Bizimle İletişime Geçin

Dünya

Güvercinin Kanadında Kırık Bir Tüy Daha

EKLENDİ

:

  -Savaşın mağlubu çocuklara-
Dünyanın tüm dillerini içinde barındıran kayıp bir şiveyle konuşuyor çocuklar. Yaslanıyor her şeyden habersiz annelerinin kucaklarına (şefkatin kalelerine). Kendilerinden bile habersiz bir hâlde, sessiz bir dokunuşla dokunuyor dilleri ürkek kelimelere. Çocuklar tüm savaşların mağlupları; her yerde garip, her yerde mahzun… Bu hâlleriyle ararlar mecnun gibi yönsüz olarak mağlubiyetin sırlarını.
Söylenenlere göre uzun zamanlar evvel üç acı türkü yakılmış. Her biri bir yerine gömülmüş apansız dünyanın. Ozanlar ararmış geceleri ve gündüzleri boyunca kaybedileni.  İkisinden (gece ve gündüzden) arta kalan vakitlerde (hayallerde) sadece alametleri görünür olmuş çoğu zaman. Yorgun bir ozandan dinledim alametlerini.
Birincisi uzak bir diyardan görülmüş, batıdan -denizlerin ötesinden- nefes nefese kalmış bir yerli çocuğunun bakışları. Beyaz adam diye bir canavar görülmüş nehrin kıyısında. Garip naralar atıyormuş kuşların kanatlarını yolarken, yıldızların ve ayın altında olanları kirletip, nefret dolu bakış yollamış tanrının doğasına. Kini ve düşmanlığı ekip kızıl bir kanla sulamış tabiatı timsah yılın başlangıcında.
İkincisi dağların ötesinde görülmüş, günün doğduğu yönde. Derin uykudaymış çocuklar, yanlarında çaputtan yapılmış bebekleriyle. Bir ses duyulmuş ve nefessiz kalmış Oshia, nefessiz kalmış çocuklar. Aradan kaç on yıl geçmiş, hâlâ yastaymış kuşlar. Güvercinin gözünden iki damla yaş dökülmüş o gün.
Üçüncü alamet sahipsiz bir coğrafyada görünür olmuş. Annesinin boynuna sarılan Memo, anlam verememiş daralan nefesine. Ölüm kokusunu elma kokusuna benzetmiş.  “Dayê bêhna séva têye”  (anne elma kokusu geliyor) diyerek düşmüş soğuk toprağa. O gün o resmi çeken gazetecinin filmi yanmış ızdıraptan ve lallık düşmüş dillerine tüm anaların.
Bilinen bir zamanda bir çocuk okumuş geçmişin hikâyesini. Ateşten kıvılcımlar kuşatırken caddeleri o yaslanmış dağ gibi babasına. Bir alev yükselmiş yüreğinde. O gün şairin “savaş var, oyuncak yok!” mısrasını defalarca tekrarlamış çocuklar.
Bugün hüzzam rengi bir sessizlik düşmüşse bakışlarıma, ufukta sadece sis ve duman varsa, arsız arsız bakıyorsa yüzüme beyaz camın arkasındaki sunucu bilesin ki uzak diyara bir çığlık düşmüştür. Dalga dalga yayılmıştır sessizlik. Kavurucu bir alev yükselmiştir bakışlarına çocukların. Kanadında bir tüy daha kırılmıştır kuşların. Yarım basılan deklanşöre ambargo uygulamıştır ajanslar.

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar