından cezalandırılmış olan bir toplum, yoğun bir şekilde utanç duygusuna kapılır, utanç ve derin suçluluk birbirini besler. Bu da yüksek kaygılı tiplerin ortaya çıkmasına sebep olur. Böyle bir toplum, tam da bugün Siyonist Yahudilerin yaptığı gibi onları, utançlarını örtmeye yönelik davranışlar sergilemeye sevk eder. Sonuç itibariyle diyebiliriz ki; Bugün Gazze’de yapılanlar, Siyonistlerin, Tanrıya savaş açmış, cezalandırılmış ve dışlanmış olmalarından kaynaklanmaktadır.14
Hâlbuki İslam hukukuna göre: Savaşta bile olsanız, savaşa müdahil olmayan sivilleri öldüremezsiniz, çocuklara zaten dokunamazsınız.
İsra Suresi 33. ayette Allah buyuruyor: “Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymayın.”
İslam, mecbur kalmadıkça savaşmayı önermez.
Ancak savaşmak zorunda kalırsanız, bunu da birtakım kurallar dâhilinde yapmanızı emreder.
Hz. Peygamber, Mute Seferi’nin (M. 629) komutanlarına şu talimatı verdi: “…kadınları, yaşlıları, manastırlara çekilmiş din adamlarını öldürmeyiniz, çocukları öldürmeyiniz, hurmalıklara zarar vermeyiniz, ağaçları kesmeyiniz, binaları yıkmayınız.”15
            …
DEVAM EDECEK

1 Ömer Faruk Harman, “Davud”, DİA, IX, 21-24.
2 Kur’an, 17 İsra 4-5; Tevrat/II. Krallar, 25 s. 421; İbn Haldûn, Mukaddime, (1986) I, 487-593.
3 İbn Haldun, Mukaddime, I, 340.
4 5 Mâide 18.
5 Tekvîn, 15/8.
6 Tesniye, 11/24; Yeşu, 1/3; Abdurrahman Küçük, “Arz-ı Mev’ûd”, DİA, III, 442-444.
7 İbn Haldun, Mukaddime, I, 340.
8 5 Mâide 24.
9 5 Mâide 26.
10 Gürkan, Seçilmişlik… 341-350.
11 Sayılar, 27/18-23; 34/17; Tesniye, 1/38; 31/7.
12 Kutsal Kitap, s. 229.
13 Kutsal Kitap s. 174.
14 Bu konuda başka yorumlar için bkz: https://www.insaniyet.net/acinin-azginlastiran-tarafi-ben-i-israil/
15 Ed. Hakkı Dursun Yıldız, Büyük İslam Tarihi, I, 377.

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar