İki HACER arafıdır hayat.1 Kâh hucurat2 kâh hicret. Kimi kalmak kimi kaçmak. Kalmak ile kaçmak arasıdır hayat…
Kimi kalacak yer bulamamaktır hacer olmak kimi de kaçacak yeri kalmamak. Hem oturup düşünmektir hem de düşünüp taşınmak. Bazen, kelime manası bağlamak, alıkoymak anlamındaki aklı mihenk taşı yapıp olduğu yerde çakılı/kalmaktır. Bazen de kalbin değişim, dönüşüm manasından yola çıkarak yerinde duramamak, o devrimden bu inkilaba gönlü kaya/bilmektir. Kimi toprağın dur ihtarını ihtiyar edip kırmızı çizgileri aşmamak, kimi suyun “geç” ikazıyla deli/kanlı hayallere yosun tutturmamak… Balçığın ruhuna hem bağlı kalmak hem de uygun hareket etmektir hacer olmak.
Kalınca taşları yerine oturtmak, kaçınca taşları yerinden oynatmaktır hacer olmak. Savunmadır: İnsanı insan yapan değerleri taş burçların, surların ardında korumaktır. Taarruzdur: Kuran’ın ifadesiyle kalpleri taştan daha katı olanları taşa tutmaktır. “Kalırsam gazi” ünvanını almak; “hayatta kalmak için ölüme kaçmaya” şehit, şahit olmaktır hacer olmak.
“La ilahe” ile sahte ilahlardan kaçıp “İllallah”da sabit kalmaktır hacer olmak. Beytullah içindeki “dikili taş”lardan kaçıp kâbe adlı taş yapının tavafına postu sermektir. “Hac eri” olmaktır hacer olmak. Bazen namazdır; secdede yerli kalıp miraçların huzuruna kaçmak. Bazen oruçtur; açlık ve susuzluk tadıyla ruhun damağında kalıp; nefsin neşesini, rahatını kaçırmak. Bazen de kırkta bir masrafa kaçarak “kırk bir kere maşallah” servetinin hatırında kalmaktır hacer olmak.
Kimi sırtında taş taşıdı, ekmeğini taştan çıkardı alın terinin helal sularında kalmak için. Kiminin boğaz hakimiyeti ise taş atıp da kolu yorulmayan haramilere kaldı. Kimi Rabbinin rahmetini ve rızasını elde etmek için her şeyini ardında bırakıp, ardına bakmadan hicret etti. Kimi de -Kuran’ın ifadesiyle- aslandan ürken yaban eşekleri gibi öğütten yüz çevirip kaçtı. Kimi imtihandan kalanlardı kazananlar. Zira rahmetin kanaat notu henüz karneye işlenmemişti. İmtihandan kaçanlarsa işte asıl kalanlar onlardı.
İki ayağın fren ve gaz pedalı üzerinde olmasıdır hacer olmak. Oturmasını kalkmasını bilmektir. Kaçan balık büyük olsa da “kalan sağlar bizimdir”den teselli bulmaktır. Kaçmak ve kalmak öyle sanıldığı kadar da ayrı kavramlar değildir. Aslında hep “hoşça kal”maktır hacer olmak. İki ayakla kaçmak, iki ayak üstünde kalmak… Her dem dört ayak üstüne düşmektir hacer olmak.
Zorda kalmak, kolaya kaçmak; uyuyakalmak, uykusu kaçmak. Kaç “mak”tır bilinmez kaçmak… “Kalmak” kelimesini anlatmaya ne hacet; Kal3: maktır elbet.
Kalemin “taş kını”dır hacer. Kalem onu anlatmaya değer kelime bulamaz söz haznesinde. Kalemin “taşkını”dır hacer. Yaza yaza bitiremez onu kalem. Safa ve Merve4 yani iki taş arasında hicrettir HACER olmak. Yedi gün, yedi iklim, yedi düvel, yedi kat yer ve göğün yedivereni, yedicanlığına adını yazdırmaktır.
Zenginlik5 hacer toplamaktır, hacer biriktirmektir. Taş üstüne taş koyarak kültürü imar etmek bazen de taşıvererek medeniyet kurmaktır. Zira tarihçiler medeniyetlerin çoğunun hicret eden kavimlerce kurulduğunu belirtir. Hacer biriktirmek; Ebreheleri yok etmek için Ebabil ayağıyla taşı gediğine koymak, Kâbe’nin muhafızlığında ise elini taşın altına koymaktır. Şeytanı taşlayıp İsmail’de, İbrahim’le kalmaktır HACER olmak. HACER olmak; elifba (ab) aramaya kaçarken zemzemle başbaşa kalmaktır.
Bir nevi Halilullah’a eşdeğer, İsmail’e anadil, Habibullah’a öz/geçmiş olmaktır HACER olmak. Zordur, imkânsızdır. Kolayı da vardır elbet: Muhacirlerin yolundan taşları temizlemek, hicret için atına binmeye hazırlananın ayağının altına taş koymak. Yolda kalıp, darda kalıp, geri kalıp da taş kesilenlerden kaçmamak… Mezar taşında HACER yazanlara bir Fatiha okumaktan geri kalmamak…
DİPNOT:
1) Arapça kalın ha, cim, ra harfleriyle yazılan hacer “taş” demektir. Yumuşak he, elif, cim, ra ile yazılansa “kaçma, kaçış” anlamına gelir.
2) Hucurat, “başkalarının girmesine engel olacak şekilde taş duvarla çevrili yer” anlamındaki “hücre” kelimesinin çoğuludur. Bedeviler, kendileri gibi çadırlarda yaşamayıp kasaba ve şehirlerde yerleşik hayat süren, evlerini taştan inşa eden toplulukları tanımlamak için “ehl-i hacer” (taş halkı) ifadesini kullanmışlardır.)
3) Kal: Söz.
4) Sözlükte “çalışmak; yürümek, koşmak” gibi anlamlara gelen sa‘y, fıkıh terimi olarak hac ve umre tavaflarından sonra Safâ tepesinden başlayarak dördü gidiş, üçü dönüş olmak üzere Safâ ile Merve tepeleri arasında toplam yedi defa gidip gelmeyi ifade eder. Safâ “sert, başka bir kütleye karışmayan, toprak ve çamurdan arınmış taş”, Merve “yumuşak ve esmer, kırmızımtırak volkanik kökenli, parçalanıp etrafı incelmiş sert ya da yumuşak her türlü taş” anlamına gelir.
5) Zengin kelimesinin kökeni “seng” yani Farsça “taş” demektir. Bu yönden zengin “taş sahibi olan, değerli taşları elinde bulunduran demektir.
