Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Kargalar ve Cevizler

Sabah vakti işe giderken, caddede tam da araç trafiğinin yoğun seyrettiği noktada, yolun ortasında, bir karganın asfaltta ceviz kırma çabası, bu tarihsel gerçeği hatırlattı bana. Kimilerince gereksiz veya zararlı kuşlar olarak görülen kargaların bile yaradılış döngüsündeki rolü ile ilginç birkaç hadiseyi yâd etme fırsatı doğdu böylece. Önce manzarayı tam anlamıyla anlatmalıyım…

EKLENDİ

:

Mesnevi’de ne güzel anlatılmıştır; insanoğlu ölüsünü gömmeyi kargadan öğrenmiştir. Hepimizin bildiği gibi, insanlık tarihindeki ilk cinayet, Hz. Âdem’in oğullarından Kâbil’in kıskançlık nedeniyle, kardeşi Habil’i katletmesi ile işlenmiştir. İlk kan dökülmesi, ilk cinayet… İnsanlık tarihi boyunca süregelen kötülükler zinciri böylece başlamış olur.

İşlediği suçun ağırlığı altında büyük bir pişmanlık duyan Kâbil, kardeşinin cesedini ne yapacağını bilemez, öylece kalakalır. O esnada biraz uzağında bir karganın toprakla uğraşıp çabaladığını görür. Ölü yavrusunu, ayaklarıyla üzerine toprak atarak gömmeye çalışmaktadır. Kısa bir süre sonra yavru karga, annesinin üzerine attığı topraklarla gömülmüş, küçük bir yükselti ile mezar oluşmuştur.

Allah’ın karga aracılığıyla öğrettiği ilim, Kâbil’i harekete geçirir ve öldürdüğü kardeşini bu esrarengiz kuştan öğrendiği şekilde toprağa gömer. Bu nedenle, insanoğlu için büyük önem taşıyan mesleklerden biri olan mezarcılığı kargalardan öğrendiğimizi söylemek, abartı sayılmaz…

Sabah vakti işe giderken, caddede tam da araç trafiğinin yoğun seyrettiği noktada, yolun ortasında, bir karganın asfaltta ceviz kırma çabası, bu tarihsel gerçeği hatırlattı bana. Kimilerince gereksiz veya zararlı kuşlar olarak görülen kargaların bile yaradılış döngüsündeki rolü ile ilginç birkaç hadiseyi yâd etme fırsatı doğdu böylece. Önce manzarayı tam anlamıyla anlatmalıyım…

Otomobiller arasında mücadele veren karga, birkaç metre yükselip ağzında bulunan bir şeyi kırılması için asfalta bırakıyor. Sonra da yanına gidip bakıyor ki, kırılmamış. Araç trafiği, korna sesleri arasında aynı sahne tekrarlanıyor.

Karganın ne yapmaya çalıştığını tahmin edip yardım etmek amacıyla yanına yaklaştım; yeşil kabuklu bir cevizdi kırmaya çalıştığı. Yeşil kabuğun yumuşak olması nedeniyle kırılmamıştı belli ki. Beni görünce önce duraksadı, sonra gaklayıp geri çekildi. Hemen yardıma koyuldum elbette. Cevizi yoldan kenara alıp kırdım ve karganın yemesi için biraz uzaklaşıp ziyafet sahnesini izlemeye başladım.

Çekingen adımlar ve sonrasında kısa bir kanat çırpışla kırılıp ikiye bölünen cevizin yanına yaklaştı ve ziyafete koyuldu. Sivri gagasını kabuğun içerisinden daldırıp cevizin içinden parçalar çıkartıp yutuyor, bir taraftan da arada bir teşekkür edercesine bana bakıyordu. Birkaç defa cevizin içinden çekti, ardından da kalan parçayı gagasına alıp biraz uzağa doğru kanat çırptı. İçimden dedim ki; “Akrabalarının dünyanın dört bir yanında diktiği cevizlerden payını düşeni alıyorsun. Bu, senin hakkın…”

Zekâsı, kurnazlığı ve kindarlığı ile bilinen bu uzun ömürlü kuşa -diğer kuş türlerinde olduğu gibi- çok şey borçluyuz. Karganın zekâ dolu davranışlarının kırsal bölgedeki insanlara ne denli faydalı olduğunu, ekoloji döngüsüne hizmet ettiğini bilir misiniz? Küçük zararları, bu faydanın yanında önemsiz kalır…

Memleketim Ordu’da fındık bahçelerinin içerisinde kendi kendine büyüyen, kimi onlarca yıllık olan ceviz ağaçlarının çoğunu kargalar dikmiştir. Anlattığım hadisedeki olayların benzeri sayesinde elbette… Kargaların bir yerden aşırıp bahçede yüksekten atarak kırmaya çalıştığı cevizler, kimi zaman otların arasında kuytuda kaybolur, bir bölümü toprağa saplanınca da filiz vermeye başlar. Bahçelerin içerisinden yükselen ceviz fidanları, yıllar geçtikçe kargaların yanı sıra insanların da faydalanabileceği devasa ağaçlara dönüşür. Ceviz ağaçlarının öyküsünü sorduğumda annem anlatırdı; bu cevizleri kargalar dikti, diye.

Ağabeyim de bahçemizdeki en büyük ceviz ağacının nasıl dikildiğini çocukluğundan hatıra ile nakletmişti: “Bir gün bahçede oynuyordum. Ağzında bir ceviz olan bir karga fındık ocağının yakında toprağı eşelemeye başladı. Çocukluk merakıyla izledim. Cevizi toprağa ustaca gömdükten sonra uçtu. Daha sonra yemek için cevizi gömmüştü; ‘karagün cevizi’ bir nevi…

Aradan zaman geçti, karganın diktiği ceviz danesi filiz verdi, fidana dönüştü. Yıllar geçti ağaç oldu. Yani yıllardır cevizini yediğimiz o koca ağacı bir karga dikmişti. Bizim çevreci karganın ya başına bir iş gelmiş ya da cevizi gömdüğü yeri unutmuştu. Belki de içgüdüsel bir davranışla üretim zincirine hizmet etmişti…

Karganın diktiği ceviz ağacı, şimdi yaklaşık 50 yaşında, bahçenin kıdemli ağaçlarından biri ve ince kabuklu bir tür olan meyvesinden her yıl veriyor. Bu nedenle kargaya şükran borçluyuz. Kargaların üretim döngüsü içinde kaybedip toprakla buluşturdukları cevizlerden yetişen meyveler, türdeşlerine de gıda olmuştu. Allah’ın hikmeti işte; bir tek cevizden binlerce gıda, hem de yıllar boyunca yetecek…

Yıllar önce memleketten yaşadığım şeyle dönerken, bahsettiğim ağaç başta olmak üzere bahçeden toplayıp yeşil kabuklarından ayıkladığımız cevizleri getirmiştim. Yaşadığım apartman dairesinin güneş gören balkonuna kurutulması için sermiştik cevizleri.  Yol yorgunluğu ile uyurken balkondan gelen tıkırtıların etkisiyle uyandım. Tıkırtılar gittikçe arttı, ‘gag’ türü bir nevi şifre niteliğinde sesler bu gürültüye eşlik ediyordu.

Telaşla kalkıp balkona yöneldiğimde gördüm ki küçük bir karga sürüsü cevizleri çalıyor. Aslında çalmak mı denir buna bilmem, bir akrabalarının diktiği cevizden paylarını alıyorlardı… Sırayla piste iniş ve kalkış yapan uçakları anımsatırcasına, kargalardan biri balkona konarken, diğeri cevizi kapıp uçak gibi havalanıyordu. Bekçilik vazifesi üstlenen bir tanesi de (ana karga olsa gerek) çevredeki diğer arkadaşlarını da çağırıyordu gaklayarak…

Cevizin yarısından çoğu gitmişti. Elbette kalan cevizleri kurtarmaya koyuldum; toplayıp mutfağa serdim. Kızmaya hakkım yoktu; paylarını almışlardı çevreci dostlarımız. Düşündüm; hayatın ne kadar ilginç bir seyri vardı, yaradılış zinciri ne kadar mükemmeldi… Bir karganın diktiği cevizden yıllar sonra yaklaşık 600 kilometre ötedeki akrabaları paylarını alıyor, nasipleniyordu! Kaderin döngüsü zaman, mekân ve mantık sınırlarını aşabilecek bir şekilde ilerliyordu…

Netice itibarıyla, biz insanların kargalardan öğreneceği çok şey vardır. (Kindarlığı bunun dışında tutsak iyi ederiz elbette…) İnsanın kuşlardan, böceklerden; ağaçlardan, taşlardan, topraktan, yaratılmış her şeyden öğrenebileceği ne çok şey vardır. Tabiatı, cümle yaratılmışı okumayı bilebilirse şayet…

Çok Okunanlar