Bizimle İletişime Geçin

Şahsiyet

İskilipli Atıf Hoca’yı Yeniden Hatırlamak

İskilipli Muhammed Atıf ve arkadaşları Eşref Edip, Mehmet Akif, Eşref Sencer Kuşçubaşı, Ali Şükrü Bey, Tahirül Mevlevi, Ahıskalı Ali Haydar, Said Nursi, Ermenekli Müderris Saffet Efendi, Sebîlürreşâd dergisi idarehanesinde toplanır, tartışır, sohbet eder, yazılarını bırakırlardı. Ayrılırken Mehmet Akif, Atıf Hoca’yı “Biraderim!” diyerek anlından öper, uğurlardı

EKLENDİ

:

Fotoğraf Ahmet Faruk İmal arşivinden alınmıştır. Her hakkı mahfuzdur.

(Fotoğraf Ahmet Faruk İmal arşivinden alınmıştır. Her hakkı mahfuzdur.)

Sene 1890, Sultan Abdülhamid Han dönemi…  Kastamonu vilayetine bağlı olan İskilip kaza merkezinde altı medrese var. Medreselerin hepsi bir üniversite gibi. İskilip canlı bir eğitim merkezi konumunda. Medreseler kütüphane, tekkeler halk eğitim merkezli gibi çalışıyor. Rüştiye, İslam eğitimi veren Sıbyan mektepleri gibi… Camiler ibadet eden Müslümanlar ile şen… İskilip medreseleri bilim adamı ve âlimler, devlet adamları ve yöneticiler yetişiyor.

İskilipli Atıf; Nureddin Cibril bin Caca’nın (Caca Bey, 1240-1301) açtığı Caca Bey Medresesi’nde iki yıl eğitim görür. Müderrisi Hoca Abdullah Efendi’dir. Yedi yıl da İstanbul Fatih Medresesi’nde ilim tahsil eder. Burada icazet (diploma) alır. Aynı medreseye müderris olur. Bununla yetinmez; Darülfünun’da ilahiyat tahsil eder. Bir yandan medreselerde öğrenci yetiştirirken diğer yandan kürsü ve minberlerde yaptığı konuşmalarda halkı aydınlatır. İlmi birikimini kalıcı eserlerle ebedileştirmek için eser/ler telif eder… İslam Fıkhı (6 cilt), Miratü’l-İslam, İslam Yolu (İlmihâl), İslam Çığırı, Tesettür-ü Şer’i, Din-i İslam’da Men’i Müskirat, Frenk Mukallitliği ve Şapka bu eserlerden bazılarıdır.

Osmanlı son yıllarını yaşıyor başkent İstanbul işgal altında alınır… İstanbul, yani 465 yıllık Osmanlı başkenti 13 kasın 1918’den 6 Ekim 1923’e kadar işgal altında kalır… İngiliz, Fransız ve İtalyanlardan müteşekkil işgal kuvvetleri; üç bin beş yüz askeri, elli beş parça gemisiyle Boğaz’a demir atar ve top namlularını saraya çevirir…

İngilizler İstanbul’da…

İngiliz işgal geçicidir. “Hilafet ve saltanatı korumak için geldik!” derler… İngilizler önce Meclisi Mebusan’ı basar, devlet dairelerini ve karakolları zapturapt altına alınır… Şehzadebaşı Karakolu’na yapılan baskında 5 asker şehit edilir… Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın evi basılır, tutuklanır ve Malatya’ya sürülür…

Meşihat fetvaları…

Meşihat Makamı; başta Şeyhülislam’ın bulunduğu, ilim adamlarından ve ünlü müderrislerden oluşan en etkili makamdır. İstanbul’da Meşihat Dairesi’ni İngiliz Kolonyal-Sömürge Entelijansi Servisinin sömürgesi altındadır… “Huruç Alel Sultan Fetvaları”nın tamamı bu işgalci kuvvetin elindedir. İngilizler zorla ve tehditle yazdırıp dağıttığı fetvalarla bir taşla iki kuş vurmaktadır. İngiliz işgal güçleri, milletle yöneticiler arasında husumet oluşturmayı ve direnişleri kırmayı hedefler…

Beş yıllık İstanbul işgal döneminde üç şeyhülislam gelip geçer… Haydarizade İbrahim Efendi, İngilizlerin baskılarına ancak bir yıl dayanabilir daha sonra Meşihatı da İstanbul’u da terk edip Anadolu’ya kaçar. İngilizlerin atadığı Şeyhülislam Dürrîzade Abdullah’a, Kuvayı milliye aleyhine yazdırdığı fetvaya karşı, Müderris İskilipli Atıf ile arkadaşları karşı beyanname yayınlar… Beyannamede: “işgal altındaki bir memlekette –İstanbul’da- İngilizlerin tazyiki altındaki bir yönetiminin ve meşihatının fetvaları mualleldir, geçersizdir. Anadolu’da düşman istilasına karşı harekete geçip kıyam edenler asi değildir. Fisebililah mücahittir. Bu fetva geri alınmalıdır.” denilerek Şeyhülislam’ın fetvasına karşı çıkılır…

İzmir’in işgali…

15 Mayıs 1919’da, İzmir işgal edilir. İngiltere’nin silahlandırıp Anadolu’ya saldığı Yunan ordusu İzmir’e çıkar. Yunan ordusu, Osmanlı vatandaşlarını katletmeye başlar. İskilipli Atıf İstanbul’da ulaşabildiği arkadaşlarıyla birlikte İngiliz önünde işgali telin eder… Atıf Hoca İngilizlere: “Siz ne yapıyorsunuz? Kötü padişahlar yüzünden zebun düşmüş bir milletin zaafını istismar etmek hiçbir din ve insaf ölçülerine sığmaz!” der…

Tahirül Mevlevi diyor ki…

Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde Atıf Hoca ile birlikte tutuklu arkadaşı Tahirül Mevlevi, Siyasi Hatıratım kitabında: “Atıf hoca bana geldi. Meşihat makamının yani İngiliz istihbaratının kontrolündeki Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin, Kuvayı milliye aleyhinde bir beyanname hazırlayıp bütün ulemaya imzalatmak istediğini kızararak ve üzülerek söyledi. Birlikte daire-i meşihata gittik. Şeyhülislamla tartıştık itiraz ettik. “Kuvayı milliyeye karşı olmak şer’an günahtır, vebaldir, caiz değildir.” dedik…

İsnatların yersizliği aşikâre ortadayken, delillerin Atıf Hoca’nın masumiyetini ayan beyan gün yüzüne çıkarmasına rağmen, hiç olmaması gereken bir şey oldu… Ayrıntılarını  https://www.insaniyet.net/son-devrin-islam-akademisinden-mumtaz-bir-sahsiyet-iskilipli-atif-efendi/  ser levhalı yazımızda ele aldığımız üzere Atıf Hoca, Yunanla iş birliği iftirası ve “Hıyanet-i Vataniye” isnadıyla 4 Şubat 1926’ da idam edildi…

Medreseden sehpaya yürüyen Atıf Hoca: “Ben bu zalimlerle Mahkeme-i Kübra’da hesaplaşacağım!” diyerek ebedi âleme yürür…

Şehit âlime Allah’tan rahmet dilerim…

Çok Okunanlar