bir kurşun dolaşıyor içimde
kalbimi arayarak
oysa ben kaybettim gözlerimi de
limandan birer birer ayrılan
gemilere bakarak
çenemi çoktan bağlamıştı bir meczup
cesedim kalbinde çürürken
bir haziran gecesi
sabahı kucaklarken
yitmiş ruhumu arıyordu melekler
kabirlere indirilirken
kefensiz bedenler
artık kapıları açamam
-kilitleri olmadığından değil-
istasyonlara gidemem
-ayaklarım bağlı olduğundan değil-
oysa güvercinleri besler hâlâ birileri
ve eritir çatıların karlarını güneş
kaldırımları ıslatır yağmur
yaprakları çürütür toprak
yine su bulunur
su çıkmaz denilen kuyularda
gün olur
kavuşmaz denilenler de kavuşur
hatta bir zelzele olur
kuzey kutup dairesinde
kim bilir yavrusunu emzirir bir karınca
ceylanlara öykünerek
ipleri çözülür de develerin
kaçarlar çölün en kuytusuna
yine çıkar birileri
kaktüsten medet uman
tohum ekilmese de
yazılar yazılır yine taşlara
bir vaha arar gibi
kaybolmuş bir mezarı arar birileri
mezar da otları yolunsun ister hani
sakladığı cesedinden bağımsız
kaybolmuş yer altı suları da
denizine kavuşur
bense pencerelerin buğusunu silemem
şehirleri göremem
-içinde sen olmadığından değil-
