Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Hikâye ve Roman Teknikleri Üzerine Düşünceler

Kişiyi anlatırken önce yüzünden başlamalıdır. Yüz anlatılırken de önce gözleri anlatmak lazımdır. Gözleri anlatacak çok kelime vardır. Çünkü bizim edebiyatımız gözleri anlatacak pek çok kelime barındırır. Ve zaten gözleri anlatabilmek bir çeşit imtihandır. Gözleri yakışır şekilde anlatabilen, geri kalanı leblebi çerez gibi kolay anlatır.

EKLENDİ

:

Senaryo yazarlığı ile hikâye ve roman yazarlığı akrabadır diye düşünenler var. Esasen varsa bir akrabalık bu, uzak bir akrabadır. Akraba ile arayı açmak olmaz ama hikâye ve roman yazacaklara yapılan bir tavsiye var ki o tavsiye akrabadan da gelse uzak durmak lazım. O tavsiye şu; “anlatma göster.” Bu senaryo yazarlığı için elzem bir durum. Onlar göstermek zorundalar. Ama hikâyeci ve romancı olacak kişi için, hele de yaşadığımız görsellik çağında göstermeye çalışmak bazen metni çok hantallaştırıyor. Göstere göstere anlatmak heyecanını kaybediyor. Heyecan ve merak olmayınca da hikâye, roman zor sabredilir oluyor.

**

Yazmaya yeni başlayacak ve kabiliyetli birine hemen roman ve hikâye okumasını tavsiye etmek bazen ters neticeler veriyor. Yazar şöyle düşünebiliyor; anlatacaksam bunlar gibi anlatmalıyım. Ve yeteneğini sınırlamak gibi, roman ve hikayelere esir olmak gibi neticeler doğuyor. Bu sebepten evvelce içindeki sesi bulup çıkarana kadar roman, hikâye okumadan sadece yazmasını temin etmek ve sonra da “bak bi de bunlar var” diyerek farklı roman ve hikâyeler okutmak lazım.

**

Bilinç akışı, iç monolog gibi akıp giden, temposu yüksek teknikler kullanırken eminim yazar tekerinin önüne taş gelmeden yazıyordur. Ama bu rahat akış farkında olmadan sizi tekrara düşürebilir. Bilmeden hep aynı meseleden söz edebilirsiniz. Dikkat etmek lazımdır

**

Hikâye ve/veya romana başlamadan evvel peşrev iyi olabilir. Yani yazmaya hazırlık yapmak, kasları ısıtmak, zemine ve rakibe alışmak için yapılan törensel pehlivan hareketleri. Yazıya başlamadan evvel ısınmak için neler yapılabilir? Her kişinin peşrevi kendine göredir. Ben genelde türkü dinlerim. Şiir okuyanları duydum. Yalnız bir ayrıntı var. Bir hikâyeye ilk satırları yazacaksanız peşrev gerekmeyebilir. İlhamın itişi ve sıcaklığı ile kolayca başlayabilir insan. Peşrev genelde devam eden metinler içindir. Yani dün bir kısmını yazmışsınız da bugün devam edeceksiniz. İşte öylesi metinlerde peşrev atabilirsiniz. Bir peşrev türü de hikâyenin daha evvel yazdığınız kısmını okumaktır. Yalnız bu okuma “düzeltme okuması” değildir. Hikâyenin atmosferine girme okumasıdır, peşrev okumasıdır. Düzeltmeye kalkışırsanız tılsım bozulur. Düzeltme en son yapılacak bir sıkıcı iştir.

**

Kişiyi anlatırken önce yüzünden başlamalıdır. Yüz anlatılırken de önce gözleri anlatmak lazımdır. Gözleri anlatacak çok kelime vardır. Çünkü bizim edebiyatımız gözleri anlatacak pek çok kelime barındırır. Ve zaten gözleri anlatabilmek bir çeşit imtihandır. Gözleri yakışır şekilde anlatabilen, geri kalanı leblebi çerez gibi kolay anlatır.

**

Bazı yazar kısmı arap atı gibi sonradan açılır. Mesela metne başlar, ilk satırlar hatta ilk sayfalar teker meker gider ama sonra yazdıkça yazdıkça açılır. Performansına kendi bile şaşırır. Neden böyle olur? Çünkü bazısının geç ısınma gibi bir derdi vardır. Hayatta sadece yazıya değil her meseleye geç odaklanabilen tipler, mesele yazmak olunca da geç ısınırlar. Burada önemli olan, ısınana kadar yazmak ve bir kere ısınınca da peşini bırakmamaktır.

**

Bazı yazarlar ilham gelmeden yazmaz. Masa başına düzenli oturanlara göre daha serbest takılırlar. Ama bence ilhamı biraz gıdıklamak gerekir. Bunun en iyi yolu da her gün masaya oturmaktır. Burada masadan kastımız her gün yazmaktır. Yoksa ister otobüste giderken ister uzanmış yatarken yazılsın fark etmez. Ben her gün masaya oturun deyince, “…evde bana mahsus bir masam yok…” diyenler oldu, o sebepten böyle komik bir ayrıntıyı izah ettik.

**

Gerçekçi yazmak; kahramanına, zamana, mekâna küfür eder gibi yazmak mıdır? Çirkin bir mekânı ya da insanı anlatırken anlatıcı da çirkinleşebilir mi? Buna hakkı var mıdır? Küfürbaz bir anlatıcıyı çekmek zorunda mıyız? Çirkinlikleri anlatırken çirkinleşen bir anlatıcı, bir yazar edebiyata ne katar?

**

Romanın zanaat kısmı yani teknik kısmı belki bir haftada öğrenilir. Ama sanat kısmına bir ömür yetmez. Zaten sanat öğretilebilir bir şey değildir. Her yemek tarifini okuyan, güzel yemek yapabiliyor mu? İyi yemek yapanlar işin sanat kısmına isim bulmuşlar. Benim “elimin lezzeti” var diyorlar. İşte hikâyecinin de kalem lezzeti vardır. Ve herhalde en çok sahip çıkması gereken, odur. Tekrara düşme pahasına yazar kalem lezzetine sahip çıkmalıdır. Bu lezzet çok oynamaya gelmez uçar gider maazallah.

**

Roman, uzun hikâye yazmaya her oturduğunda aynı ruh halini yakalamak zordur. Onun için bir cümle ile kişi yazdığı metinden ne beklediğini ve niçin yazdığını görünür bir yere koymalı, yazmaya başlamadan evvel yazmak maksadını tazeler gibi okumalıdır.

**

Hikâyeciler anlatma iştahlarına gem vuramazlarsa her ayrıntıyı dillendirirler ve ellerinde ayrıntı köpüğü ile kabarmış bir metin olur. Halbuki metin içerisine bazı boşluklar bırakmak o boşlukları okur doldursun demek lazım. Böylece okuru metne daha kolay ısındırabiliriz.

 

 

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar