Bizimle İletişime Geçin

Sinema

İsrail Lobisinin Medya Gücü ve Hollywood Hümanizmi

Camera yıllar içinde Orta Doğu siyasetiyle ilgili olarak kamuoyunu bilinçlendirme ve haberdar etme biçimleri üzerine odaklandı. Bu odak çerçevesinde yapılan tüm çalışmalar İsrail’in Orta Doğu’daki işgalci, yayılmacı zihniyetini aklamaya yönelikti. Camera kısaca, İsrail politikalarına zarar verebilecek her türlü medya organını tesiri altına almayı hedefledi. Kuruluşun, kırk birinci yılında altmış binin üzerinde üyesi ve Amerika ve İsrail’de çeşitli ofisleri bulunuyor.

EKLENDİ

:

Soykırımın Güncel Fotoğrafı

İşgalci İsrail güçlerinin Filistin halkına karşı başlattığı Gazze merkezli “soykırım” 7 Ekim’den bu yana devam ediyor. İşgalci İsrail güçlerinin saldırılarında 14.000’i çocuk, 10.000’i kadın olmak üzere toplamda ölü sayısının 32.000’i geçtiği tahmin ediliyor. Süreç boyunca İsrail’in işlediği savaş suçları, yaşananların bir çatışmadan ziyade “savaş” ve “soykırım” olarak tanımlanmasına sebep oluyor.

Hastanelerin vurulmasından yasaklı fosfor bombasının kullanımına, esirlere işkence yapılmasından ateşkes sürecinde silahsız sivillerin hedef alınmasına kadar “uluslararası hukuka göre savaş suçu” olarak kabul edilebilecek her adım dünyanın gözleri önünde işgalci İsrail güçleri tarafından pişkin bir cesaretle atılmaya devam ediyor.

İktidarının en zor günlerini geçiren savaş suçlusu Netenyahu’nun siyasi kaderinin bu soykırımın uzamasına bağlı olduğunu söylemek fotoğrafın diğer yüzünü anlamlandırma noktasında önem arz edecektir. İsrail vatandaşlarından beklediği desteği tam anlamıyla alamayan ve esirler sebebiyle iç politikada günden güne zayıflayan Netenyahu, ontolojik bir “varlık” devamlılığı bilinciyle soykırımı sonlandırmaktan ziyade uzatarak, iktidarını sürdürmenin alternatif yollarını arıyor. Öte yandan İran ve Lübnan’ı da savaşa çekmenin hesaplarını yaparak Amerika’yı bir şekilde bölgede somut adımlar atmaya davet ediyor. Kriz halinin devamlılığıyla iktidarını ve kaderini eş tutan Netanyahu’nun hesap edemediği asıl husus ise; her toplum ve her inanç pratiğinden kalp ve vicdan sahibi milyonlarca farklı insanın, Filistin’e yönelik desteğini arttırarak sürdürüyor olduğu gerçeği.

Hollywood Hümanizmi, Akademi ve İsrail Lobisi

Siyonist medya kuruluşları, temel güçlerini İsrail lobisinin öncü düşünce kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinden alıyor. Bu kuruluşlar içinde öne çıkanlar arasında son günlerde isimlerini sıklıkla duyduğumuz American Israel Political Action Committee (AIPAC), Anti-Defamation League (ADL) ve Dünya Yahudi Kongresi (WJC) bulunuyor. Amerika’daki İsrail lobisinin medya ve yayınlar üzerindeki etkisini daha iyi ifade edebilmek için yakın geçmişten iki örnekle somut bir çerçeve çizelim:

Chicago Üniversitesi’nden John Mearsheimer ve Harvard Üniversitesi’nden Stephen Walt isimli iki Amerikalı akademisyen, 2007 yılında “İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası” adlı eserleri ile lobinin etkisini ortaya çıkarmaya yönelmişlerdi. Kitap, İsrail’in nükleer silahlara sahip olmasına rağmen ABD’nin bu işgalci ülkeye yönelik büyük askerî yardımını ele almıştı. Yılda 3 milyar dolar değerindeki bu yardım, ABD’nin toplam doğrudan yardım bütçesinin altıda birini oluşturarak, ABD’nin bu ilişkiden belirgin bir fayda elde etmediğini göstermişti.

Mearsheimer ve Walt, İsrail lobisinin etkinliğini, özellikle mali gücünü ve muhalif sesleri nasıl bastırabildiğini vurgulayarak, İsrail lobisinin ABD’nin dış politikasını etkileme amacına odaklanmışlardı. İki akademisyen, İsrail’in demokratik bir ülke olduğunu kabul etmelerine rağmen aynı zamanda bölgesel bir güç olarak sivillere karşı silah kullanma eğiliminde olduğunu iddia etmiş ve İsrail lobisinin, ABD’yi çıkarlarını desteklemeye ikna etmeye çalışan etkili bir aktör olduğunu belirtmişlerdi. Ancak, bu çıkarsama onları Yahudi düşmanlığı ile suçlanmaya ve akademik çevrede izole edilmeye götürdü. Siyonist lobi tarafından yayınlarına sınırlama getirildi ve medya baskısıyla açık hedef haline getirildiler. Sonrasında İsrail lobisini eleştiren bu çalışmaların yanıtı olarak Anti-Defamation League (ADL) Başkanı Abraham Foxman, uzun bir cevap olan “Ölümcül Yalanlar: İsrail Lobisi ve Yahudi Kontrolü Efsanesi” adlı kitabını yayımladı. Bu kitapla medya lobisinin oluşturduğu görünmezlik kalkanı bir kez daha koruma altına alındı.

İkinci örneğin öznesi ise çok daha tanıdık bir sima olan Mel Gibson. Gibson, 2004 yılına kadar Hollywood’un en etkili isimlerinden ve marka değeri en yüksek aktörlerindendi. Avustralyalı aktör o dönemde yalnızca oyunculukla yetinmemiş, yönetmenlik ve yapımcılık işlerine de girişmişti ve Hz. İsa’nın hayatını konu alan bir film çekmişti. İsrail lobisi bunun üzerine Mel Gibson’ı Yahudi düşmanlığı yaptığı iddiasıyla hedefe koydu. Sebebi ise filmde son akşam yemeği sonrası Hz. İsa’nın, Yahudi cemaati tarafından suçlanması ve kendisine iftira atılmasıydı. İsrail lobisi, Mel Gibson’ı suçlu ilan etti. Ünlü oyuncuya on yıl boyunca Hollywood’da tek bir işe dahi imza attırılmadı. Herhangi bir yapım için maddi ve manevi destek alması engellendi. Uzun süre sonra eski arkadaşları Sylvester Stallone, Arnold Schwarzenegger, Harrison Ford, Wesley Snipes, Antonio Banderas ve Jet Li gibi isimler ona kucak açıp “Cehennem Melekleri” serisinin üçüncü filminde Gibson’a yer verdi. Mel Gibson, daha sonra ise cezasını doldurmuş bir mahkûm gibi Hollywood’da tekrardan iş yapmaya başladı ama bu işler eskisinden çok daha az bütçeli işlerdi. Bir bakıma Siyonist lobi, Gibson’a dilediği cezayı vermiş oldu.

Yukarıda anlatılan iki örnek elbette tesadüfi seçilmiş örnekler değil. İlkinin mağdurlarının Amerikan kökenli iki akademisyen, ikincisinin mağdurunun ise Avustralyalı Hristiyan bir aktör olması, İsrail lobisinin yalnızca Müslümanlara karşı değil, kendilerine tehdit olarak gördükleri her millet ve inanç biçimine karşı gösterdikleri tutumu işaret ediyor. Son olarak İsrail’in Filistin soykırımına karşı düzenlenen gösterileri “düşünce özgürlüğü” kapsamında değerlendirdiği için medyada hedef haline getirilen ve acımasızca eleştirilen Harvard Üniversitesi Rektörü Claudine Gay’in de Yahudi lobisi eliyle geçtiğimiz günlerde istifaya zorlandığını da hatırlamak ve hatırlatmak gerekiyor.

İsrail Lobisinin Medya Gücü

Medya denildiğinde akıllara ilk olarak gazete ve televizyonlar geliyor ancak müzik, dizi, Hollywood, reklam hatta edebiyat dünyası da hesaba katıldığında aslında gazete ve televizyonların oluşturduğu pazar payının onlarca katı büyüklüğünde yüzlerce milyar dolarlık bir medya ağı ortaya çıkmış oluyor.

Meselenin ciddiyetini fark etmek için dünyanın en büyük medya şirketi olarak kabul edilen, bünyesine CNN, HBO, TNT, Turner Yayıncılık, Sports Illustrated başta olmak üzere yüzlerce şirket barındıran Time Warner’ın Yahudi sahipleri, yöneticileri ve her bir şirketinin başında bir başka Yahudi yöneticinin bulunmasını işaret etmek gerekiyor.

Dünya Yahudiler Kongresi Başkanı Edgar Bronfman’ın aynı adı taşıyan oğlunun Vivendi ve Universal stüdyolarının sahibi olması, New World Entertainment, DreamWorks gibi her biri milyarlarca dolar değerindeki şirketlerin ve bu şirketlere bağlı alt kurumların Ronald Perelman ve Steven Spielberg gibi iki Yahudi’ye ait olması; Walt Disney ve başındaki isim olan Michael Eisner, Viacom ve patronu olan Sumner Redstone’nın Yahudi olması örnekleri de Siyonist lobinin Amerika merkezli ana akım medyada ne kadar etkin olduğunu anlamak açısından önem arz ediyor. Dünyanın en büyük gazete ve dergileri olan New York Times, Wall Street Journal, Times, Economist, Foreign Policy, Bild gibi yayın organlarının başka şirketlerde de ortaklıkları bulunan birkaç Yahudi aile ve şirket tarafından yönetiliyor olması da fotoğrafı biraz daha netleştiriyor. Dünyanın en büyük medya patronu olarak kabul edilen Rupert Murdoch’ın Fox’un başını çektiği medya ordusu ve bu ordunun İsrail askerlerinden bile daha güçlü bir şekilde İsrail adına savaşıyor olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Camera’yı Kim Denetleyecek?

İsrail medyasının Amerika merkezli denetim mekanizması işlevini gören Orta Doğu Haberleri ve Analizlerini Doğrulama Komitesi (Camera), Washington’da 1982 yılında Winfred Meiselman tarafından kuruldu. The Washington Post’un İsrail-Lübnan savaşıyla ilgili haberlerine, gazetenin haber diline ve “genel olarak İsrail önyargısına” karşı alternatif bir cevap vermek Camera’nın temel kuruluş amacıydı. Amerika’daki muhtelif gazeteciler, din adamları, Temsilciler Meclisi ve Senato üyeleri de dahil olmak üzere çok sayıda önde gelen isim Camera’ya üye oldu.

Camera yıllar içinde Orta Doğu siyasetiyle ilgili olarak kamuoyunu bilinçlendirme ve haberdar etme biçimleri üzerine odaklandı. Bu odak çerçevesinde yapılan tüm çalışmalar İsrail’in Orta Doğu’daki işgalci, yayılmacı zihniyetini aklamaya yönelikti. Camera kısaca, İsrail politikalarına zarar verebilecek her türlü medya organını tesiri altına almayı hedefledi. Kuruluşun, kırk birinci yılında altmış binin üzerinde üyesi ve Amerika ve İsrail’de çeşitli ofisleri bulunuyor.

Camera, dünya medyasında Filistin başta olmak üzere Orta Doğu’yla ilgili medya dilinin kontrolünü Siyonist lobi adına sağlayan mekanizma görevini bugünlerde de görüyor. Kuruluş kendilerini “İsrail ve Orta Doğu’nun doğru ve dengeli bir şekilde yayınlanmasını teşvik etmeye” adadığını söylüyor. Öyleyse iddiaları ne kadar doğru? Kuruluş, Batı medyasının Yahudiler ve İsrail hakkında yayınladığı her şeyi takip ediyor. “Mesleki ihlal” olarak değerlendirdikleri içerikleri bildirmek ve bunların yeniden üretilmesini talep etmek için bahsi geçen medya kuruluşlarının sorumlularıyla irtibata geçiyor. İnternet sitelerinde kuruluşun yıllar içinde The New York Times, The Boston Globe, The Los Angeles Times, NPR gibi büyük medya kuruluşlarının İsrail ve Orta Doğu hakkındaki haberlerini “geliştirmek” için büyük çaba sarf ettiği belirtiliyor. Camera, kuruluş amaçları doğrultusunda “büyük başarılar” elde edildiğini, izleme ve etkileşime hâlâ ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor.

Tam da bu noktada asıl soru akıllara geliyor: Camera’yı kim denetleyecek?

Camera, sırtını yasladığı Amerika’daki ekonomi-politik ve siyasi-politik karar vericilerden aldığı güç ile İsrail lehine algılar yaratırken onlara kim “dur” diyecek? İçerisinde binlerce yaralı varken elektrik ve su dahi verilmeyen Şifa Hastanesi, işgalci İsrail güçleri tarafından bombalandığında Camera hakikatin üzerini nasıl örtecek? Bebek, çocuk, kadın, sivil demeden masum Filistin halkı onlarca yıldır dünyanın gözleri önünde katledilirken Camera hangi cenazenin fotoğrafını perdeleyebilecek?

İşgalci İsrail’in mazlum Filistin halkının hayatına karşı uyguladığı zulmü ve soykırımı meşrulaştırmanın yollarından biri olarak başvurduğu medyayı; inançlı, ahlaklı ve sahici bir bilinçle algılamak gerekiyor. Zira, inançlı, ahlaklı ve bilinçli insanların Filistin’in sesi olmaktan başka bir görevi yok.

 

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar