1. Anasayfa
  2. Edebiyat

Hakikate Dair

Hakikate Dair
0

Dünyanın gidişatına bakıldığında hiç de iyi olmayan şeylerin, hiç de iyi olmayan bir şekilde sürüp gittiğini görmek acıtıyor yüreğimi. Bu dünyanın zindanı da bir tuhaf şekilde tecelli ediyor herhâlde. Kötülüklerini, çekilmezliklerini, apaçık bir görüntü olarak seriyor önümüze. Dayanmak zor. Tabii bunu herkes için söylemiyorum. Biraz yüreği mazlumlardan yana olanlar için bu böyle. Yoksa kaba yürekli, bön suratlı insanlar için önemi olmayabilir bu kadar ilenç yüklü zamanları yaşıyor olmamız.  

Şeyh Sadi’de mi okumuştum, Şirazlı Hafız da mı; güzel, ibret verici bir söz vardı: “Sakın sırrını herkese açma.”  Geçenlerde biri geldi, biraz konuşunca açıldı, konuşmak ihtiyacı duymuş olmalı ki sıkıntılarını koydu ortaya. Susmaktan, derdini kimseye açamamaktan depresyona girmiş. Tedavi görüyorum dedi. Hiç kimseyle dertleşiyor muydun, diye sordum? Yüzüme baktı ve “yok” dedi. “Kendimi işe vermişim meğer içimdekileri bastırmak için.” dedi. Anlaşılan kıyıda durup ayaklarını suya sokmamak olacak şey değil. Gerçekçi de değil.

  “Acı çekmek ruhun fiyakasıdır” der şair. Acı haddizatında insana dair bir şeydir. Acıya tahammül edenler kazanmış olanlardır. Lâkin her şeye rağmen haklı olunan taraflar da var tabii. Bir şeyin içinde olmak, bir şeyin özünde yer almak öyle sanıldığı kadar kolay değil elbet. Leyla’yı Leyla olarak algılamak; anlamak gerekiyor. Yani en azından Leyla’yı apayrı bir anlayışla anlamlandırmak bu insanlık trajedisinin ayrımında olmak önemli… Leyla bir obje olarak zaten gönlün içinde yanmaktadır. Bizatihi kendisi ateştir. Zaten vardır ve o da iştirak etmektedir muhatabının ateşine. Yani açıkçası onlar birlikte yanmaktadırlar. Karşılıksız değildir yangınları. Zira sonunda ikisi de kazançlı çıkmıştır. Mecnun’un aradığım sen değilmişsin” idrakine varması artık nihai bir noktadır ve ateşin ikisini de artık yakıp kavurduğu son andır. Tükeniş anıdır, bitiştir. Çok güzel bir kitap var; İranlı bir yazarın yazdığı. “Züleyha’nın Aşk Derdi” kitabın ismi. Harika bir anlatımı, harika bir yaklaşımı var olaya yazarın. Kur’ân ayetleri ışığında irdeliyor Züleyha’nın aşk derdini. İlahi bir şey bu… Biri talip diğeri ise mütereddit… Allah’ın engellemesi olmasa, az daha meyledecek o da Züleyha’ya. Yani insanlık tarihi bunlarsız tarih olmaz. Bunlarsız ibretler alınmaz.

Bir zamanlar cuma günleri Valide Handaki Azerilerin Camii’ne gidiyordum. Büyük Valide Han Kapalı Çarşının Mercan tarafına düşüyor. Oralarda bir yerde… İlkin orada duymuştum; “Allahım beni bana bırakma” diye. Sahi beni bana bırakırsa ben de nefsime uyar, kim bilir ne herzeler karıştırır ne fenalıklar yaparım? Bana bir hayli iyi gelmişti. Belki de beni kendime getirmişti.

Demek ki bir şey var. Bir kaderi ilahi var. Bir önlenemez bağış. Bir şey bu… Nedir, ne değildir. Hayatın gaddar, acımasız, insafsız tarafında mı duruyorum yoksa. Düşünüyor, fakat bir cevap bulamıyorum. Belki cevabı çok basittir lâkin o cevabı bulmak zordur. Bir deyim okumuştum da hoşuma gitmişti. Şöyleydi o söz: “Arayanlar bulamaz, ancak bulanlar arayanlardır.” Böyle bir şey işte… Aramak, bulamamak. Neyi aramak peki? Neyi bulmak akşamın loşluğunda? Bir muamma gibi kalabalığın içinde, gürültüde… Kalabalığın içinde yapayalnız bulmak kendini… Her şeye rağmen hayatın acımasızlığı karşısında yılmamak önemli elbet insan için. Öyle serapa kendi başına bırakıvermek de olmaz? Hani inceldiği yerden kopsun hesabı da yapılmaz artık bu saatten sonra. Çünkü çok şey görülmüş, çok şey yaşanmıştır artık.

İnsanın kendine ayrılan zamanı yaşaması önemlidir. Kendi hayatına çeki düzen vermek için çaba göstermek de önemlidir. Herkesin hayatı kendinedir zaten… Bir arkadaşla Yahya Efendi dergâhına gitmiştik. Benim bu yakadan o tarafa bakarak zaten sözüm vardı o mübarek zatı ziyaret etmek için. Yahya Efendinin, Abdulhay Hazretlerinin kabirlerini ziyaretten sonra yukarı mezarlığa doğru çıkmıştık. Viran olan mezarlıkta bir etüt yaptım. Çökmüş, yıkılmış mezarların içinde ölüler Kim bilir ne kadar güzeldiler yaşadıklarında ne kadar iyi giyimli ve yakışıklıydılar. Lâkin şimdi hepsi toprak olmuşlar. Ölüleeer, diye bağırdım; merak etmeyin, biz de geleceğiz bir gün…

Yani hayat aşk ile kaimdir.
Aşksız hayat zemheri ayına benzer.

Birisi demiş ki: “Ben hayatı gördüm. İnsanların hakikat dediği şeyi de gördüm. İkisinden de hoşlanmadım.

Sahi hakikat nedir?

15 Aralık 1945 yılında Bingöl’ün Dikme (Kür) Köyünde doğdu. 1961 yılında İstanbul’a göç etti. İlk şiiri 1964 yılında yayımlandı. Bu yıldan itibaren birçok süreli yayında şiir ve denemeleri yayınlandı. Şiir ve şiir kitapları üzerine değini ve eleştiri yazıları kaleme aldı. Geçimini berberlikle sürdürdü. 1976’da Üsküdar- Beylerbeyi’nde kendi iş yerini açtı. Kardelen dergisinin kurucuları arasında yer aldı (1990-93); Düş Çınarı adlı iki aylık edebiyat ürünleri seçkisini çıkardı (1996- 1999). TYB üyesidir. 1964 yılından başlayarak şiirlerini Sanat Dünyası, Yelpaze dergisi, Kadın Gazetesi, Pos-Tel, Hisar, Eflatun, Yeni devir kültür sayfası, Aylık Dergi, Bu Meydan, Kelime, Varide, Müslüman Genç, Yeryüzü, Haksöz, Harman, Seviye, Eylül, Aşiyan, Çerağ, Özülke, Endülüs, Kafdağı, Sandal, Aykırı, Palandöken, Lika, Mavera, Kayıtlar, Yedi İklim, Dergâh, Ay Vakti, Bir Nokta, E dergisi, Kaşgar, Kırklar, Derkenar, Kırknar, Lamure, Ada, Türk Edebiyatı, Mor Taka, Sühan, Sarmaşık, Esmer, Tasfiye, Bizim Külliye, Kuşluk Vakti, Beyaz Gemi, Kökler, Aşkın E Hali, Arkadaşım dergisi, Ardıç, İtaki, İslami Edebiyat, AZ Edebiyat, Temrin, Edep, Fayrap, Hece, Hece Öykü, Dil ve Edebiyat,  Türk Dili, Mühür, İtibar, Kün, Mesel, Karabatak, Deve, Genç Doku, İzdiham, Şehir ve Kültür dergilerinde yayımladı. Kürtçeye çevrilen şiirleri Nubihar dergisinde yayımlandı… Lamure dergisinin ilk dört sayı editörlüğünü yaptı. 1994 yılından 2008 Ocak ayına kadar Vakit Gazetesi kültür sayfasında haftalık yazılar yazdı. Bir süre Millî Gazete Düşünce sayfasında yazdı.  Kısa bir süre Dünyaya Yeni Söz gazetesinde yazdı. Halen Edebiyat dergilerinde şiirlerini yayımlıyor. 1968 yılından itibaren Üsküdar- Beylerbeyi’nde ikamet ediyor. İki kız iki erkek dört çocuk babasıdır. Eserleri: Şehrin Üzerindeki Bulutlar- şiir [1990}, Haziran- şiir {1991} Savrulan- şiir {1993}, Uzun Beyaz Bir Çığlık- şiir {1995}, Hoşça Kal Hüzünbaz Çocuk- şiir {1998}, Akşam Yedi Suları- seçilmiş şiirler (2000) -(2009), Filistin Şiirleri Antolojisi- antoloji {2001}, Red Şiirleri Antolojisi- antoloji (2003), Güllerin Ardından – şiir (2004), 1şık Oyunları – şiir (2005), Aşk Şiirleri Antolojisi (2006), Salıncakta Sallanan Rüzgâr – antoloji (2007), Kayıp Zaman Atlası –şiir (2007), Seni Beklerken Cancağızım –şiir (2008), Gidelim mi Dostum – şiir (2011) Derin Yara – şiir (2014) Eskader şiir ödülü. Uzun Günlerin Kısa Tarihi- deneme {1998} Basit Bir Şeymiş Gibi Sanki Yaşamak – deneme (2006) Mektebin Bacaları – hikâye (2007) Öksüz Çocuklar Galerisi – anılar (2007) 40 Hadis 40 Yazar –derleme (2013) Yazmak ve Yaşamak- Söyleşiler (2014) Yazmak ve Yaşamak- II-Söyleşiler (2016) Ve Sonra – Şiir (2016) Gül ile Bülbül Meseli- deneme (2017) Özgürlük İçin Bir Şarkı – şiir (2017) Amca Bey Öldü – hikâye (2017) Beylerbeyi Günlükleri – (2017) Şiirin Kanatları Altında- deneme (2018) Esma ül Hüsna, 99 yazar 99 Esma-derleme (2018) Eylül Şiirleri – şiir (2018) Dünya Kaldı Başıma – şiir (2018) Kim Bilir Belki – şiir (2019) Kırk Hadis Kırk Yazar -derleme (2019) Haydi Bana Eyvallah -Hatıra (2019)

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir