Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Kapının Dışında, Bahçede

Bazen bunlar “Sadece benim dertlerim değil, genç yaşlı herkesin kaygısı” diye kendimi avuturum. Bazen “Kimsenin aklından bile geçmeyen bir mesele mi acaba?” diye insanları şöyle bir süzerim. Bu soruların cevabı ne bende ne de bir başkasında var.

EKLENDİ

:

Bu bahçede tadına doyulmaz meyveler yemiş, bitmesin istediğimiz neşeli sohbetler etmiştik. O zamanlar hep bahçede olduğumu duyardım. İnsan neşeli anlarda kendini ait hissetmeye daha yatkın oluyor. Şimdi aynı yerdeyim, bu sefer kapının dışında… İçerde küçük taşlar birbirine çarpıyor, dışarıya bu çarpışmaların utangaç sesi taşıyor. Belli aralıklarla, haşyetle “ihlas-ı şerif” diyor bir ses.

Güzel bir manzarayı izlemek, insanın içinde “manzara” olmak iştiyakını arttırıyor. Güzel bir bahçenin, üzerine sekînet indirilmiş bir halkanın parçası olmaktan başka insana yaşadım dedirtecek ne var ki? Şimdi içerde olmak, kapıdan girmeye layık olmak istiyorum. Dünse bambaşka mekânların özlemini çekiyordum.

İhlas-ı şerif… Yakın zamanda görüştüğüm kişiler aklıma geliyor. Planlanmayan görüşmelerin öngörülemez konuları ve beklenmedik etkileri… Hayatımdaki çok az şeye tüm samimiyetimle bağlanmış olduğumu anlıyorum. Şükrettiklerimin, yakındıklarımın, anlattıklarımın ve benim saydıklarımın çok azını gerçekten sahipleniyorum. Dertlerim o kadar sahici değil. Aidiyetlerim yaftalardan ibaret.

Bu kapıdan girmek çok mu zor? Hayır değil. Ne bu kapı ne de diğerleri geçemeyeceğim kadar dar. Hayatımı kilitli bir kapı yokmuş gibi yaşadım, buna inanarak ve hiçbir kapıyı zorlamadan. Bir kapıdan girmek başka kapıları mühürlüyor. Bu gerçek beni kapılarla dolu bir sofada bekletiyor.  

Günleri, insanlar arasında döndüren biri var ve insanları günlerden günlere sürükleyen. Ben bu bahçede, loş ışıkta, ta’lik bir “Edeb ya hu” hattının altında olmaktan memnunum. Yerim burası diyorum. Daha ileri gidiyorum ve sevdiğim, sevmediğim herkesi buraya sığdırmak istiyorum. Kalplerini ısındırmak, burada bulduğumu sandığım güzelliği onlara da göstermek…   Oysa üzerinden çok zaman geçmedi, sözlerimden başka düşüncelerimin olduğunu fark ettim.

“Aslında bu gölgeliğin dışında olsam oradakilerin en iyisi olurum” demişti birisi. Başka birisi “Ah bu prangalar olmasa!” diye iç çekmişti. Kimsenin ayağında pranga yok, demiştim. Kapıdan girmekten beni alıkoyan şey, içerde prangalarımın artacağından korkmam mı? Dışarda daha mı özgürüm sanki. Bahçenin dışına çıksam…

Bazen bunlar “Sadece benim dertlerim değil, genç yaşlı herkesin kaygısı” diye kendimi avuturum. Bazen “Kimsenin aklından bile geçmeyen bir mesele mi acaba?” diye insanları şöyle bir süzerim. Bu soruların cevabı ne bende ne de bir başkasında var.

Kapının dışındayım, bahçedeyim. Fısıltı hâlindeki sesleri duyuyorum. Burada olduğum için ne kadar şükretsem az, bunu tüm kalbimle tasdikliyorum. O zaman neden uzakları arzuladığım zamanlar da oluyor? Üzerime güneşin doğduğu bir gün çok uzaklarda uyanırsam diye korkuyorum. Bir duaya sığınıyorum: “Ey halleri evirip çeviren, halimi en güzeline çevir!”

Taş sesleri… fısıltılar… “Ateşe doğru çekilenleri kuşağından tutup engelleyen de olmasa ne kapı kalırdı ne de bahçe” diye düşünüyorum. O yanımızda olsa dışarının şaşaası gözümüzü alabilir miydi? Gözümüzü ondan alabilir miydik? Saklamaya gerek yok, yetim kaldık. Bu kapıdan başka gidecek yerimiz kalmadı. Kapıdan bizi geçirecek takatimiz de her geçen gün azalıyor.Ey adam! Veda etmeye gücün yeter mi?” Ciddiyetsiz sözler, haram bakışlar elimizdeki bu tek hazineyi tüketiyor. Zihnimi günlerce meşgul eden sözlerin sahipleri “Öylesine söylemiştim o zaman” diyor.

İhlas-ı Şerîf… içerde “öylesine” yapılan bir şeyin olmadığı inancı beni burada tutuyor. Birilerinin hâlâ ciddiyetle, zarafetle ve vakur bir şekilde bu hayatı yaşadığını bilmek, yüreğimi soğutuyor.  Sesler kesilince ben de bahçeden çıkıyorum. Geri dönmek üzere…

 

Fıstıkağacı

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar