Bizimle İletişime Geçin

Şahsiyet

İslâmî İlimleri Araştırmada Ortak Akıl ve Ali Özek

Ali Özek Hoca’nın ilmî ve fikrî kişiliğinin oluşmasında en büyük paya sahip olan kişi, hiç kuşkusuz İzmir’in meçhul kalmış meşhurlarından Hacı Salih Efendi’dir. Hacı Salih Efendi, bugün Türkiye’nin dinî hayatına ve eğitimine büyük katkılar sunmuş, birçok şahsiyetin yetişmesine vesile olan İzmir Kestane Pazarı’ndaki Kur’an Kursu’nun kurucusu ve hocasıdır. Ayrıca Cemalleddin Afganî, Muhammed Abduh ile Mehmet Akif’in öncülüğünü yaptığı “Sırat-ı Müstakim” ve “Sebilu’r-Reşad” ekolü de Ali Özek Hoca’nın fikir dünyasında çok önemli bir yere sahiptir.

EKLENDİ

:

Yazar: Prof. Dr. Ramazan Yıldırım

Cumhuriyetin ilk yıllarından çok partili hayata geçiş sürecine kadar Türkiye’de dinî ilimlerin tedrisatı sorunlu bir şekilde varlığını sürdürmüştür. Bunun başlıca nedeni Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile tekke ve zaviyelerin kapatılmasına yönelik çıkan kanun olmuştur. Çünkü uzun bir geleneği olan ilim tedrisatının dayanmış olduğu kurumlar ortadan kalkmış ve yerine de elverişli bir yapı ikãme edilememiştir. Anadolu insanı bireysel fedakârlığı, derin irfanı ve samimi teşebbüsüyle bu boşluğu doldurmanın arayışını elden bırakmamıştır.

Cumhuriyet döneminin ilk çeyreğinde resmî kurumlar aracılığıyla verilen din eğitimi zamanın ruhuyla bağdaşmadığı ve talepleri karşılamaktan uzak olduğu için sivil oluşumlar ön plâna çıkmıştır. 1950 yıllarından itibaren din eğitimi alanında faaliyet gösteren oluşumlar süreç içerisinde farklı şekillerde kurumsallaşmaya başladılar. Bunların büyük çoğunluğu direkt veya dolaylı olarak tasavvufî oluşum merkezli cemaatler şeklinde örgütlenerek faaliyetlerine devam etmişlerdir. Ancak İmam-Hatip Okulları ile Yüksek İslâm Enstitülerinin halkın teveccühünü kazanarak yaygınlaşması, din eğitimi almış farklı bir neslin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Bir Vakfın Doğuşu

Herhangi bir tarikat veya cemaat bağlantısı olmaksızın bağımsız bir şekilde kurumsallaşmak ve İslâmî ilimler alanında yapılacak olan araştırmalara öncülük etmek için ortak bir akla ihtiyaç vardı. İşte İslâmî İlimler Araştırma Vakfı, hür teşebbüs sahibi işadamı ve sanayiciler ile ilim adamlarının doğru bir zamanda ve doğru bir yerde buluşmasının bir ürünüdür. İslâm ile insan arasında sağlam bir bağ kurmak, insana hayat yolculuğunda rehberlik yapacak olan doğru bilgiyi ortaya koymak için farklı alanlarda ihtisas sahibi ilim adamlarının ortak akılla hareket etmeleri gerekir.

İslâmî İlimler Araştırma Vakfı kurulduğu günden itibaren özelde Türkiye ve İslâm dünyası, genelde de tüm dünyada Müslümanlarının karşılaşmış oldukları sorunlara pratik uygulaması olan, ikna edici özelliğe sahip çözümler bulmak için tartışmalı ve müzakereli ilmî ihtisas toplantıları düzenlemeye başlamıştır. Kuruluşundan bugüne İSAV tarafından düzenlenen ulusal ve uluslararası yüzlerce toplantı başlıkları ve ele alınan konu isimleri aynı zamanda İslâm dünyasının son yarım yüzyıllık fikrî/entelektüel ilgi ve birikimini de yansıtmaktadır.

Dünyanın her tarafından bu toplantılara, alanın uzmanı ilim adamlarının katılarak ortak soruna ortak bir cevap arayışına girmesi Cumhuriyet tarihimizde bir ilktir. Tabiî ki, bu ilkin başarılmasında temel İslâm bilimleri başta olmak üzere insan ve toplum bilimlerinin her alanındaki uzman ilim adamlarının yanı sıra, hür teşebbüs sahibi, muhafazakâr işletmeci ve sanayicilerin de büyük payı vardır. Belki de herhangi bir kurumsallaşmış dinî yapılanmaya bağlı olmaksızın bağımsız, özgür, hesapsız, temel motivasyonu samimi dindarlık olan bu bir araya gelmişlik tarzı, örgütlü dinî yapıların çoğalarak büyümesiyle birlikte hızla eriyerek yok olmaya yüz tutmaktadır. Başarılı organizasyon ve faaliyetler ortak aklın ürünü olmakla beraber bir veya birkaç kişinin sürekli fedakârlık ve katkılarına ihtiyaç duyar. Çünkü konuşmak, tartışmak, güzel fikirler ortaya koymak başlı başına değerli olmakla beraber, bunları ortak bir aklın süzgecinden geçirecek, toplumla buluşturup faydaya dönüştürecek ve bu süreçlerin ihtiyaç duyduğu her türlü organizasyonu gerçekleştirecek öncü şahsiyetlere ihtiyaç vardır. Bu şahsiyetler düşünmek-konuşmak ile yapmak-icra etmek arasındaki dengeli bağın tesisinde mimarlık görevini ifa ederler. İşte İslâmî İlimler Araştırma Vakfı’nın da öncü fedakâr insanı, ortak aklın ortaya çıkması için gerekli maddî ve manevî teşebbüste bulunan şahsiyet kuşkusuz Ali Özek Hoca’dır.

Bir Öncü Şahsiyet

Prof. Dr. Ali Özek hocayı 1992 yılında merkezi İstanbul Fatih’te bulunan İslâmî İlimler Araştırma Vakfı’nda Cumartesi günleri Zemahşerî’nin Keşşaf Tefsiri’ni okuttuğu derslere katılarak tanıdım. Çok yönlü bir kişiliğe sahip olan Ali Özek Hoca, Osmanlı medreselerinden yetişmiş ulema ile Cumhuriyet dönemi hocaları arasında bir köprüdür. Medreseden Üniversiteye intikal eden bir kuşağın da öncüsüdür aynı zamanda.

Hoca, yapmış olduğu tefsir derslerinde vahiy ile hayat arasındaki bağların nasıl kurulacağına dair bir model de sunuyordu. İslâm dünyasının birçok bölgesine seyahat etmiş, farklı kültür havzalarında bulunan Müslümanların güncel sorunları üzerinde kafa yormuş bir şahsiyet olarak bizleri de ufuk açıcı yolculuklara çıkarıyordu.

Tefsir dersleri, bazen bir İslâm Tarihi dersine, bazen bir fıkıh sohbetine, bazen bir seyahat izlenimlerinin sunumuna, bazen de gündemimizde yer alan dinî bir mevzuun müzakeresine dönüşüyordu. Okutmuş olduğu tefsir metni zor anlaşılır ancak müdakkik ehli tarafından açıklandığında anlaşılabilen bir metindi. Çoğu zaman okuduğumuz ayetlerden murad-ı ilâhî’yi anlamamıza rağmen Zemahşerî’nin bu murad-ı ilâhî’yi tefsir sadedinde söylediklerini anlamakta güçlük çekiyorduk. Hoca, yılların birikimi ve tecrübesiyle bu zor metinlerin anlaşılmasına büyük katkılar sunuyordu.

Modern Seyyah

Ali Özek Hocayla tanıştığım günlerden itibaren aynı zamanda onun bir modern dönem seyyahı olduğunu da fark ettim. 1940 yıllarında tek partili bir dönemin yaşandığı, din eğitiminin yer altına çekilmek zorunda kaldığı bir dönemde hamiyetperver bazı öncü şahsiyetlerin fedakârca yaptıkları faaliyetlerin bir parçası olan İzmir Kestane Pazarı Kur’an Kursu’nda bulunan Ali Özek, canlı tanıkları giderek azalan o devrin bir şahididir. Hac için yurt dışına gitmenin bile çok meşakkatli olduğu yıllarda Hoca, uzun bir gemi yolculuğuyla yüksek tahsil için Mısır’a giderek orada iki döneme tanıklık yapmıştır.

1950 yılında gittiği Mısır’da Krallık dönemi hüküm sürmekte ve ayrıca Osmanlı bakiyesi çok önemli bir kültür ve sosyal çevre bulunmaktadır. Osmanlı şehzadelerinden Şevket Bey, son padişah Vahdettin’in veliahdı Ömer Faruk Efendi, Osmanlı Şeyhü’lislâmlarından Mustafa Sabri Efendi, Ders Vekili Zâhid Kevserî, Mehmet Akif’in Mısır’daki en yakın dostu ve sırdaşı Yozgatlı İhsan Efendi, el-Ezher müderrislerinden Trabzonlu Şeyh Şemseddin, Konyalı Ali Zeki ve daha birçok şahsiyet Ali Özek Hoca’nın içinde bulunduğu sosyal çevreyi oluşturmaktaydı.

Âlimler Arasında…

1990’lı yıllarda bir gün İslâmî İlimler Araştırma Vakfı’nda Ali Özek Hoca’nın odasında otururken Erzurum’dan bir grup ziyaretçi geldi. Ziyaretçiler arasında bulunan Mehmet Kırkıncı Hoca, Ali Özek Hoca’nın elini öpmek istedi. Yaşça kendisine denk olduğu için ben bu durumu biraz garipsemiştim. Onlar ayrıldıktan sonra bunun sebebini Ali Özek Hoca’ya sorduğumda “Risale-i Nur talebeleri beni severler. Çünkü ben Said Nursî ile görüşen son tanıklardan biriyim. Ayrıca ben Mısır’da öğrenciyken Mustafa Sabri Efendi’den Said Nursî’ye mektup getirirdim.” cevabını vermişti.

Gerçekten de Ali Özek Hoca, canlı bir tarihti ve yakın tarihimizin son altmış senesine de bizzat tanıklık etmişti. Meselâ, Türkiye’deki dinî yapılanmanın ve hareketliliğin önemli mimarlarından olan Said Nursî, M. Sami Ramazanoğlu, Süleyman Hilmi Tunahan, Mehmet Zâhid Kotku, Mahmud Ustaosmanoğlu ve Muzaffer Ozak gibi şahsiyetler Ali Özek Hoca’nın yakından tanıdığı önemli kişilerdir.

Ali Özek Hoca’nın ilmî ve fikrî kişiliğinin oluşmasında en büyük paya sahip olan kişi, hiç kuşkusuz İzmir’in meçhul kalmış meşhurlarından Hacı Salih Efendi’dir. Hacı Salih Efendi, bugün Türkiye’nin dinî hayatına ve eğitimine büyük katkılar sunmuş, birçok şahsiyetin yetişmesine vesile olan İzmir Kestane Pazarı’ndaki Kur’an Kursu’nun kurucusu ve hocasıdır. Ayrıca Cemalleddin Afganî, Muhammed Abduh ile Mehmet Akif’in öncülüğünü yaptığı “Sırat-ı Müstakim” ve “Sebilu’r-Reşad” ekolü de Ali Özek Hoca’nın fikir dünyasında çok önemli bir yere sahiptir.

Düşünen, Çok Yönlü Bir Âlim

İslâm ile sosyal-siyasal-ekonomik hayat arasında bir bağ oluşturmaya çalışan mezkûr insanların fikir dünyası ve din telâkkileri Hoca’yı etkileyerek kendine özgü bir bakış açısının oluşmasına katkı sağlamıştır. Hatta bundan dolayı da Mısır’da tahsil hayatını tamamlayıp Türkiye’ye döndükten sonra bazı çevreler tarafından “Abduhçu” ve “reformcu” gibi nitelemelere maruz kalmıştır.

Başta Türkiye olmak üzere İslâm dünyasının son yarım asrına bir hoca, bir akademisyen, bir seyyah, bir eylem adamı, bir teşkilâtçı ve bir vakıf insanı olarak tanıklık yapan Ali Özek Hoca’nın sosyal ve kültürel faaliyetleri uluslararası bir boyut da kazanmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte bağımsızlığına kavuşan Orta Asya coğrafyasında birçok faaliyet gerçekleştirmiş, onlarca camiin yapımına öncülük etmiş ve Kazakistan’da uluslararası düzeyde kabul gören bir Üniversite kurarak ilme hizmet faaliyetlerini taçlandırmıştır.

Hiç kuşkusuz Prof. Dr. Ali Özek Hoca’nın bu başarılarının arkasında İslâmî İlimler Araştırma Vakfı’nın desteği vardır. Vakıf faaliyetlerinde ufuk ile imkân uyumu çok önemlidir. Bu denge kurulmadığı zaman birçok imkân hak ettiği bir ufukla buluşamamakta ve heder olmaktadır. Aynı şekilde nice ufuklar da vardır ki gerçekleşmek için ihtiyaç duyduğu imkânlara kavuşamadığı için sönüp gitmektedir. İSAV bu ufuk ile imkânın başarılı bir şekilde buluştuğu ve harmanlandığı bir kurum olma özelliğine sahiptir. Tabiî ki ufuk da imkân da inanmış, adanmış insan ile kãimdir. İnanmışlık ve adanmışlığın olmadığı yerlerde samimiyet ve bereket söz konusu olamaz.

Bugün İslâmî İlimler Araştırma Vakfı’nın faaliyetleri yarım yüzyıldır kesintisiz olarak devam etmesi gönüldaşlarının samimi, inanmışlık ve adanmışlığına bağlıdır. Bu inanmış ve adanmış insanların başında 03 Eylül 2020’de rahmet-i rahmana kavuşan Sabri Özpala gelmektedir. Gerçek anlamda ağabeylik yapmış ve kurucuları arasında yer aldığı vakfın bugünlere gelmesinde maddi manevi her türlü desteği vermiş, vakfın tüm çalışmalarına fiilen katılmış bir vakıf ve gönül adamıdır. Ahmed Yıldız, 1980 yıllarından itibaren vakfın eli ayağı olarak müdürlük görevini yürütmektedir. Vakfın uluslararası bir düzeyde başarı yakalamasının arkasındaki organizatörlerin başında yer almaktadır. Vakfın her türlü çalışmalarının aktif yürütücüsüdür. Dr. İsmail Kurt ile S. Ali Tüz yıllarca yapılan ilmî toplantıların sekretaryasını başarıyla deruhte etmektedirler. Yarım yüzyılı geride bırakan İSAV’ın faaliyetleri ortak bir aklın ürünü olduğu için birçok insanın katkısı vardır şüphesiz. Ancak kararların ortak bir aklın ürünü olması yetmiyor, bu kararların hayata aktarılması için bir karargâha (Fatih Kıztaşı’ndaki Vakıf merkezi) ve görünen – görünmeyen, tanınan tanınmayan kahramanlara ihtiyaç vardır.

Başta Prof. Dr. Ali Özek Hocamız olmak üzere vefat edenlere rahmet, hayatta olanlara selam olsun.

(Bu yazı, yazarın izniyle, İSAV’ın 50. Yılına Armağan adlı eserden alınmıştır.)

http://www.aliozek.com/d/104/elmalidan-almatiya-ali-ozekin-hatiralari

Çok Okunanlar