Bizimle İletişime Geçin

Dünyanın Renkleri

Mağribliler Diyarı: Moritanya

On beş gün kadar kaldığımız Moritanya’dan dönerken zihnimizde çöl, okyanus, balık ticareti, kadınların özel konumu, hurda arabalar, sessizlik, Şinkit şehri, bedevilik, berberiler kalıyor zihnimizde. Farklı ve sıra dışı kültürel bir zenginlik galerisi sunan Afrika ile kuzey atlas kuşağı arasına sıkışmış, çöl ve okyanusun aynı toprakları paylaştığı bu topraklara veda etmek kolay olmuyor.

EKLENDİ

:

Adını bile zor söyleyenler oldu. Ben de yerini haritadan bakarak öğrendim. Moritanya ismi insanın zihninde ya Güney Asya ülkesi ya da Güney Amerika ülkelerinden biri gibi bir çağrışım yapıyor. Pandemi sonrası ilk yurt dışı görevim Kurban programı dolayısıyla Moritanya olarak belirlendi. Kurbana ilave olarak Kur’an basım çalışması, öğrenci mülakatları ve su kuyuları kontrolü de eklenince görev hem uzun hem de ağırlaşmıştı. Memleketimizden yedi bin kilometre uzaktayız

Eski mağrip topraklarında Moritanya’dayız. İbni Battuta’nın izinde gittiğimiz, kültür galerimin eksik parçalarından biriymiş. Meğer merak ettiğim coğrafyalardan biriymiş. Sahra altı ülkeler dediğimiz kuşakta, Kuzey Afrika Maroc, Mağrip Arap kültürü ile Senegal, Mali gibi siyahi kuşak arasındaki ülkelerden biri. Kuzey Afrika kuşağı ülkelerinden kabul edilmektedir.

Türkiye’nin bir buçuk katı yüzölçümü ve sadece 5 milyon nüfus var. Ülkenin büyük bir kısmı çöllerle kaplı. Ara ara hemen kuzey batısında yer alan Büyük Sahradan gelen kum fırtınası şehri sapsarı bir tabakayla kaplıyor. Sonrası günlerce süren temizlik.

Endülüs Emevi Devleti zamanında İslam’ı seçen Mağrib, sanatı ve yaşam tarzı ile bedevi çöl Arap, Berberi kültürünün harmanlandığı bize çok yakın olmayan bir sosyal yapı ve yaşam kültürü hâkim Moritanya’da. Başkentin büyük camilerinde barok mimari tarzı, mahdara dedikleri Medreselerde Endülüs ilim iklimi, çölde ise Bedevi kültürü hâlâ capcanlı.

Köleliğin en son kaldırıldığı ülke olarak ilan edilen bu Fransız sömürgesi İslam ülkesinde beyazlar denilen yerli berberi Moriler ve siyahiler diye iki keskin tabaka, toplumu sosyolojik olarak kuşatıyor. Moritanya Aliya Izzetbegoviç’in İslam Deklarasyonu kitabında “Bir milli marş ve bayrak ülkeyi bağımsız yapmaya yetmiyor” dediği acı gerçeği yaşayan, dünyadaki sömürgeleşmiş İslam ülkelerinden biri maalesef.

Berberi, Arap ırkına mensup açık renkli olan yerli morilere beyaz diyorlar. Kölelik kalksa da zenciler köle gibi en ağır işlerde, karın tokluğuna ya da düşük maaşla çalışıyorlar. Daha çok Mali ve Senegal’den gelen zencilerin oranı yüzde otuz oranında ve bu hiç de azımsanmayacak çoğunlukta.

Bizler gibi sayıları çok az olan beyazlar yerli Moritanyalı beyaz Berberi Araplar hizmet kademesindeki siyahi zenciler ve artık dünyanın her yerinde olduğu gibi buranın da vazgeçilmezi olan çekik gözlü Çinliler. Ülkede bulunduğum on beş günlük sürede pandemi dolayısıyla Çin ticareti beklemede olduğu için herhangi bir çekik gözlü ile göz göze gelmedim.

Pandemi yasakları sonrası ilk yurt dışı görevim olduğu için maskeler, dezenfektanlar, covid testleri, sosyal mesafeler gibi klasik tedbirler altında pandemi sebebiyle pek de istikrarı olmayan THY uçuşlarından birine atlayıp soluğu burada almakta gecikmedim.

Güneyindeki Senegal yolcularıyla birlikte İstanbul’dan bindiğimiz THY uçağı önce Moritanya’nın başkenti Nuakşot’a inip sonra Senegal’e devam ederek başkent Dakar’a iniyor. 7 saatlik uçak yolculuğundan sonra yine aynı rotada uçuşumuz gerçekleşti.

Sosyolojik olarak alışık olmadığım garip bir yapı var ülkede. Az sömürülmüş olsa da Fransızca etkisi ve resmî yazışmaların Fransızca olması dikkat çekiyor. Arapça resmî ve hâkim dil olsa da Fransızca’nın idari yazışmalarda kullanıldığına şahit oluyoruz. Arapça’nın Hassanice lehçesi denilen özel bir lehçesi kullanılıyor. Yüzyıllar önce Endülüs Emeviler zamanında bölgeye göçen Yemenliler ile yerli kabilelerin dillerinin kaynaşmasından oluşan özel bir lehçe Hassanice.

Ülkenin diğer şehirlerini ziyaret edemediğim için böyle düşünüyor olabilirim ama en azından başkent için durum bu. Fransa’nın, bu ülke ile zengin altın, elmas ve yeni bulunan doğalgaz yatakları ile balıkçılık sebebiyle ilgilendiği aşikâr. Aklıma meşhur “Beyazlar zencileri olimpiyattan olimpiyata severler.” Amerikan atasözü geliyor.

Berberi Arap kültürü, Afrika kültürü, Endülüs esintisi ve Fransız kültürünün etkileri her yere âdeta saçılmış. Endülüs esintili, ilim halkaları, Berberi kültürünü anımsatan çadır geleneği, uzun Fransız ekmeği ve Fransız bürokrasisi birbirine geçmiş durumda.

Dikkat çekmek istediğim bir noktada ülkedeki kadınlar. Kadın çok rahat bir hayat yaşıyor ve toplumda etkin bir karakter. Alışık olmadığımız bir Arap ve Afrika kadın tipolojisi var. Kadınlar toplumun her yerinde varlar. Bu zamana kadar kadınların bu kadar sosyal hayatla iç içe olduğunu ve serbest hareket ettiğini bir de Sudan’da görmüştüm. Burası kadınlara tanınan serbestlik ve rahatlık konusunda Sudan’dan daha da ileri durumda diyebilirim. Bu durumun çok sakıncalı olduğunu düşünen ülkedeki Türklerle, bu vakıayı tahlil etmeye çalışıyoruz. Birçok kadının ülkede çok evlilik yaptıkları söyleniyor. Kadınlar çok yaptıkları bazı evliliklerden mal mülk edindikleri için arabaların evlerin mülklerin birçoğu kadınlara ait. Zaten zenginin çok zengin fakirin çok fakir olduğu bir ülke. Caddelerde sokaklarda her yerde bunu görmek mümkün. Varlık sahibi yerli Moriler ve onların tüm hizmetlerini gören siyahiler şeklinde iki keskin tabakadan bahsediliriz.

Balıkçılığın okyanusa kıyı şehirlerde yapıldığı, altın ve bakır madenlerinin işletildiği bir ülke. Senegal Moritanya sınırında okyanusta keşfedilen yeni doğalgaz rezervleri, biraz umut dağıtsa da hemen doğalgazın başına üşüşen Fransız ve İngiliz şirketleri izin verdiği oranda umutlanabiliyorlar.  Ülkenin büyük bir kısmı çöl olduğu için tarım yapılamıyor. Bir milyon metrekarelik yüzölçümü içinde tarıma müsait alan yüzde bir bile etmiyor. Tarım güney komşusu Senegal yakınındaki nehrin kenarında yapılabiliyor. O sebeple birçok meyve ve sebze ya ithal ya da yok.

Hayvancılık, ülkenin yüz ölçümünün büyük bir kısmı çöl olduğu için zor şartlarda yapılıyor. Berberi gelenekten hareketle başkent dışında bedevi kültürün hâkim olduğu topraklarda deve yetiştirmenin yaygın olması, bizi şaşırtmıyor. Çünkü coğrafyaya en uygun hayvan deve. Kurban kesmek için getirilen ineklerin bir kısmının komşu ülkelerden gelmiş olması da ayrı bir detay. Yağmur sezonunda yağmur düzenli yağarsa iç bölgelerdeki otlaklarda hayvancılık yapılabiliyor.

Maliki mezhebine mensup bu kardeşlerin mezhebine göre kurban kesmek sünnet. Toplu kurban kesme yerleri diye bir gelenek yok, insanlar ferdî olarak mezbahaneye gelip kurbanlarını kestirebiliyorlar. Sakin bir ülke, hır gürü olmayan, kimsenin kimseyle bir alıp veremediğinin olmadığı bir başkent.

Ticaret konusunda maalesef her yol mubah kuralı geçerli ve ticaretin getirdiği olumsuzluklardan kaçınmak diye bir hassasiyet çok güdülmüyor. Burada ticaret yapmaya gelen Türklerden bol bol acı ticari tecrübeleri dinliyoruz. Balıkçılık yapılan Nouadhibou kıyı şehrinde çalışan bin kadar Türk’ün Karadeniz’den Trabzon ve Rize’den olduklarını öğreniyoruz.

Tarihte Şinkit diyarı diye anılıyor. On ikinci yüzyılda Mali İmparatorluğu idaresine geçen bölgede yapılan yoğun ticaretten payını alan Şinkit bölgesi aynı zamanda bir ilim ve irfan yurdu olarak Timbuktu ile birlikte bölgeye ışık saçtı.

Şinkit tarihi bir bölge. İlmi ve âlimleri ile ünlü. Basımını gerçekleştireceğimiz Kur’an kıraatı bu sebeple ülkenin eski ismi olan Şinkit hattı olarak meşhur. Şu an Şinkit tarihi bir şehire isim olarak verilmiş durumda. Mali’deki bir ilim ve medeniyet şehri olan Timbuktu ile beraber anılıyor Şinkit. Bölgede birçok yazma İslami eser keşfedilmeyi bekliyor. Şinkit’in başkente 500 km uzaklıkta olduğu ve yolunun çok kötü olduğunu öğrenince gitmekten vazgeçiyoruz. Endülüs Emevileri zamanında Müslüman olmuş bu diyarın, İslam tarihindeki yeri ve önemi konusunda iyi bir araştırma yapılması yerinde olacaktır. Bu konudaki bulabildiğim en iyi Makale Ahmet Kavas hocaya ait. Hocanın Nisan 2017 Diyanet Dergisinde yazdığı Morların ülkesi Moritanya yazısı oldukça değerli.

Türkiye olarak kültürel diplomasi ile Moritanya’dayız desek, yeridir. TİKA, Yunus Emre Enstitüsü henüz yok ama Türkçe merakı var. Dizilerimizi izleyen halkta bir Türkiye sevgisi mevcut. Maarif Okulları, Türkiye markası olarak önemli bir yer tutuyor. Eğitim adına büyük bir boşluğu dolduruyor.

Gidişimiz Ayasofya’nın açıldığı günlere denk geldi ve Türkiye’den geldiğimizi öğrenen bazı Moritanyalıların Ayasofya sevgilerini dile getirmeleri manidardı.

Nezaket ziyaretinde bulunduğumuz ülkenin Milli Eğitim Bakanlığındaki bir yetkili Ayasofya ile ilgili bir anısını anlattı. Pandemi sebebiyle uzun zamandır köyüne gidemeyen yetkili, köy ziyareti esnasında Ayasofya muhabbetinin köylüler arasında yapıldığını anlatıyor bize, şaşırıyoruz. Köylülere “Siz nerden biliyorsunuz, Ayasofya’yı nerden duydunuz?” diye sorduğunda, köylülerin “Ayasofya’yı bilmeyen Müslüman olabilir mi?” diye karşılık verdiklerini anlatıyor.

Yaygın olan Muhtar isminin Ömer Muhtar’la bağlantısını kurmuştum ancak yanıldığımı bir gün içinde fark ettim. Muhtar ismi ülkeyi 1966’da Fransa’dan kurtarıp bağımsızlığına kavuşturan ilk Cumhurbaşkanı Muhtar Uld Daddah’ın adıymış meğerse.

Berberilerle tanışmak, Bedeviler hakkında bilgi edinmek ve sahranın, çölün zor hayatlarını öğrenmek burada nasip olacakmış. Vakfımızca yaptırılan su kuyularının kontrollerini yapmak üzere başkent Nuakşot’tan yüzlerce kilometre uzağa çölün derinliklerine gittiğimizde Bedevi hayatını ve çölü daha yakından tanıma imkânımız oldu.

Çadır asla vazgeçilmeyen bir gelenek, çadırda hayatı şehrin merkezinde yaşasalar bile unutamıyorlar. Çölde hayat oldukça basit. Çadırdasın, sabah çadırda uyanıyorsun, birkaç bir şey bulup atıştırıyorsun, günün o köyde o bölgede geçiyor. Çadırda sohbet edip dinlenebilir, gece olunca yıldızları seyrederek güzel bir uykuya dalabilirsiniz.

Tarımın elverişli olmadığı topraklarda, halk; hayvansal gıdalarla besleniyor. İmkânı olanlar şehre inince aldıkları meyve vb. farklı yiyeceklerle beslendikleri gıdaları çeşitlendirebiliyorlar.

Çöl senin evin yurdun, hayat hikayenin geçtiği yer.

Çöldeki hayatı izlerken Bedevilerle ilgili hadisler geliyor gözümün önüne sürekli. Sert hayat şartları, insandaki bazı hassasiyetleri de kaldırıyor hâliyle.

Adabı muaşeret dediğimiz bazı basit kuralların işlemediğine şahit oluyoruz bazı yerlerde. İçmeye su bulmakta zorluk çeken birisine su içme kurallarını öğretmeye çalışmak gibi bir şey bu.

Bu durum buradaki insanların kötü olduğu anlamına elbette gelmiyor. Çetin hayat şartları yüzünden nezaket kuralları fazla gelişmemiş diyebiliriz.

Peygamberimizin bu insanlara karşı nazik davranması ve ashabına öğütlemesi hepimize ibret aslında. Çölde iki gün bile yaşamaya tahammülü olamayan veya ayakta kalmayı beceremeyen bizlerin, nezaket kuralları gelişmemiş diye bu insanları dışlaması oldukça anlamsız doğrusu.

Bedevi kültürü ilginç. Moritanya’daki Bedevilik, Berberi kültürü, Arap kültürü ve İslam’la harmanlanmış ilginç bir kültür. Anaerkil yapının Berberilerden kaldığını söylüyorlar. Erkek iç güveysi olarak kızın evinde ya da yakınlarında yaşıyor. “Kaç çocuk var?” diye sormak ayıplanıyor. Cevap da verilmiyor.

Kayınpederle damat, damadın yaşadığı evde görüşürlerse ayıp sayılıyor.

Bizim Türk kültürü nasıl ki Şamanizm, Orta Asya, Ortadoğu kültürleri ve İslam kültürünün harmanlanmasıyla oluşmuşsa; Mağrip kültürü de Berberi Bedevi kültürü, Mağrip kültürü, Arap kültürü ve İslam kültürünün farklı bir versiyonu olduğu için araştırmaya değer.

Osmanlı sınırları içinde Mağrip denilen bölgeye Cezayir ve Fas dahildi, hemen altta kalan Moritanya, Osmanlı sınırları içinde kalmasa da Osmanlı sınırına komşu olmaları hasebiyle Osmanlı izleri taşımaları kaçınılmazdı.

Çölün derinlerinde, Türkiye’den geldiğimizi söyleyince Osmanlı’yı anmaları, “Evladı Fatihan” demeleri, Ayasofya’yı yad etmeleri ve Türkiye’yi çok sevdiklerini söylemeleri; bu topraklara köklü bağlarla bağlı olduğumuzu gösteriyor. 2. Abdülhamit Han zamanında bölgeden İstanbul’a ziyarete giden Moritanyalı insanların bir kısmının dönmeyip Adana civarında kalıp yaşamaya devam etmeleri ve bölgede hâlâ Moriler diye anıldıklarını öğrenince şaşırıyoruz.

Moritanyalı bir âlimin; o dönemde ortaya çıkan bir ihtiyaç sebebiyle, Abdülhamit Han tarafından Norveç’e, Oslo’ya elçi olarak gönderildiğini de öğreniyoruz.

Mahdara dedikleri medrese eğitimi ülkenin her yerinde sürdürülüyor.  Çölün derinliklerinde bile aniden bir mahdaraya rastlayabiliyorsunuz. Mahdara; dingin bir ortamda, dinî ilim tahsili demek.

Mahdara, Arapça eğitimi için çok ideal bir ortam. Arapça gramer bilgileri elfiyye sistemiyle beyitler hâlinde ezberlenerek okutuluyor. Arapça eğitimi tamamlandıktan sonra fıkıh, hadis, tefsir ve diğer İslami ilimler eğitimi yapılıyor.

Dersin hocasından ders alma ve kitap bitirip günün sonunda icazet alma sistemiyle çalışıyor mahdaralar.

Vakfımızın Uluslararası İmam Hatip Liselerinde okutmak üzere, mülakatla seçtiği öğrenciler arasında mahdara eğitimi alanlar potansiyel olarak dikkat çekse de öğrenciler, fen ve sosyal ilimlerden mahrum oldukları için Uluslararası öğrenci potansiyeline uygun vizyondan mahrumlar.

On beş gün kadar kaldığımız Moritanya’dan dönerken zihnimizde çöl, okyanus, balık ticareti, kadınların özel konumu, hurda arabalar, sessizlik, Şinkit şehri, bedevilik, berberiler kalıyor zihnimizde.

Farklı ve sıra dışı kültürel bir zenginlik galerisi sunan Afrika ile kuzey atlas kuşağı arasına sıkışmış, çöl ve okyanusun aynı toprakları paylaştığı bu topraklara veda etmek kolay olmuyor.

Çok Okunanlar