Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Gül/lük

Biz de gittiğimiz yerlerde, Allah Resulü’nün izinde olan gençlerle, küfür bataklığında var olmaya çalışan yanık gönüllerle; şehveti, serveti, şöhreti elinin tersiyle iten aydınlık ruhlarla birlikte olmanın, onlara komşu olmanın tesellisi içindeyiz.

EKLENDİ

:

Aşk

Haziran 1985/ Bursa

İslamî Türk Edebiyatı dersinde tasavvufçu Mustafa Kara Hoca’mız, nefis bir üslup, tatlı bir lisan ve munis bir kalple aşkı ne güzel anlatıyor. “Aşk anlatılır mı?” denilebilir ama evet anlatılır da aşk, sevgi, muhabbet. Bugün, “Aşk bir sudur, iç iç kudur.” ötesini geçmeyen bir anlayışla aşka yaklaşanlar için hocanın anlattıkları bilmem ne ifade eder?

Hoca, Yunus’tan, Mevlana’dan, Niyazi Mısrî’den okuduğu dizelerle, güzel yorumlarla, derûnî duygular sunan izahlarla, bizi farklı bir âleme götürüyor: Mavera’ya…

“Diliyle aşk diyenler bilmezler aşk neyduğini

Aşktan haber eyitmesin kim dünya izzetim seve”

Yunus böyle diyor. Aşkı dillerinde sakız gibi çiğneyenler, gerçek aşkın ne olduğunu elbette bilemez, idrak edemezler, dünyaya değer ve yücelik verdikleri müddetçe. Gerçek aşığın yanında dünya bir hiçtir. Tenezzül etmez dünya metaına. O’na sahip olmak bir yana şöyle dönüp bakmaz bile. Çünkü onun sevgisi, aşkı başkasınadır. O başkasını aramakta, başkasını istemekte, O’na ulaşmayı hedeflemektedir.

“Aşk gibi kimya bulmadı evliya

Aşk gelince cümle eksikler biter…

Ülkenin zahidi idim, minberde vaiz idim

Gönül kazası beni, sana karşı ellerini çırpan bir âşık etti.”

Mevlana da böyle diyor. Bu mısralarda aşka bir açılım sağlıyor. İnsanda var olan doyumsuzluk, eksiklik hiç bitmez. Ancak bir âşık bütün bu eksikliklerden kurtulur. Gerçekte âşık kişinin eksiği yoktur…

Bir zamanlar zahid idim, zühd içinde görünürdüm, zahidlik taslardım. Minberden minbere, kürsüden kürsüye koşar,  halkı irşad eder, coştururdum.

Ancak şu gönül denen şey, beni, ellerini sana karşı açmış, aczini itiraf etmiş, tüm gurur, beğeni ve kibirliği atmış olarak sana bağlanmış, maşuk olarak seni seçmiş ve bu heyecan ve duyguyla elleri ve yüreği titreyen biriyim şimdi.

Gurbetteki Sığınak

6 Şubat 2009/ İstanbul

Ayrılık gerçekten zor.

İnsan bunu ilk saatlerde, ilk günlerde daha keskin bir şekilde hissediyor. Üç günlük bir program için ayrılma vakti gelince (daha doğrusu birkaç gün öncesinden başlamıştı), hüzün ve özlem kendini hemen hissettirdi.

Evden ayrılıp, uçağa binince, Ali Ulvi Kurucu merhumun hatıralarının üçüncü cildini alıp kaldığım yerden okumaya başladım. Ne güzel bir tevafuk, gurbette bir bayram yaşayan Seyyid Hasan Fehmi Efendi’nin ailesine yazdığı ama gönderemediği mektuptan bahsediyordu.

“Dila iydest herkesî dest-i yâr-ı hîş bûsed,

Garîbem, bîkesem, men dest-i gam gam dest-i men bûsed.”

“Ey gönül bugün bayramdır. Herkes sevdiğinin mübarek elini öptü ben ise gurbet ellerde kalan kimsesiz bir garibim. Binaenaleyh, ben gamın, gam da benim elimi öptü.”

Hasan Fehmi Efendi bu şiirin de yer aldığı mektubu göndermez. Çünkü şöyle düşünür: “Ben Medine’de Fahr-i Kâinat Efendimizin misafiriyim, onunla birlikteyim. Nasıl yalnız olduğumu söylerim. Bu ne küstahlık? Bu Medine’ye gelen bir kimseye yaraşır mı?”

Böyle düşünür ve mektubu göndermez. Allah Resulü’nün komşuluğuna, himayesine sığınır.

Biz de gittiğimiz yerlerde, Allah Resulü’nün izinde olan gençlerle, küfür bataklığında var olmaya çalışan yanık gönüllerle; şehveti, serveti, şöhreti elinin tersiyle iten aydınlık ruhlarla birlikte olmanın, onlara komşu olmanın tesellisi içindeyiz.

 

 

Firavunlaşan İsrailoğulları

31.03.2002/ Gaziantep

21. yüzyıl insanı; vahşetin, zulmün, soykırımın ne ve nasıl olduğunu İsrail’in şahsında görüyor.

İsrail’in zorbalığını seyrediyor bütün dünya. Ve firavunlaşıyor İsrail…

Dünkü İsrail oğulları Allah’ın yardımıyla, Hz. Musa önderliğinde, firavun zulmüne maruzdu.

Dünkü İsrail oğulları; erkeklerini, çocuklarını, Firavun, Haman ve ordusundan korumaya çalışıyordu.

Bugün roller değişmiş. Firavunlaşmış İsrail oğulları. Ramallah’ta 15-50 yaş arası ne kadar beni İsmail varsa hepsini tutukluyor, onur kırıcı yöntemlerle yakalıyor, aç bırakıyor, susuz bırakıyor.

Ve bir tiyatro izlercesine izliyor bütün dünya.

***

Yanlış hatırlamıyorsam Bilge Kral Aliya İzzet Begoviç söylemişti:

“20. Yüzyılda hiçbir ulusun kurtuluş hareketi yenilmedi, başarısız olmadı.” Tüm acılarına rağmen Bosna özgürlüğe kavuştu. Aynı bilinçle asırlardır hareket eden İsrail, devletine kavuştu.

Bugün akıl almaz uygulamalara maruz kalan Filistinliler de er geç devletlerine, özgürlüklerine kavuşacaklardır.

Şehadeti göze alan bir lider ve halk oldukça bu dava kaybolmayacak ve “Özgür Filistin” kurulacaktır.

Şaron’a rağmen…

Siyonistlere rağmen…

Yeni Dünya Düzeni’nin zekâ özürlü Bush’una rağmen…

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar