1. Anasayfa
  2. Din ve Hayat

İslâm’ın Sanata Bakışı

İslâm’ın Sanata Bakışı
0

İslam dini, sanata, güzelliğe ve insanın sanatı geliştirme gayretlerine karşı değildir. Burada nihâi güzellik, Allah’a aittir. Allah’tan başka ilah olmadığı inancından yola çıkıldığında Müslüman sanatçı,  doğadaki hiçbir şeyin Allah’ı temsil edemeyeceğini bilir. Bundan dolayı Müslüman sanatçı soyut (irreel) resme yönelerek, varlıkta Aristo çizgisindeki mimesis/taklitçilik anlayışını değil bir nevi doğanın doğa olmayana (non-nature) çevrilmesi olan stilizasyonu tercih etmiştir. Örneğin insana, bir çiçek gibi stilize edilmek suretiyle doğa dışı bir nitelik kazandırılmıştır. Biz bunun örneğini minyatür sanatında daha açık ve net olarak görebiliriz. Bu nedenle Müslüman sanatçılar çok sevmelerine rağmen hiçbir zaman Hz. Peygamber’in (a.s)  -minyatür üslûbunda bile olsa- ne temsiline ve ne de tasvirine gitmişlerdir. Örneğin,  ‘Gotik’ bir üslûpla yapılmış kiliselerin cephesi Hz. İsa ve Meryem resimleriyle süslenirken, camilerde ise kıble tarafı nebati tarzda süslemecilik ve hüsnü hat sanatı örnekleri dışında boştur. Camilerin hiçbir tarafında canlı figüre rastlamak mümkün değildir. 

İslam sanatı soyuta ve boşluğa yönelmiştir. Bunun sebebi, Yüce Allah’ı yaratılmış varlıklardan tenzih etmektir. Allah’ın zâtını bilmek, mutlak gayb âleminin konusu olmasından dolayı, O’nun görsel olarak ifade edilmesi imkânsızdır. Çünkü Yüce Allah, hem mutlak ve hem de uludur. Allah’ın olgular âleminden bir misalle -ki, O’nun bir misli, bir dengi, bir benzeri yoktur- mutlak manada belirli bir formla somutlaştırılması mümkün değildir. Çünkü Allah’ın el-Bâkî oluşu, bunu engeller.  Müslüman sanatı bir kâinat görüşünden ortaya çıkmıştır. Batı sanatı, satıhtan derinliğe, tecritten gerçeğe doğru ilerlerken, İslam sanatı ters bir yol tutmuş, derinlikten satha, gerçekten tecride yükselmiştir. İslam kelamcılarının savunduğu gibi,  kâinatta sırf kendiliğinden bir şekil ve sûret yoktur, yalnız Allah dâim ve bâkidir. Tamamen Müslüman sanatkârların kendi yorum ve üslûbu olan soyut forma dayalı sanat anlayışı, Kur’an’da geçen şu âyete dayanır: “Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacaktır. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır.” (55/Rahman 26-27).  Bu sebeple Müslüman sanatçılar elinde üretilen her sanat eseri; mimariden minyatüre, hat sanatından tezhibe, ciltçilikten her türlü süslemecilik üslûbuna varıncaya kadar, yüceliği ifade eden bu “boşluk ya da sonsuzluk” inancıyla simgeleştirilmiştir. Bunun anlamı, insanın kendisi ile yaratıcısı arasındaki sınırı açıkça vurgulayarak, mutlak güzelliğin görünen âlemdeki içkinliğine dikkatleri çekmektir.

Sonuç olarak, her türlü güzelliğin yaratıcısı olan ve güzeller güzeli Rabbimiz,  insanın yaptığı her işte bir güzellik ister.  Hz. Peygamberin söylemiyle ifade etmek gerekirse; “Allah her şeyde güzelliği zorunlu kılmıştır.” (Müslim, “Sayd” 57; Ebû Dâvud, “Ezâhi” 2;  Ahmed b. Hanbel, Müsned,  IV, 123,124, 125). Bu güzellik, insanı kötü tutku ve alışkanlıklardan arındırır. Bundan dolayı Müslüman sanatçı her türlü sanatsal faaliyeti icra ederken ahlaki güzelin peşinde koşar.  Bu güzelliğin içerisine; söz, davranış, hareket, gülümseme, düşünce, sinema, tiyatro, resim vb. gibi her türlü estetik kaygı taşıyan sanat eseri girdiği gibi; marangozluk, demircilik, ayakkabıcılık, dokumacılık, duvarcılık gibi insan ve toplum hayatının ihtiyaç duyduğu tüm zanaat alanları da girer.  İnsan yaptığı her türlü işi sağlam yapmalı ve sanatında tevhit, helal-haram, estetik ilke ve ahlaki değerleri göz ardı etmemelidir. Allah’ın mükemmel olarak yarattığı kullarından mükemmel düzeyde sanatsal faaliyetler beklenir. 

13.11.1959 yılında KONYA’nın Kadınhanı ilçesi Demiroluk Köyü’nde doğdu. İlköğrenimini burada tamamladı. 1981 yılında Konya İmam-Hatip Lisesi’ni; 1984 yılında ise Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’ni bitirdi. 1981-1995 yılları arasında Diyanet İşleri Başkanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde çeşitli görevlerde bulundu.Yüksek Lisans’ını Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Nübüvvet Öncesi Câhiliye Toplumu” adlı tez çalışması ile yaptı. (1990). Doktora’sını, “Kur’an’da Hidâyet ve Dalâlet” adlı teziyle aynı üniversitede tamamladı. (1994). 1995 yılında Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim Dalı’na Yardımcı Doçent olarak atandı. 1998 yılında Doçent oldu.2004 (15 Ocak) yılında Profesör oldu. Halen Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı ve Temel İslam Bilimleri Bölümü Kelam Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Prof. Dr. Ramazan Altıntaş, evli ve üç çocuk babasıdır

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir