Bizimle İletişime Geçin

Kitap

Gerçekçi ve Detaya Dayalı Bir Kitap Değerlendirmesi

“Sezai Karakoç hakkında yayınlanan ilk kitap Şakir Diclehan’ın Sanat ve Düşünce Dünyasında Sezai Karakoç’tur. 1980’de yayınlanan bu kitabı, 1981’de Ebubekir Eroğlu’nun Sezai Karakoç’un Şiiri takip eder. İki kitabın da ortak paydası akademi dünyasının dışında kaleme alınmış olmasıdır” tespiti oldukça yerinde ve kitap kritiği yapan bir yazarın da dikkatlice davrandığı ve dillendirdiği bir gerçeğin kelime kalıplarına döküşmüş halinden ibarettir.

EKLENDİ

:

Üstat Sezai Karakoç’un vefatı üzerine yazılan yazılar ve yapılan hamasi konuşmalar yanında, hakkında yapılan çalışmalar ilgili bir gazete tarafından verilen ve kitapları konu edinen 48 sayfalık orta boydaki “Kitap Eki” inde tarafsız, ciddi ve ufuk açıcı bir değerlendirme yazısı, oldukça dikkatimizi çekti.

“Sezai Karakoç Hakkında Yazılan Kitaplar” başlığını taşıyan bu yazı, popüler bir isim olmasa da sessizlik köşesinde tek başına peşin hükümlere adeta savaş açarak kitaba bakışta, klişeler ve saplantılar açısından bakma ve değerlendirme anlayış ve çığırını geride bırakarak duygusallığı da elinin tersiyle iterek oldukça derinliğine bir çalışmaya tanıklık etmiş olduk…

Kitap değerlendirme konusunda ülkenin geldiği ve ulaştığı noktada, duygusallıktan uzaklaşmak ve tarafsız kalmak suretiyle yazılanları, özellikle kitapların kritiğini adeta sansür altına alan anlayışı kökten silip süpürecek bir hesaplaşma ve değerlendirmeyle adeta çığırını açan Suavi Kemal Yazıgıç’ın bu yazısı üzerinde durmak istiyor ve bunda da sayısız yaralar olduğuna inanıyoruz.

Doğu dünyası, kitap okuma ve kritik etme konusunda çok fakir ve yoksun bir durumdadır ne yazık k… Batı etkisi, gittiği her yerde ve girdiği her ülkede bir daha uyanması kolay olmayacak bir afyon etkisini yapmıştır. Batı etkisine uğramış ülkeler, rutubetin çarptığı ülkeler gibidirler. Yüzleri, rutubet vurmuş bir duvara dönmüştür. Yüzlerinden hayat, umut, neşe ve inanç mutluluğu göçmüş, büyük eserler verme gücü kalmamış gibidir.

Kolay başarıları bir mucizeymişçesine benimser olmuş ve bununla sevinecek bir noktaya gelmiş bulunmaktadırlar bu yazarlar… İşte böyle umutsuz ve sisli bir havada ortaya çıkarak taşıdığı sağlam ve ödünsüz inançla altmışın üzerinde eserler kaleme alan Sezai Karakoç’un 1980’li yıllardaki ortaya çıkışına ışık tutmak için yola çıkmış, paylaşımda bulunmuş ve hakkında ilk eseri kaleme almanın mutluluğunu yaşamıştık.

Kitap tahlili konusunda kalem oynatan Suavi Kemal Bey: “Sezai Karakoç hakkında yayınlanan ilk kitap Şakir Diclehan’ın ‘Sanat ve Düşünce Dünyasında Sezai Karakoç’tur” diyerek kitap değerlendirmesini yapıyor ve yazısını şöyle başlıyor: “1980’de yayınlanan bu kitabı, 1981’de Ebubekir Eroğlu’nun ‘Sezai Karakoç’un Şiiri’ takip eder. İki kitabın da ortak paydası, akademi dünyasının dışında kaleme alınmış olmasıdır. Akademik çalışmalar arasında öne çıkan Turan Karataş’ın ‘Doğunun Yedinci Oğlu Sezai Karakoç’ kitabının yanında akademik olmayan ama Karakoç’un özellikle fikir dünyasına ışık tutan kitaplar bulunuyor.”

Sezai Karakoç vefat etti. Her fani insana nasip olmayacak bir cemaatin katılımıyla cenaze namazı kılındı ve şiirinde dile getirdiği “ Şehzadebaşında Gün Doğmadan başlıklı şiirinde:

“Yerleşecek yer aramak

Camiinin avlusunda

Soğuk bir taşa oturmak

Gün doğmadan Şehzadebaşı’nda”

Dile getirdiği Şehzadebaşı Camii’nin mezarlığına defin edildi. Vefatında sonra başlatılan hamasi nutuk ve yazıların son bulmasını dilerken, Suavi Kemal Bey’in şu değerlendirmesi üzerine biraz durmak arzusundayız. Suavi Bey: “Sezai Karakoç vefat etti ve şimdi büyük bir Diriliş külliyatı ile baş başayız. Bir kitaplar toplamından ibaret değil, bir çağrı ve muştu “Diriliş”. Tespitinde bulunur.

“Karakoç, yaşadığımız çağı anlamaya ve anlamanın da ötesinde marazlarına (hastalıklarına) şifa bulma arayışının meyvelerini çıkardığı dergi ve yayınladığı kitapları “Diriliş” başlığı altında bir araya getirdi. Bugün Diriliş elbette bir başlıktan ibaret değil. Bir vaat ve öngörü de değil, bizi hapseden “yenilgi” hapishanesinden nasıl kurtulabileceğimize dair bir teklif.” Şeklindeki değerlendirmede gerçeklik payı oldukça yüksek ve yerinde olduğuna işaret edelim.

Müslümanın ödevi, dinde halka inmek değil, halkı dine yükseltmek, halkla birlikte dinde yükseltmektir. Sezai Karakoç’un yapmak istediği de zaten buydu öbür insanları dinde ilerlemeye çağırması, onların kendi içlerindeki gizli bölgeyi açmalarını istemesi gerçeğini dile getirmesi olgusuydu aslında…

“Sezai Karakoç yaşarken hakkında kitaplar, dergi özel sayıları, sempozyum kitapları, tezler kaleme alınan bir şair ve fikir adamıydı. Bu teklif sadece okunarak değil hakkında düşünerek ve yazarak hayatın içinde gündemde tutulabilir.” Değerlendirmesinden sonra “Bugün Sezai Karakoç hakkında bir “sükût suikastından söz edemeyiz. Beri yandan da kitapları, düşünce ve şiir dünyası hakkında layıkıyla çalışılabildi mi? Sorusuna da gönül rahatlığıyla “evet” cevabını veremiyoruz.” Şeklinde bir sitem ve serzenişte bulunuyor Suavi Kemal Yazgıç…

“Bundan Sezai Karakoç’un bütün metinleriyle kitaplaşmamış olmasının payı olduğu kadar onu “lirik bir ululamaya tabi tutanların, onun kitaplarının üstünü örtmeye başlamasının da bir payı var.” Şeklindeki yazarın kanısına katılmamak hiç mümkün mü? Bizim de yapmak istediğimiz ve gündeme getirdiğimiz iş, aslında Karakoç’un “hamaset” ten kurtularak bilimsel ve gerçekçi bir tarzda ele alınması dileğidir. Elbette ki burada yapılması ve üzerinde çalışılması gereken çok iş vardır.

Bu noktada temel hedef, kaleme alınması gereken kitap, inceleme, yüksek lisans ve doktora tezi ile benzeri yazıların yazılmasıdır. Karamsarlığa gömülerek ya da iyimserliğe kapılarak kaybedilecek bir zamanının olmadığı kanısını paylaşmak ve taşmak olmalıdır bizim asıl amacımız…

Bir Daha Baskısı Yapılmadı

Bu başlık altında yazısını sürdüren değerli ve tarafsız yazarımız Suavi Kemal Bey, gözlem ve değerlendirmelerini şöyle dile getiriyor: “Sezai Karakoç hakkında yayınlanan ilk kitap Şakir Diclehan’ın Sanat ve Düşünce Dünyasında Sezai Karakoç’tur. 1980’de yayınlanan bu kitabı, 1981’de Ebubekir Eroğlu’nun Sezai Karakoç’un Şiiri takip eder. İki kitabın da ortak paydası akademi dünyasının dışında kaleme alınmış olmasıdır” tespiti oldukça yerinde ve kitap kritiği yapan bir yazarın da dikkatlice davrandığı ve dillendirdiği bir gerçeğin kelime kalıplarına döküşmüş halinden ibarettir.

Yazar: “Şakir Diclehan her ne kadar Erzurumlu İbrahim Hakkı hakkında doktora teziyle akademiye intisap etmiş olsa da üniversiteden dışlanmıştır Diclehan” şeklindeki bilgi ve değerlendirmesine eklenecek bir söz ve cümleyi fazla görmekteyiz. Ancak, âcizane beş lisan bilen, hem Yüksek İslam Enstitüsü (Bugünkü ismi İlahiyat Fakültesi olarak değiştirilen) ve hem de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olan biri olarak, aynı zamanda medrese eğitiminden geçmiş ve bugüne kadar çeşitli dergilerde makaleler kaleme almış ve onun üzerinde eserler kaleme almış olmamıza rağmen üniversitedeki tezgâh, imalat hatası düşüncesiyle bizi dışarda bırakma yolunu seçti ve böyle bir durumu yeğledi.

Suavi Bey, Karakoç hakkında yazdığımız diğer eserlerini de zikrederek şöyle kalem oynatmayı sürdürür: “ Ebubekir Eroğlu ise, ilk şiir kitabı “Kuşluk Saatleri” yayınlanmış genç bir şairdir. “Sezai Karakoç’un Şiiri” okurla buluştuğunda. Diclehan ve Eroğlu’nun daha sonraki yıllarda ayrı iki tavrı vardır. Diclehan, Karakoç hakkındaki kitaplarının sayısını çoğaltır. ‘Sezai Karakoç’un Gözüyle Necip Fazıl Kısakürek’, ‘Sezai Karakoç’la Kırk Saat’ ve ‘Monna Rosa’dan Leyla ile Mecnun’a’ adlı üç kitabı daha yayınlanır. Eroğlu ise, kitabının ikinci baskısını yapmaz. Oysa o zor bulunan bu kitap, Karakoç şiiri hakkında kaleme alınmış en klas kitap vasfını asla kaybetmez.”

Kâğıt ve matbaa malzemelerinin birçoğunu Avrupa Avro bölgesinden ithal edildiği ve artık kitap basımının mucize sayılacak dereceye ulaştığı bir dönemde, Sezai Karakoç Kitaplarıyla ilgili değerlendirme uzayıp gitmekte ve konuyla ilgili tüm kitapları satır satır okuduğu anlaşılan bu yazarın, zamanın labirentlerinde kendini gönlüyle verdiği bu yazının, hakkı teslim babında Sezai Karakoç kitapları hakkında bugüne kadar yapılmış en gerçekçi, tarafsız ve bilgiye dayalı emek ürünü bir çalışma olduğunu söyleyelim ve Suat Kemal Yazgaç’ı tebrik etmekten ötürü büyük bir mutluk duyduğumuzu ifade edelim.

Demek ki bu ülkenin bereketli topraklarına hala tohum ekenler vardır…

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar