Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

İyi İnsan Yetiştirmek

“…Bilimsel ve teknolojik gelişmeler ihtiyaç olup olmadığına bakılmadan, sadece “yeni” olduğu için bütünüyle kabul görmemelidir. Hiçbir elemeye ve kontrole tabi tutulmadan insan hayatının her aşamasına dahil edilirse iletişim kazaları, travmalar ve çöküşler kaçınılmaz olur. Bu nedenle teknoloji ve bilgi ihtiyaç odaklı kullanılmalı ve değerlerle kalibre edilmelidir…”

EKLENDİ

:

İnsanoğlunu başka varlıklardan ayıran özellikleri arasında eğitilebilme ve kendisini geliştirebilme potansiyelinin olduğunu biliyoruz. İnsan, hayatı kolaylaştıran gelişmeleri, ilerlemeyi ve her türlü değişimi bu donanımı sayesinde gerçekleştiriyor.

Son zamanlarda eğitim ve öğretimle ilgili çabaların, teknolojik ve bilimsel gelişmeleri temellendiren akademik öğretim alanında yoğunlaştığını görüyoruz.  İnsan hayatına dokunan teknolojik ürünler dünyanın her yerine kısa zamanda ulaşıyor.  Ancak doğru tutum ve davranışların ilkelerini oluşturan insanî değerlerin hayata yansıması aynı hızla ol(a)mıyor. Hatta teknolojik gelişmelerin kültürler arası iletişimi ve etkileşimi hızlandırmasına bağlı olarak, millî ve dinî değerlerin toplumsal hayattaki rolü azalıyor.

Asırlar boyu insanlığın tutum ve davranışlarına kılavuzluk eden; milletleri birbirlerinden farklı kılan kültürel kimliklerin, değerlerin teknolojik gelişmeler karşısında yenik gösterilmesi, yok sayılması sosyal alanda ciddi sorunlar yaşanmasına neden oluyor. Bu sorunlarla herkes farklı boyutlarda da olsa yüzleşiyor.

Bilimsel- teknolojik gelişmelerin kontrol edilemez müdahalesi doğal hayatın dengesini bozdu, bozmaya da devam ediyor. O kadar ki; tarihsel süreçte bilimsel gelişmelerin sonucu oluşan yeni hayat tarzının ve teknolojinin imkânlarıyla üretilen her türden silahın kullanımı nedeniyle hastalanan, engelli olarak yaşamak zorunda kalan, savaşlar da dâhil edildiğinde hayatını kaybeden insanların sayısı; bilimsel gelişmelerin desteğiyle hayata tutunan insanların sayısından daha fazla.

Buradan “Teknoloji, akademik/bilimsel bilgi  olumsuzlukların ve kötülüklerin kaynağıdır” gibi bir sonuç elbette çıkarılamaz. Bilgi, teknoloji tarafsızdır. Bilgiye, teknolojiye yön veren, yararlı ya da zararlı hale getiren; onu kontrol eden insanların niyetleri tutumları, davranışları ve bunların hepsine yön veren değerleridir.

Bir aracın motor gücünü farklı tekniklerle yükseltip kontrolsüz olarak trafiğe çıkarsanız kaza kaçınılmaz olur. Ancak sadece motor gücünü değil, bu yüksel gücü kontrol eden sistemleri de geliştirip belirlenmiş kurallara göre kullanırsanız aracınızın hızından, konforundan ve güveninden daha iyi yararlanırsınız.

Teknolojik bilimsel bilgi de böyle değerlendirilebilir. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler ihtiyaç olup olmadığına bakılmadan, sadece “yeni” olduğu için bütünüyle kabul görmemelidir. Hiçbir elemeye ve kontrole tabi tutulmadan insan hayatının her aşamasına dahil edilirse iletişim kazaları, travmalar ve çöküşler kaçınılmaz olur. Bu nedenle teknoloji ve bilgi ihtiyaç odaklı kullanılmalı ve değerlerle kalibre edilmelidir.  Doğru belirlenmiş hedeflere ulaşmak için kullanılmalı, insanların hayatlarını kolaylaştıran dokunuşlar yaması sağlanmalıdır. Aslolan, insanı yeniliklerin ve eşyanın hizmetine vermek değil; teknolojiyi, insanı insan yapan değerleri merkeze alınarak her alanda bireysel ve toplumsal konforu ve huzuru artıracak şekilde kullanmaktır.

Şunu biliyoruz; bilgi, bir işi nasıl yapacağımızı öğretirken; o işi niçin ve kimin için yapacağımıza değerlerimiz yön veriyor. Bir cerrah tıbbi bilimsel bilgiyle ameliyatın nasıl yapacağını öğreniyor. Bu bilgisiyle birçok fedakârlık göstererek hastalarını tedavi edebiliyor. Ya da aynı bilgiyle hekimlik maharetini kötü niyetli kişilerin hesabına hiçbir insanî değeri dikkate almadan  çıkar amaçlı kullanabiliyor. Hekimin bu tercihini doğrudan sahip olduğu değerler belirliyor, davranışlarına yön veriyor. Bu alanda binlerce örnek bulunabilir.

Bu güne kadar dünyada insan eliyle gerçekleştirilmiş bütün iyiliklerin kaynağı; bilgiyi insanlığın yararına ve iyilik ekseninde kullanan “iyi insanlar”dır. İnsanın vicdanını sızlatan, dünyayı yaşanabilir olmaktan çıkaran vahşetlerin, kötülüklerin tamamı da “iyi insan” olarak yetiştirilmesi ihmal edilmiş, unutulmuş kişileri tarafından gerçekleştirildi, gerçekleştiriliyor.

Kötü insanlar” demiyoruz. Çünkü bütün insanların doğuştan iyiliğe ve kötülüğe yönlenebilecek potansiyelleri vardır. Biz hangisini beser, geliştirirsek o özellik insanların inançlarını, tutum ve davranışlarını belirleyecektir.

Aslında tertemiz bir fıtratla yaratılmış olmalarına karşı kötü alışkanlıklar edinen insanlar; temiz duyguları, büyüme çağlarında anne-babası ve çevresi tarafından doğru değerlerle işlenemediği ve doğru öncelikler belirlenmediği  için iyilik ve merhamet potansiyelleri çürütülmüş çocuklardır.

Son zamanlarda kötülüğün iyilikten daha fazla yaygınlaştığına ve toplumsal hayatta kendisine kalıcı ayak izleri edindiğine şahit oluyoruz.  Etrafımızda bencil, “Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz” diye tanımladığımız insanlar artıyor. Ne yazık ki bunların çoğunluğunu da gençler oluşturuyor. Geldiğimiz noktada görüyoruz ki; dünyanın her zamankinden daha fazla ve öncelikle “İyi insan”lara ihtiyacı var.

Her çocuğun istenilen alanda  akademik başarı göstermesi kapasite, istihdam, yetenek, sahip olduğu imkân gibi çeşitli nedenlerle mümkün değildir. Ancak her çocuğu “iyi insan” olarak yetiştirmenin önünde hiçbir engel yoktur. Dünyada istihdam sorunu olmayan ve herkesin ihtiyacı olan  tek insan; iyilik, doğruluk, adalet, merhamet gibi donanımlara sahip olan “iyi insan”dır.

Hayvan ırklarının kendi içinde davranışları kıyaslandığında aralarında önemli bir davranış fark görülemez. Örneğin en vahşi aslanla en uysal aslanın davranışları arasında uçurumdan söz edilemez. Ancak iyi insanlarla, iyi insan olarak yetiştirilmesi ihmal edilmiş kişilerin davranışları arasında uçurumdan söz edilebilir.

Bu durum insanın eğitimle değişebilecek, şekil alabilecek-işlenebilecek alanın büyüklüğüne işaret etmesi açısından çok değerlidir.  Bu işlenebilir potansiyel; iyi insan yetiştirme sanatkârı olarak değerlendirdiğimiz başta anne-babalar ve aile çevresine, eğitimcilere ve “iyi insan” yetiştirmeyi kendisi için hedef belirleyenlere ne kadar büyük işleri düştüğünü, sorumluk yüklediğini gözler önüne seriyor.

Michelangelo, heykellerini nasıl bu kadar mükemmel yaptığını soranlara; heykellerin aslında mermer kütlesinin içinde saklı olduğunu, kendisinin sadece özenle heykelin etrafındaki fazlalıkları yontarak güzellikleri ortaya çıkardığını söyler. İyi insan yetiştirme sanatkârına da;  akademik bilgi yeterliliğini ihmal etmeden, çocuklarımızın tertemiz yaratılmış fıtratlarında fazlasıyla var olan iyiliği sabırla ve özenle ortaya çıkarmak inşa etmek, düşüyor.

 

 

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar