Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

İnsan mıdır korkularından var olan? Korkuları mıdır insanı var eden?

EKLENDİ

:

Korku, umudun kardeşidir derler. Dünyaya gözünü açarsın, sıcak bir çift şefkat bakışın içinde bulursun kendini hemen. O güvenli kollarda olmamak korkutur seni. Bebeklerin, annelerinin odadan çıktığında ağlaması bundandır. Tanışmış olur güvensizlik korkusu ile.  Var olanı kaybetmek korkusu veya ait olduğu yerde eksik kalmak deyin siz buna.  Sıcak bir kucak, emin oluşun en güzel limanıdır sığındığın; ortalık süt liman olur…

Aklımız erince gece dışarıya çıkıp döndüğünüzde veya karanlık koridorda birkaç saniye bulunup yatağınıza vardığınızda, sizi ejderhaların yemediği zaman emin olursunuz korkudan.

Büyürsünüz, korkularınız da büyür… İnsan midesinde korkar ne tuhaf! Korkunun merkezi midedir, sanıldığı üzere kalp değil, sevginin yeri kalptir sadece. Korku midede başlar. Kelebekler kanatlanır, bir kuş parpazlanır içinde. Eğer kemik yaşınız daha da büyük ise kafası kopmuş bir kuş kanat çırpar da durur içinizde… İçinizden dışınıza çarpar da durur…

Sahi! Korkular ve umutlar kadar insanız değil mi? Bu paradoksu hayatımız boyunca taşırız. Kâh umudun cesaretli kollarında ayaklarımız yere sağlam basar kâh korkunun karanlık kuyusu yutar bizi. Asrın kuyusunda, kuyu derin değil; ip kısa…

Çocukken izlediğimiz Korkusuz Korkak filmi kalmış aklımda. Ne yaman çelişki, hem korkuyor hem alabildiğine korkusuz.  Hayat bazen bir korkak gibi yaşayıp gidişimizi, bizi bir değirmen misali öğütürken hissedişlerimizi kaybettirdi.

Geriye korkudan kalelerde tutsak kaldık. Aç kalmaktan korktuk, sevgisizlikten, terk edilmekten, başaramamaktan, gidememekten, gelmekten, sevmekten…

En korkusuz olanımız bile korktu. Karanlıktan korktu kimilerimiz bazen, kimilerimiz yalnızlıktan. Ama en çok kendimizden korktuk…

Şimdi korkunun şehrinde cesaretin başkent olduğu bir yer biliyorum. Korkunun değil korkmamanın okulu olan bir yer.

Çocuklardan öğreniyorum ilk, ayakları yere sağlam basan bir cesareti. Çocuklar dünyanın her yerinde cesurdur zaten. Ama bazı dünyalar vardır ki, çocukların korkuyu bebek maması gibi tükettiği zamanlardayız.

Siz hiç düşen bir bombanın tesiriyle annenizin kopan parçalarını topladınız mı ardından?

Coğrafya kader midir, bilmem ama korku ve korkusuzluk büyük bir coğrafya günümüzde. Acıların en üst seviyeye ulaştığı Gazze bir cesaret okulu; insanlığın sınıfta kaldığı.

Burada korktuğumuz ne varsa orada en çocuk olanın bile başmisafiri…

Biz otobüsü kaçırmaktan korktuk, onlar bombalanan, suyun kesildiği bir yerde namazı kaçırmaktan korktu. Kaçırmaya korktuğumuz otobüs olsaydı keşke, dizilerimizin yeni bölümlerini kaçırmaktan, kilolarımızın artmasından en çok da izlemekten korktuk. İçimiz kaldırmıyor deyip başımızı çevirdik de sokakta dökülen insan parçalarını görmeye dâhi korktuk. Onların yerine de biz korktuk. Gazze’de hep askere kafa tutan minik çocuklar görürsünüz. Yıllardır taşların, tankları yenemediğini izledik. Oysa bizler yenildik.

Bizim korkular bizi yendi. Diğer öğünün açlığı korkuttu bizi, ağaç kabuklarını emenlere karşı yenildik mükellef sofralarımızda. Ardımıza dahi bakmadan, başımızı çevirmeye korktuğumuz zaman yenildik.

Bir gün sosyal medyada etkin bir kullanıcısına, Aksa Tufanı’nı bir dua, bir hatırlatma, bir acıya ortaklık anlamında olsa dahi hiçbir paylaşım yapmadığını gördüğümde yazmıştım. Çünkü bir zulmü durduramıyorsanız, onu yayın diyen bir medeniyetin unsuruyduk. Bana “biz kurumsal çalışıyoruz maalesef tepki veremeyiz, tarafsız olmalıyız” diye cevap verildi.

Ne tuhaf! Bir taraftan çocuğunun parçaları poşete konup ellerine tutuşturulan insanlar diğer taraftan klavyesine dahi dokunamayan, korkunun dağında esir olan insanlar…

“Sen hiç bombalar altında uyudun mu” diye sorarlar adama, ramazanda atılan iftar toplarına benzetme sakın. Sahi, bir de ramazan-ı şerif geliyor, öyle değil mi? Bence iftar en çok bu hayata ölümle meydan okuyanların hakkı. Allah’a ve dinine tutunan bir avuç yetim Müslümanın hakkı. Korkuyu göğsünde eritip, ellerinde tek kalan şey olan canlarını feda edenlerin… Teravihler, namlunun ucunda namaz kılanların. Ve sahur en çok bu karanlık dünyaya aydınlık yüzle meydan okuyanların hakkı…

Evet, korkuyoruz. Bu insanlar ile aynı şartlarda aynı kulluğu yapamadığımız için, aynı yolu elimiz cebimizde yürüdüğümüz için, çocuklarımıza direnişi anlatamadığımız için, Filistinli kardeşlerimizi dert edinmediğimiz için korkuyoruz…

Filistin cesaretin okulu, bizim bile korkularımızın yüzüne tükürdü. Bizi insanlığımızdan utandırdı. Bombalar altında son nefesinde kelime-i şehadeti birbirine telkin eden o küçük çocuklar bizi utandırdı.

Ağrıyan her yerimiz utandı, hastalıklarımız utandı.

Ağrı neymiş acı neymiş korku neymiş bir avuç gariban yalnız kalmış insanlar gösterdi bize…

Asıl korkulması gereken Allah’tı.

Zatın birine demişlerdi “hepimiz Allah’tan korkuyoruz ama senin ödün kopuyor!”

Bizim ödümüz Allah dışında her şeye koptu…

Korkular mıydı bizi insan eden?

İnsanlar mıydı korkuları Allah için ayak altına alan?

Ebu Dücane demişti ama “Korkaklıkta ar, ilerlemekte izzet ve şeref vardır.”

Şimdi Ebu Ubeyde’ce bir kulluk ve duruş için belki de bu ramazan son ramazan…

Korkular ve umutlar terazimizin kefesine İslam’ı koymak vaktidir şimdi…

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar