1. Anasayfa
  2. Şahsiyet

İzinin Tozuna

İzinin Tozuna
0

Arayı arayı bulsam izini, 
İzinin tozuna sürsem yüzümü. 
Hak nasip eylese görsem yüzünü, 
Ya Muhammed canım arzular seni. 

Ne güzel ifade etmiş
Yunus Emre sana olan özlemi ya RasulAllah…

Çağlar ötesinden çağları aşan bir aşkla

Es Selam deyip ruhun kıvrımlarına dolan gül kokusunun meşki ile…

Sen ki; hürmetine âlemler yaradılan

Sen ki; varlık sebebi

Sen ki; aşkın manası

Sen ki; insanlığa rahmet

Âlemler sana muhtaç…

Olsaydın böyle kan ağlamazdı bu coğrafya.

İncinmezdi bir kuşun kanadı bile rahmetinin tevzi ettiği yerlerde.

Biz dünyadan yorulduk Ya Resulallah… Bir nebze rahmetinin izine muhtaç kavrulmuş kurumuş gönüller…

Ne Kadar Benziyoruz?

Üsve-i hasene Peygamber Efendimiz ’in Kuran’a adanmış hayat ölçülerinin izlerini ne kadar taşıyoruz hayatımızda?

Bir eğitimci, bir yönetici, bir baba, bir yetim, bir öksüz, bir beşer… Daha pek çok örnek bulur Sen’de arayan.

Bir yetim boynunu büktüğünde teselli bulur Sen’de, Peygamber de yetimdi diyerek.

Bir baba senin sonsuz şefkat ve merhametinle, aynı zamanda adaletinle yetiştirdiğin evlatlarının hayatından örnekler alır kendi yolculuğunda.

Talebe öğretmeninin notudur düsturuyla cahiliyye devrinden gül nesli yetiştiren bir peygamberin ümmeti olarak senin eğitim metodun olmalı ilk yol haritası bir eğitimcinin.

Peygamberler Allah tarafından insanlığa yol gösterici olarak gönderildikleri için eğitim metotları hususi olarak incelenmesi gerekir günümüzde eğitimciler tarafından.

Rahmet Peygamberi Nasıl Bir Eğitimciydi?

Öncelikle peygamber olmadan önce beşerî ve ahlaki özellikleri ile zirve yapmıştı. Kendisine el- emin sıfatı ahlakının güzelliği ile verilmişti. Düşmanları bile bunu tasdik ediyordu. En koyu düşmanlarından olan Ebu Cehil bile biz sana yalancı demiyor ancak getirdiğini istemiyoruz diyordu. İdrak ediyor ancak takdir edemiyorlardı çünkü idrak akıl, takdir ve iman kalp ile alakalıydı. Bu katı kalpleri bile kendisine meftun edecek rahmet peygamberi böyle bir öğretmendi.

Katran karası bir devir denilecek cahiliyye döneminde her türlü zulüm ve kötülük yaşanırken Peygamber Efendimizin gönül ikliminde yetişen gül nesli çıkageldi.

Vahşi bedevi insanlar bile melek vasfına bürünmüştü. Bütün kötülükler yerini adalet, merhamet, şefkat ve nice güzelliklere bırakmıştı.  Okuma yazma bilmeyen bir toplumun medeniyette zirve bir topluma dönüşümü kendisinin nasıl bir eğitimci olduğunun delilidir.

Abdullah bin Mes‘ûd -radıyallâhu anh-, sıradan bir deve çobanıydı. Hazret-i Peygamber’in rahle-i tedrîsinden geçtikten sonra Kûfe mektebini kurdu. Ebû Hanîfe ve birçok müçtehid bu mektebin talebesiydi. Peygamber Efendimiz eğitime çok önem veriyordu. İnsan yetiştirip onları ilim öğretmek için gönderiyordu. Yetişmiş insanın öneminin farkındaydı.

Herkesin Gözünden Hz. Muhammed (Sav)

Kendisine inanmayan bazı insaflı gayrı müslimler bile iç âlemleri itibarıyla îmân edip etmediklerini belli etmemişlerse de Hazret-i Peygamber hakkında dile getirdikleri ifadelerinde coşkun hayranlıklarını gizleyememişlerdir.

1789 Fransız İhtilâli’nin fikrî temellerini hazırlayanlardan filozof Lafayet, gayr-i müslim olduğu hâlde;

“Ey büyük insan! Sen’in tevzî ettiğin hak ve adâleti şimdiye kadar kimse tevzî edemedi!” diyerek Peygamber Efendimiz’in büyüklüğünü vicdânen tasdik etti.

Fransız tarihçi Lamartine ise Fahr-i Kâinat Efendimiz ‘in muhteşem muvaffakiyetini şöyle ifade eder:

“Şayet gayenin büyüklüğü, vasıtaların küçüklüğü ve neticenin azameti, insan dehâsının üç ölçüsü ise; modern tarihin en büyük şahsiyetlerini Hazret-i Muhammed’le kıyaslamaya kim cesaret edebilir?

O şahsiyetlerin en meşhurları; ancak ordular teşkil ettiler, kanunlar çıkardılar, imparatorluklar kurdular. Fakat neticede, çoğu kez gözleri önünde ufalanan maddî kuvvetler meydana getirebildiler.

Hâlbuki O; sadece orduları, hukuk sistemlerini, imparatorlukları, kavimleri ve hanedanları değil, dünyanın üçte biri üzerindeki milyonlarca insanı da harekete geçirdi.” (A. de Lamartine, L’histore de la Turquie)

Peygamberimiz ’in gerçekleştirdiği muazzam gönül fütuhatını İngiliz yazar Thomas Carlyle da şöyle itiraf etmiştir:

“Başında taç bulunan hiçbir imparator, kendi eliyle yamadığı hırkayı giyen Hazret-i Muhammed kadar sevgi ve saygı görmemiştir.”

Amerikalı ilim adamı Michael HART, 1979 yılında bilgisayar destekli bir çalışma gerçekleştirdi. Maksadı dünyanın gelmiş geçmiş en tesirli 100 büyük insanını seçmek ve sıralamak idi.

Bu gayeyle; tarihe mührünü vurmuş büyük insanların kabiliyetlerini, mücadelelerini, icraat ve başarılarını bilgisayara kaydetti. Aylar süren çalışmadan sonra bilgisayar programı, verilen bilgiler ışığında dünyanın en büyük ismini seçti. Bir makine objektifliğinde tespit edilen bu isim, Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem- oldu.

Araştırmanın ardından Fransız dergisi Le Point de Peygamber Efendimizi 1979’da «Yılın Adamı» seçti. 29 Aralık 1979 tarihli gazeteler, habere yer verirken bu seçimin sebebini şöyle ifade ettiler:

“Hazret-i Muhammed; 571-632 yılları arasında yaşamış olmasına rağmen dünyadaki tesiri çığ gibi büyüyor ve milyonlarca insan, hâlâ O’nun gösterdiği yolda yürüyor.” (Zafer Dergisi, 97/3-8)

İşte asıl fazîlet odur ki, düşmanı bile onu tasdik ve îtirâfa mecbur kala!.. Hazret-i Peygamber’in fazîlet ve büyüklüğünü, kendisine inanmayanlar bile vicdânen tasdik etmişlerdir.

Alman ediplerinden J. Wolfgang von Goethe ise Peygamber Efendimiz’i şöyle takdir eder:

“Hiç kimse Hazret-i Muhammed’in prensiplerinden daha ileri bir adım atamaz. Avrupa’ya nasîb olan bütün başarılara rağmen Avrupalıların koymuş olduğu bütün kanun ve nizamlar, İslâm kültürüne göre eksiktir. Biz Avrupa milletleri, medenî imkânlarımıza rağmen Hazret-i Muhammed’in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız. Şüphe yok ki, hiç kimse bu yarışta O’nu geçemeyecektir. Ve bu kitap (Kur’ân) da son derece pratik olduğundan, ebediyyen tesirini kaybetmeyecek ve diğer milletleri etrafında toplayacaktır.”

Hâfız Şîrâzî’nin Dîvânını okuyarak çok tesirinde kalan bu meşhur Alman şairi, Peygamber Efendimiz’e hitâben de şu mısraları yazdı:

“Sen koca bir dağ pınarısın! Sen’den herkes istifâde eder. Kardeşlerini bağrına alarak, yakıcı çöllerin kumlarından kurtarırsın.

Çağlayarak, dağlar aşar, ebediyet ummânına ulaşırsın.”

Alman devlet adamı Bismark ise şöyle demiştir:

“Yâ Muhammed! Sen’inle aynı asırda yaşayamadığımdan dolayı mahzunum. (…)

İnsanlık Sen’in gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra bir daha göremeyecektir. Binaenaleyh, huzûrunda kemal-i hürmetle eğilirim.”

Rus edebiyatının mühim isimlerinden Tolstoy ise Peygamber Efendimiz’in hadislerinden bir derlemeyi Rusçaya tercüme etmiş, bazı mektuplarında ve mülâkatlarında İslâmiyet ve Peygamber Efendimiz hakkında şu samimî ifadelerde bulunmuştu:

“(Hazret-i) Muhammed her zaman Hıristiyanlığın üstüne çıkıyor. O, insanı, Allah saymıyor ve kendini de Allah ile bir tutmuyor. Müslümanların Allah’tan başka ilâhı yoktur ve Muhammed O’nun peygamberidir. Burada hiçbir muammâ ve muğlâklık yoktur.”

Bu örnekler de göstermektedir ki inanmasalar bile Hz. Muhammed’in örnek hayatını vicdanlarının hakikat terazisinde tartarak O’nun insanlığa rahmet bir peygamber olduğunu ifade etmişlerdir.

Günümüzde Hadis ve Sünnetlerin Diri Tutulması

Hakikatin aydınlığı o kadar şiddetlidir ki onu örtmeye hiçbir güç yetemez. Bugün modern bir cahiliyye dönemi yaşanmakta olup toplumsal olarak pek çok sorun ve tehditle karşı karşıya gelinmektedir. Tarihte veya günümüzde zulüm ve zorbalıkta haddi aşan pek çok topluluk yaptıkları zulüm ile anılmazken, İslamofobi çalışmaları kasıtlı olarak yapılmaktadır. Benzer tehditler hadis ve sünnetleri de kapsamaktadır.  Ancak nasıl ki güneşi örtmeye ya da ışığını söndürmeye muktedir bir güç yoksa bu da netice alamayacaktır. Böyle bir dönemde Hz. Muhammed (sav)’in örnek hayatından hisselerle hayatımıza yön verebilmek, hadis ve sünnetlerini yok etmeye çalışan batıl girişimlerle mücadele edebilmek son derece önemlidir.

İzinin Tozuna…

İnsanlık her zaman olduğundan daha çok rahmetine muhtaç ya Rasulallah

Senin tebliğ ettiğine

Gönül iklimine

Kuşatıcılığına

Merhametine

Adaletine…

İzinin tozuna…

Susuzluktan kavrulmuş toprağın suya kavuşması gibi bekliyor seni çorak gönüller…

  1987 Ankara doğumluyum. Ankara Kurtuluş Lisesi’nden sonra Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fen Bilgisi Öğretmenliği Bölümünden mezun oldum. İstanbul ve Ankara’da öğretmenlik, idarecilik yaptım. Yazmaya gönül vermiş bir öğretmenim.  

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir