Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Kalplerde İz Bırakan Şiir Evrenseldir

EKLENDİ

:

 

Önce şiirden ben ne anlıyorum, onu söyleyeyim:

Her zaman söylediğimiz gibi şiirin bir tanımı yoktur. Bunu derken şunu kastediyoruz: Bir tanımı yoksa, öyleyse şiir nasıl öğrenilip yazılır, nedir şiir, hangi metinlere şiir diyoruz? Ya da neye dikkat etmemiz lazım ki, söylediklerimiz şiir olsun?

Her ne kadar şiirin bir tanımı yoksa da hangi metnin şiir olduğu, hangisinin olmadığı; şiirle ilgilenenler, ustalar, şiire giden yolu bilen insanlar ayırt edebilirler. Şiiri iyi bilmenin yolundan geçiyor bu kural. Bir defa şiirde hem anlam hem de ahenk, hem imge hem metafor, hem söyleyiş güzelliği hem tema, daha doğrusu eskilerin deyimiyle; hem safiye hem kafiye, yerine oturmuş ve hakkı verilmiş olmalıdır. Şunun unutulmaması lazım, şiir, insana bilgi sunmaz, bir şey öğretmek için yazılmaz, şiir, akıldan çok kalbe bakar, maddeden çok manaya, somuttan çok soyuta doğru gelişir. Yüreğe göndermeler yapar. Kendi doğası ve mantığı içinde şiir, dil ustalığı ve becerisidir.

Son zamanlarda edebiyat kulvarlarında sık sık rastladığımız millîlik ve evrensellik tanımlarını burada da tartışmak yersiz. Zaten bana sorarsanız ben bu iki tanımı birbirinden ayırt etmede güçlük çekiyorum. Bana göre “millî” olan “evrensel” değil ya da bunun tersi evrensel olan millî değil gibi bir anlam çıkmaz. Çünkü dünya milletlerinin edebiyat ve sanat eserlerine baktığımız zaman evrensellik ilkesini taşıyıp da millîlik ilkesini taşımayan tek öge bulamazsınız. Doğrusu benim literatürümde evrensel olabilmiş sanat eseri; yani tüm milletlere mal olmuş bir şaheser, o milletin öz kültürünü ve bozulmamış medeniyet kalıplarını yansıtmaktadır. Bir Rus edebiyatı, İngiliz, Fransız veya Hint edebiyatı buna örnektir. Çünkü milletlerin kaderi hemen hemen aynıdır. Asıl olan dil bütünlüğü içinde, kendi millet ve kültür kaygısı içinde onu diğer milletlerin ve kültürlerin kaderiyle örtüştürebilmesinde…

Zaman ve zemin insanların yetişme tarzlarına ve ortaya koydukları eserlere yansıtıcı roller üstlenir. Cumhuriyet öncesi Türkiye ile Cumhuriyet sonrası Türkiye’de sanatın ve edebiyatın rolü farklıdır. Farklı olmak zorundadır. Savaş ortamlarında bir milletin duygusu ile barış ortamında bulunan aynı milletin duyguları arasında farklılık kaçınılmazdır.

Edebiyatlarla sanatların dini olmaz, diye bir kaide söylenir. Çünkü edebiyatçının veya geniş bir tanımlama ile sanatçının dini vardır, kişi olarak vardır. Sanatın ve gerçeklerin dini yoktur demektir bu. Eğer ki, sanatını başkalarının eline vererek, o paralelde kullanıp halkı bozmaya, kışkırtmaya, yoldan saptırmaya girişirse, aklını da başkalarının cebine sokarsa olmaz… Güdümlü bir edebiyat, güdümlü bir düşünce, tüm insanlığı kapsayıcılığı bulunmayan bir kültür erozyonu içinde kaybolmaya mahkûm olur. Bizim sesimiz, şiirimiz, edebiyatımız, sanatımız olamaz o zaman…

Bir şiir ne zaman dünyanın tüm insanlarına hitap ediyor, onlarda bir iz bırakıyor ve kalplerine, yüreklerine bir yol açıyorsa, işte o zaman evrenseldir. Bu şiir o ülkenin öz şiiridir. Kavram kargaşalığına kaçmayalım. Zaten millîlik, dilimiz, dinimiz, kültürümüz ve hayat tarzımız içinde yazılmış ve yansıtıcı olan şeydir. Benim şiirimin evrensel olması demek, öyleyse millî değildir demek anlamına gelmez. Kültür ve medeniyetten izler taşır, insanı anlatır, bu coğrafyalardan kopup gelen bir sestir, ahenktir, müziktir… Hangi milletten olursa olsun okuduğunda yüreğinde bir kıpırdanış oluyorsa aynı zamanda onun da şiiridir; diyebiliyorsak, biz bunu başarmışız demektir.

Günümüzün şiiri güçlü bir şiirdir, çünkü kendi sesini ve zamanını yansıtıcıdır. Bugün yazılan şiir, üç yüz yıl önceki şiir normlarıyla yazılsa, bana hiçbir şey ifade etmez. O gün yazılmış o şiir, bugün benim için değerlidir. Ama o günkü insanın şiiridir, benim değil. Burada benim gelenek şiirine karşı çıktığım anlaşılmasın. Divan veya halk edebiyatına karşı değilim. Fikir ve düşüncenin yanında dil de ayrılmıştır. O gün onlar zirveye çıktılar. O zaman da kimse onların şiirlerini anlamıyordu, okumuş-yazmışlar dışında. Hatta okumuş yazmışlar da dahil. Bugün de aynı şey, aruzla yazsam anlaşılacak mı? Serbest şiiri anlıyorlar mı? Dil, insanın zihnine açılan penceredir…

Biz kendimizi yazmak zorundayız. Çünkü kendimizi yazdıkça dünyada yaşadığımızın farkına varıyoruz. Asıl evrensellik işte burada yatıyor…

 

Haziran 2000

(Erguvanî Yazılar)

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar