1. Anasayfa
  2. Edebiyat

Kuyu

Kuyu

Kıssaların en güzelinin (ahsen-ül kasas) anlatıldığı Yusuf Suresi çok “derin ve geniş” mesajlar içerir, onu her okuyuşum bende yeni duygular uyandırır. Sırf bu sureyi daha iyi anlamak için Thomas Mann’ın her biri 500 sayfayı bulan 5 ciltlik “Yusuf ile Kardeşleri” adlı enfes romanını okudum, okuduğuma da değdi. Burada o “derin ve geniş” manalara girecek değilim, sadece “yüzeyden” birkaç satır kaleme alacağım.

Cüb, Arapça kuyu demek; ilgili surenin 10. ve 15. ayetlerinde iki yerde geçer; bu ayetlerde bu kelimeyi okuyunca Yusuf’un o kuyuya düşme sesini işittim (cub diye düştü).

Yanlış söyledim düşmedi, atıldı!

Kim attı?

Kardeşleri…

Niye?

Kıskançlıktan…

Neden kıskandılar?

Cevap uzun.

Bu surede Yakub’un, hatta atası İbrahim’in, Yusuf’un

azmi, hassasiyeti, merhameti, rikkati, ülfeti, adaleti, insaniyeti, cesareti, dirayeti, firaseti/feraseti, gayreti, himmeti, liyakati, sabrı vs. kadar;

kardeşlerinin

nefreti, şiddeti, delâleti, felaketi, gafleti, ihaneti, zulmü ve nedameti var.

Bu sure bana iki kuyuyu ve insanın bu iki kuyuya iki şekilde düşmesini, bak yine yanlış söyledim, atılmasını söyler, ima eder: Kuyulardan biri dünya, öteki de dünyadaki kuyular… Atılmanın da biri cennetten dünyaya, öteki, dünyadan dünyadaki kuyuya/kuyulara.

İnsan, dünya kuyusuna düştüğünü/atıldığını bilmez/hatırlamaz; dünyada bir kuyuya düşmediyse onu da bilmez, kuyuya düşmek nasıl bir şey?

Kuyuyu bilmeyen yoktur. Derin ve dar… Kuyuyu su için kazmayanlar, insanlara ihanet/zulm, ceza vermek ve eziyet çektirmek için kazarlar. Kuyuya düşüp/atılıp kurtulmayı başarabilenler (söz/hüküm sahibi, insan gibi insan) “olurlar.”

Olmak, kolay elde edilen bir şey değil. Olunca, insan olunuyormuş, bunu bana Yusuf öğretti. Kıtlık döneminde yetki elindeyken kardeşleri Mısır’a yiyecek almaya geldiklerinde (iki kez geliyorlar, ikincide) su kabı ana-baba bir kardeşi Bünyamin’in yükünden çıktığında öbür kardeşlerinin : “Eğer o çalmışsa, daha önce bunun kardeşi de çalmıştı…” (77. ayet.) demeleri karşısında Yusuf’un tavrı… Ne muhteşem bir insanlık tavrı… Nasıl bir insan olma hâli?

Konu “derin ve geniş”, kısa keseyim ve asıl meramıma geçeyim.

Bizler gerçekte dünya kuyusundayız; “ağaca yaklaşmayın!” dendi bize, biz dinlemedik, dünya kuyusuna düştük/atıldık. Bu kuyudan nasıl çıkarız?

Atan kim? diye soruyor gibisiniz. Elbet Rabbimiz ama O, teşbihte hata olmaz, zaten onlara da benzemez/benzemiyor, Yusuf’un kardeşleri gibi merhametsiz değil, attı-çekip gitti ve bizi ölüme terk etti de değil, aksine bize merhamet etti; o kuyudan kurtulmamız için “ip saldı, merdiven attı”, Kitap inzal etti/indirdi.

Kitab’ın indirilmesi bizim o kuyudan çıkmamız için salınan ip, dayanan/atılan merdivendir. Bize düşen, o ipe tutunmak, o merdivene tırmanmak; adım adım, yavaş yavaş çıkmak…

Kitap’taki mesaj ve manalar bizi yukarı çekecektir. Kuyudaki biri ipi ya da merdiveni görüyor ama çıkmak için gayret etmiyorsa, Kitab’ı görüyor = yüzünden okuyor ama okuduğunu anlamıyor ve gerekeni/gereğini yapmıyorsa sittin sene = ilelebet o kuyudan çıkamaz, kurtulamaz!

Unutmayalım! Cehennem de bir kuyu, hem de gayya kuyusu…

Allah’ın Kitab’ı = Dini de bir ip, habl, Hablullah… O Allah, hepimizi kurtarmak istiyor ve bizden uzattığı ipe sarılmamızı istiyor, emrediyor! (vea’tesımû bihablillahi cemîâ…3/103). Emrini dinlemediğimiz için suç işledik, bize ceza verdi = dünyaya gönderdi ama merhametinden bir şey eksilmedi, merhametsiz olsa ip uzatır da bizi kurtarmak ister mi?

İpe sarılmaz, uzatılan merdivene tırmanmazsak bu sefer daha da aşağıya (gayyaya) düşeceğiz; işte o zaman, merhamet etmeyeceğini söylüyor!

Bir daha merhamet, işi oyuna/eğlenceye dönüştürür; söz dinleyenlere haksızlık=zulüm olur; en önemlisi Allah, verdiği sözden dönmüş olur ki bu, O’nun şanına yakışmaz.

1964, Ankara Çamlıdere’de doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi İzmit/Gölcük’te okudu. Lisansını Ankara Ünv. DTCF ile Anadolu Ünv. İktisat Fakültesi’nde tamamlayan Metin, yüksek lisansını Gazi Ünv. SBE’de, doktorasını ise Selçuk Ünv. SBE’de yaptı. Uzun yıllar Kültür ve Turizm Bakanlığında kütüphane memurluğu yapan Hasan Metin, daha sonra Çankırı Karatekin Üniversitesinde öğretim üyeliği görevinde bulundu. Daha sonra bu görevdeyken emekli oldu. Din, felsefe ve dil konuları üzerinde çalışmalarını sürdüren Metin’in kitaplaşmamış yazıları bulunmaktadır. Okumak, düşünmek, yazmak ve endişelenmek hayatının vazgeçilmezlerindendir.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.