Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

İyi Ki Şairler Var-1

“geldin geçtin geldin geçtin ve geçtin
bir dere kurudu su getirmekten
bir şey sandığın her şey yarım kaldı sonunda”
(Hicabi KIRLANGIÇ – Türk Dili, Eylül 2015)

EKLENDİ

:

Ağır bir yenilgidir göz ardı edilmek; sinsice öldürür masumiyet karinesini. Gönlün meylinde ihmal olmaz; ilginin, ilgilinin intiharıdır ihmal. Bu yüzden sevmekten ikmale kalınmaz. Kalbin gölgesi, sevgilinin duldası kadar masum olmalı sevenin sesi. İsmet kavramı yalvaçların sıfatıdır. Masum olmak aynı kökten gelir. Korunmuş da denebilir masum vasfına. İçinde masumiyet kelimesi geçmeden nasıl anlatılabilir ki masumiyet? Bunun cevabı şairlerin inci ve ince dizelerinde saklıdır, kendini kolayca ele vermez;

çocuk ki alfabesi üzülmesin diye sever tüm kelimeleri

(Burak COŞKUN – Hece, Mayıs 2016)

Saf bir inanç, katıksız bir teslimiyet, halis bir inanış samimiyet gerektirir. Çıkarsız, umarsız ve ajandasız eylemler; çatal yürekleri, ikircikli söylemleri kabul etmez bünyesine. Hazmına yardımcı olacak iman yalınlığı arar daima. Kutsal kitabın kalbinin en orta yerinde müjdelediği marangozun öyküsü tam da bundan ibarettir;

Neccaar!
Hiçbirimiz inanmadık senin kadar.

Şehrin en uzak yerinden koşarak geliyorsun hâlâ
Neccar
Sarılmaya bir çocuk ancak böyle koşar.”

(Emre MİYASOĞLU – Hece, Kasım 2016)

Sevgili’ ye yakın olmak için bahaneler üretmeli. Bazen sözü uzatmalı bazen yolunu değiştirmeli. Havadan, sudan ve rüzgârdan sebepleri olmalı insanın asıl sebebe dönmesi için bütün sebeplerinin. Bahanelerle sevmeli;bahanesi sevmek olanın yolu yorgun, suyu durgun, sözü uzun olmalı;

“sözü uzatalım

çerçeveyi taşırmadan boyayan çocuğu kovalım içimizden

musa olalım musa

tanrı ile konuşmanın tadı bitmesin diye

o çınar sorsa biz tohumdan başlayalım anlatmaya”

(Ayşe Nur KAYMAKHece, Nisan 2022)

Yüreğine sığdırdıklarını çıkar etrafına sığdırdıklarından; kalan senin yaralarının toplamıdır. Yaranın yr’a bakan yanını neyle sarmalı, hangi merhem rahmet olur Meryem’in gurbetine? Okuryazar mıdır yara okumayan, yâr’ayazmayana eli kalem tutan denir mi? Okunmayan yaraları unutulur mu sanır şair;

“Çiçekli yazmalar geçiyor gözümün önünden
Ah göynüm, çiçekli bir yazma değilsin ki
Yâr boynuna sara.

Aynı şeyi okuyorum gurbetlerden
Nasılsa her yerde aynı okunuyor yara.”

(İsmail KARAKURT Türk Dili, Eylül 2015)

Peşinden pervasız koştuğumuz ne varsa peşinen provasız yenilgilere sürükler bizi. Lekesiz bir pişmanlık bile cilt dolusu acılar biriktirmekten hasar bırakır cildimizde. Hesap bakiyesi eksi ile tanımlanan çözümsüz tekrarlar kalır elimizde. Susayanın deniz suyu ile sınavı gibi. İçtikçe susayan susadıkça tuzlu suya yönelen naçarın halini ancak usta bir şair böylesine mahir ve ustaca anlatabilirdi;

“geldin geçtin geldin geçtin ve geçtin
bir dere kurudu su getirmekten
bir şey sandığın her şey yarım kaldı sonunda”
(Hicabi KIRLANGIÇ – Türk Dili, Eylül 2015)

Kaygı ölçer cihazı icat edilseydi zirveyi kimseye bırakmayacak olanlar kuşkusuz anneler olurdu. Upuzun bir yoldur anne, en uzun gece. Dudağındaki merhamet mührü ile mühürlediğimektupları usulca kondururlar çocuklarının avuç içlerine. Kim bilebilirdi her sabah çocuklarınınuykusunu gülücükleri ile yıkayan anneleri, şairler olmasa;

“git git bitmez annelik
sabahları bir sudur gülücükleri
yıkarlar uykularını çocukların


hep kendileri tutar nöbetleri
geceler çekmecedir annelere
katlayıp koyarlar kaygılarını”

(Arif AY – Hece, Aralık 2016)

Kim cüret edebilirdi hayata dair sakıncalı sorular sormaya, şairler olmasa? Göğünüzde kaç kuş kalır bir kavuşmak, kırk hasreti alnından vurursa? Hangi fakih sorgulardı aşkın rekât sayısını şairlerden başka? İyi ki şairler var demeden nihayet bulmuyor cümle. Sahi;

“Aşk kaç rekâttır sizin şehrinizde”
(Mehmet BAŞBİRNOKTA, Şubat 2015)

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar