Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Günden Güne Kaybolan Değer: Dostluk

Dostlar ırmak gibidir

Kiminin suyu az, kiminin çok

Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca

Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya

Can Yücel

EKLENDİ

:

İnsan sosyal bir varlıktır, bu itibarla insanın hayatını devam ettirebilmesi için diğer varlıklarla beraber olma ve irtibat kurma zorunluluğu vardır. Bu birliktelik ve irtibat, insanın hem cinsleriyle en üst düzeyde cereyan etmektedir. Bunun neticesinde insanlar arasında dostluk, arkadaşlık, komşuluk ve akrabalık ilişkileri ve benzeri hususlar oluşmaktadır. Bir anlamda dostluğu, kan bağı olmamasına rağmen kardeşten farklı olarak görmediğimiz ilişki olarak tanımlayabiliriz. Dostlar arasındaki ilişki çok özeldir, çok değerlidir. Dostluk, menfaat ve çıkara bağlı değildir. Menfaat ve çıkar bitince bitmez. Dostlukta vefa, doğruluk, dürüstlük, sözünde durmak, başkasının derdiyle dertlenmek, empati yapabilmek, diğergam olabilmek vardır… Gerçek dostluk, insanın ayrı ayrı bedenlerde ancak tek bir kalp ile, yâni aynı duyuşlar içinde yaşaması gibidir. Dolayısıyla duygu müşterekliğine sahip olmayanların, akrabalık veya arkadaşlık gibi zâhirî veya tesâdüfî yakınlıklarının gerçek dostlukla alâkası yoktur. Nitekim Ebû Leheb, Hz. Peygamber’in (s.a) öz amcası olduğu hâlde, O’na en uzak düşen kimselerdendi. Bu yüzden dostuyla kalbî beraberliğe sahip olmayan, onun sevinciyle sevinip hüznüyle mahzun olmayanların dostluk iddiaları, dört duvar arasındaki kuru beraberlikler gibi, bir kıymet ifade etmez.

Gerçek dostluğun özünü, kutsal dinlerde, bozulmamış insan fıtratında, örnek insanların yaşayışlarında ve bilhassa dinimiz İslam’ın esas ve öğretilerinde bulmak mümkündür. Her dönemde dostluk ilişkilerinden şikâyet edilse deson dönemlerde yaşadığımız olaylar göstermektedir ki günümüzde bu bozulmanın zirveye doğru evrildiğini söyleyebiliriz. Bunu hızlandıran süreç ise Ortaçağ’ın sonlarında ortaya çıkan büyük dönüşüm yani modernitedir.

Modernite ile başlayan süreç her şeyi etkilemekle birlikte dini ve dinî değerleri, milletleri var eden örf, adet ve gelenekleri de etkilemekte, onları tabiri caizse kılıksız ve kalıpsız bir hale getirmektedir.

İnsanî ve toplumsal ilişkilerimizin temelini oluşturan dostluk ve arkadaşlık ilişkileri bu etkiden uzak değildir. Bu anlamda günümüz insanî ilişkilerinde görülen bireysellik, kendini beğenme, çıkarcılık, yalnızlık, vefasızlık, duruma ve menfeata göre hareket etme gibi davranışları, bunun tezahürleri olarak görmek mümkündür. Büyük mütefekkir Mevlana’dan nakledilen şu hikâye dostluğun adeta unutulduğu, çıkarla yer değiştirdiği bir dünyada onun ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Genç adamın biri, babasına her gün; ‘Benim de dostlarım var, sende ki dost gibi’ dermiş.

Baba, itiraz eder, olmaz öyle çok dost, hakikisi belki bir, belki iki, fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki…

Devam eder durur konuşma… Aralarında başlar bir tartışma, karar verirler bir sınava, dostun hakikisini anlamaya…

Bir aksam bir koyun keserler ve koyarlar çuvala. Baba der ki oğluna, ‘Hadi al bu çuvalı, simdi götür dostuna’. Çuvaldan kanlar damlamakta, sanki öldürmüşler de bir adamı, koymuşlar çuvala, dıştan böyle sanılmakta.

Delikanlı sırtlar çuvalı, gider en iyi bildiği dostuna, çalar kapıyı. O dost, bakar ki bir çuvala hem de kanlı, kapar hızla kapıyı delikanlının suratına, almaz içeri arkadaşını, böylece tek tek dolaşır delikanlı, kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını. Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır.

Evlat geriye döner. Ama içten yıkılır… Babasına dönerek; ‘Haklıymışsın baba’ der. ‘Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana’. Baba ‘hayır evlat ‘der, benim bir dostum var bildiğim. Hadi, çuvalı alda bir kerede git ona. Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar. Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar…

Gider, baba dostuna. Kabul görür, sevinir. O dost, delikanlıyı alır hemen içeri. Geçerler arka bahçeye. Bir çukur kazarlar birlikte, çuvaldaki koyunu gömerler adam diye, üzerine de serpiştirirler toprak. Belli olmasın diye dikerler sarımsak…

Genç adam gelir babasına; ‘Baba, iste dost buymuş.’ diye konuşunca,

Babası; ‘Daha erken, o belli olmaz daha. Sen yarın git O’na, çıkart bir kavga, Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona, İşte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi. Sonra gel olanları anlat bana…’

Genç adam, aynen yapar babasının dediğini, maksadı anlamaktır dostun hakikisini, babasının dostuna istemeden basar iki tokadı! Der ki tokadı yiyen dost; ‘Git de söyle babana, biz satmayız sarımsak tarlasını böyle iki tokada!’

Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile seni sevmeli… Sarılacak biri olmadığın zamanlarda bile sana sarılmalı… Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile sana dayanmalı… Dost dediğin; fanatik olmalı; bütün dünya seni üzdüğünde sana moral vermeli. Güzel haberler aldığında seninle sevinmeli, raks etmeli ve ağladığında, seninle ağlamalı…

Ama hepsinden daha çok; Dost matematiksel olmalı; sevinci çarpmalı… Üzüntüyü bölmeli… Geçmişi çıkarmalı… Yarını toplamalı…

Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı… Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı… İşi bitince seni bir tarafa atmamalı…

Yine Mevlânâ’dan. O ve bir talebesi, dostluğun ve arkadaşlığın konu edildiği bir söyleşiden çıkarlar, yolda birlikte yürürler. Biraz ileride yolun kenarında, iki köpeğin koyun koyuna sokularak birlikte uyuduklarını görürler. Talebesi, biraz önceki söyleşinin de etkisi altındakalara bu görüntü karşısında çok duygulanır ve bu duygusunu Mevlânâ ile paylaşmak ister:

“Efendim şu manzaraya bakın.” der. “Ne denli yüce bir ders alınacak dostluk örneği, değil mi?”

Mevlânâ, talebesinin bu heyecanı karşısında hafifçe gülümsrr ve kişisel çıkarların nice dostlukları yakıp kül ettiğini hatırlattıktan sonra ona, unutamayacağı bir ders verir:

“Evlat, sen onların arasına bir kemik atıver de bak o zaman gör dostluklarını” der.

“Bir dostluk, kişisel çıkar karşısında unutulmayacak denli sağlamsa, ancak odurumda bir değer ifade eder ve ancak o zaman onun adına gerçek dostluk denilir.”

Bu bağlamda Aşık Veysel’in dedikleri önemlidir:

Dost dost diye nicesine sarıldım

Benim sadık yârim kara topraktır…

Dostluğun temel unsuru sevgi ve muhabbettir. Gerçek muhabbet, eziyetleri safâ, zahmetleri de rahmet hâline getirmeye vesile olur. Asıl dostluk, zor durumlarda gösterilebilen dostluktur ki bu da insanın kemâlâtının alametidir. Ensâr-Muhâcir dostluğu ve kardeşliği bunun en güzel örneğidir:

Ensâr, muhacirlerle aralarındaki kardeşlik anlaşmasından sonra âdeta mal beyânında bulunarak, bütün varlıklarını ortaya koyup Muhâcir kardeşleriyle eşit olarak bölüşmeyi göze alabilmişlerdir. Buna mukâbil gönülleri birer kanaat hazinesi hâlinde olan Muhâcirler de bundan istiğnâ göstererek:

“Malın ve mülkün sana mübârek olsun kardeşim, sen bana çarşının yolunu göster, yeter!” diyebilme olgunluğunu göstermişlerdir. (Bk. Buhârî, Büyû, 1)

Yazımızı gerçek dostluğun nasıl olmasıyla yine başka bir örnekle bitirilelim: Hz. Ebû Bekir, Mekke Fethi’nde, gözleri görmeyen ihtiyar babasını Müslüman olmak üzere Allah Resûlü’nün huzûruna getirir. Resûl-i Ekrem (s.a):

“Ey Ebû Bekir! İhtiyar babanı niye buraya kadar yordun? Biz onun yanına gidebilirdik.”buyururlar. Hz. Ebû Bekir ise:

“Onun size gelmesi daha münâsiptir. Bir de Allah Teâlâ’nın bu vesîleyle babama sevap vermesini istedim.” der.

Ebû Kuhâfe, bey’at etmek üzere elini Hz. Peygamber’e (s.a) eline uzatınca Hz. Ebû Bekir duygulanıp ağlamaya başlar. Resûlullah (s.a) da hayretle niçin ağladığını sorunca o da şu müthiş cevâbı verir:

“Yâ Resûlâllah! Sana bey’at etmek üzere uzanan şu el, babamın değil de amcan Ebû Tâlib’in eli olsaydı da bu vesîleyle Allah Teâlâ benim yerime seni sevindirseydi! Çünkü sen, onu çok seviyor ve îmân etmesini çok istiyordun…” (Bk. Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VI, 173-174)

Allah cümlemizi gerçek dostlardan ve gerçek dostlara sahip olmayı nasip eylesin!

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar