İslam’ın inanç ve zihniyet yapısı süreklilik içinde değişim üzerine kurulmuş olup kendi içinde sabite ve değişken dengesi söz konusudur. Zira yaratılmış olan her varlığın değişen bir yanının yanında değişmeyen bir tarafı bulunmaktadır. Bu yüzden İslam ilkeleri sabite ve değişken şeklinde iki kategoriye ayrılır. Sözgelimi her peygamberde din aynıdır ama şeriatlar değişmektedir. İslam özelinden baktığımızda İslam’ın inanç, ibadet ve haram-helal şeklindeki değişmeyen ilkelerinin yanında sosyal hayatın akışına ve değişimine paralel hükümlerde değişmeler söz konusu olabilmektedir.
Öte yandan İslam’ın hayat görüşü, imtihan gerçeği üzerine kuruludur. Dünyevî imtihanlardaki belirlilikler ve belirsizlikler hayat imtihanı için de geçerlidir. O yüzden mümine “umutla kaygı arası” (بين الرجاء والخوف) bir pozisyonda bulunması önerilir. Bir başka deyişle duygularla aklın uyumlu olması ve istikamet üzere bulunmasıdır.
Bu uyum bir arabanın gaz ve fren pedalları arasındaki uyuma benzer. Gaz pedalı, duygular; fren pedalı ise akıl gibidir. Gaz ve fren pedallarının trafik ilkeleri doğrultusunda uyumlu ve yerinde devreye girmesi nasıl ki arabanın yolunda düzenli gitmesini ve hedefe ulaşmasını sağlarlarsa, dinin ilkeleri doğrultusunda akıl ve duygu dengesi de kişiyi istikamet üzere ebedî saadet hedefine ulaştırır.
Yaşanılan hayatta bu uyumu sağlayacak ve istikameti gösterecek olan da kitap, sünnet ve icma ile şekillenen dinin ana yapısı ile yeni sorulara ve sorunlara çözüm getiren kıyas ve içtihat imkânlarıdır. Dinin sabiteleri kitap, sünnet ve icma yoluyla korunurken değişken kısmı kıyas ve içtihat ile sağlıklı işleyişe kavuşur. Bu anlayışı ve yaklaşımı yakaladığımızda “Kararlı ve gayretli olduktan sonra Allah’a dayan ve yoluna devam et” (Âl-i İmrân 159) ilkesi bize güven ve huzur sağlayacaktır.
