Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Mesele Linç Değil Vinç Meselesidir!

“Sen bin üç yüz yıllık geleneği bir çırpıda küçümser, yok sayar, hırpalar, vinçle ezersen tepki alırsın. Vinç gibi önüne gelen herkesi ezmeye, parçalamaya, yıkmaya çalışırsan, milyonların inançlarıyla oynarsan sana da sallarlar, buna katlanman gerekir artık. Ama bu ikisi de doğru değil. Ne linç edelim ne de vinç olalım…”

EKLENDİ

:

Medrese arkadaşım Molla Ömer beni aradığında burnundan soluyor, hiddetinden öfke nöbetleri geçiriyordu.

“Duydun mu üstadım, duydun mu?”

“Neyi duydum mu?”

“Molla yapma yahu, Allah aşkına yapma! Sen de duymazsan, tepki vermezsen kim ne yapsın? Kendimi tutamıyorum, talebelerimi zor tutuyorum. Böyle rezalet olmaz? Böyle zehirler ortalığa saçılamaz! Müslüman bir memlekette, İslam öğretilen bir yuvada bu tür küfürler talebelere aktarılamaz!”

“Sen çok sinirlisin, bu haldeyken seninle konuşulmaz. Önce bir sakinleşmen lazım. Cuma namazında buluşalım mı? Sonrasında da konuşuruz, olur mu?”

“Tamam, olur.”

Benim amacım Molla Ömer ile görüşmeden önce aynı zamanda durumu etraflıca öğrenmem, değişik arkadaşlardan konuyu iyice kavramamdı. Hem zaten bu halde ikimizin de konuşmaları hatalı olurdu. O, öfkeliydi. Öfkeli insan, doğru düşünse bile (ki pek düşünemez), konuşmaları da muhakkak maksadı aşan bir doğrultuda olurdu.

***

Namaz sonrası caminin bahçesindeki banklara karşılıklı oturduk.

Molla Ömer, adının sahibi gibiydi. Celalliydi. Uzun süre beraber okumuştuk medresede. İlim sahibiydi. Samimi bir Müslümandı. Şimdiye kadar çok talebe yetiştirmiş, talebeleri de hem dernek, vakıflar üzerinden dersler vermeye hem de bir kısmı ilahiyat fakültelerinde hoca olarak çalışmaya başlamıştı. Severdim. Ama sevmem, onunla tartışmama, ona kızmama engel olmuyordu. Çünkü dediğim gibi bazen sert tepkiler gösteriyor, maksadı aşan yorumlara kaçabiliyordu.

“Evet duydum Molla Ömer!”

“Eee çok şükür, zaten sağır sultan bile duymuştu demek sen de duydun, tebrik ederim. Peki, ne diyorsun bu mürted adama?”

“Tövbe estağfirullah! Yahu niçin adama mürted diyorsun? Kendisini dinledin mi? O sözlerini kendisinden dinledin mi? Konuştun mu? Hem belki tövbe etmiştir?”

Molla Ömer tam ağzını açmış bana cevap verecekti ki bir selam araya girdi:

“Esselamu aleyküm hocalar!”

“Ve aleyküm selam hocam.”

Selam veren, ilahiyat camiasından sevdiğimiz, eserlerini, makalelerini takip ettiğimiz bir tanıdıktı.

“Bakıyorum iki molla bir araya gelmiş büyük bir ihtimalle birilerini linç ediyorsunuz?”

Molla Ömer dişlerini sıktı, suratını ekşitti. Boşluk bırakmadan cevapladı:

“Kimsenin linç edildiği yok. Ama ortada bir riddet olayı var.”

“Bu daha da tehlikeli ve kötü ya…”

Molla Ömer:

“Her kim ki Kur’an-ı Kerim’in Allah’ın kitabı, vahyi, eseri olduğunu inkâr ediyorsa, beşer sözünün karıştığını iddia ediyorsa o mürteddir. Bunun başka izahı da yoktur.”

“Sen her önüne gelene mürted diyemezsin.”

“Bu kişi her önüme gelen değil ki. Üstelik sokaktaki adama demiyorum ki…

Yıllardır benzer şeyleri söyleyen, Kur’an’ın lafızlarını tartışmaya açıp sarsan, yarın da ahkâmını, itikadını bozan sözler söyleyip insanların inançlarını bozacak bir kukla, bir hain!”

“Öyle diyemezsiniz hocam.”

“Ben herhangi bir kimse için, bir ismi zikrederek demiyorum ama benzer örnekleri de az değil. Mesela Edip Yüksel, mesela Turan Dursun.”

“Onları bile tekfir edemeyiz. Kimse bir başkasını öyle kolayca tekfir edemez, etmemeli.”

Ben araya girdim:

“Hoca arkadaşlar, lütfen kendinize gelin. Bir insanı tekfir etmek çok büyük bir sorumluluk getirir. Peygamber Efendimiz bizleri bu konuda uyarmıştır. Şayet bu durum onda yoksa bize döner Allah korusun.

Hem sonra bu işi biz yapamayız. Resmî, yetkili bir kurul yapar. O da şahsı çağırır, dinler, ona işin hakikatini anlatır. Düşünmesini sağlar. Zaman tanır. Hâlâ elfazı küfür olan o sözü, bilerek, ısrarla, inatla söylemeye devam ediyorsa küfrüne hükmedilir. Dolayısıyla bir kişinin elfazı küfür olan bir sözü söylemesi ayrıdır, onu hangi niyet ve maksatla söylediği ayrı bir konudur.”

Molla Ömer biraz yumuşamıştı ama sessiz kalmadı:

“O zaman herkes Kur’an’ı Kerim hakkında, Hz. Muhammed hakkında uluorta konuşsun mu Molla? İsteyen istediği gibi konuşabilir mi?”

Prof bana fırsat vermedi:

“Ama o bir akademisyen ve üniversiteler, özgür düşüncenin alanıdır. Onlar birbirine aykırı, inançlara aykırı sözleri de söyleyebilmeli. Makaleler, kitaplar yazabilmeli. Yoksa ilim nasıl gelişir, bilim nasıl ilerler?”

“Sayın hocam!” diyerek araya girdim:

“İlahiyat Fakülteleri, İslami ilimlerin öğretildiği, müzakere edildiği, delilleriyle konuşulduğu mekânlardır.”

“Evet, aynen öyle!”

“Elbette İslam dairesi içinde yer alan farklı âlim, filozof ve mezheplerin, ekollerin, görüşlerin dile getirilmesi hatta diğer dinlerin öğretilmesi, mukayeseli bir şekilde anlatılması gayet normaldir.”

“Evet, aynen öyle!”

Molla Ömer, bu tekrarları yapan Prof’a yan yan baktı, ben devam ettim:

“Öyle de dediğin gibi değil. Fikirler dile getirilecek de o kürsüler, Müslüman halkın, gençlerin kafasının karıştırıldığı, akla, vahye, hikmete uyan uymayan her tür görüşün dile getirildiği yerler değildir, olmamalıdır. Söylenen sözün Müslümanlara ne katacağı, ne sağlayacağı, onları İslam’a nasıl bağlayacağı düşünülmelidir. Yani bir molla da bir prof da sorumlu insandır. Söylediği sözlerin Müslümanlar üzerinde ciddi etkisinin olacağını düşünür, düşünmeli. Yararı olmayan, yanlış anlaşılacak, zahiren kabul edilemeyecek fikir ve yorumlardan kaçınmalıdır. Fitneye sebep vermemelidir.

Bir de üslup meselesi var.”

“Evet, aynen öyle!”

İçimden “La havle…” çekip devam ettim:

“Bir ilim adamı fikrini en güzel bir şekilde, edepli, temiz bir dil, kibar bir eda ile ifade etmelidir. Kavga edercesine, kendisi gibi düşünmeyenlere öküz, deyyus diyerek konuşmamalıdır. Kimseye hakaret etmemelidir. Geçmişine, geçmişimize saldırıda bulanmamalıdır.”

“Ama linç ediyorlar Molla’m, linç ediyorlar.”

Artık dayanamadım:

“Kardeşim mesele linç değil, vinç meselesidir.”

Her ikisi de şaşırdı. Dediğimi anlamadılar. Ben de biraz merak etmeleri için ağırdan aldım.

“Sen bin üç yüz yıllık geleneği bir çırpıda küçümser, yok sayar, hırpalar, vinçle ezersen tepki alırsın. Vinç gibi önüne gelen herkesi ezmeye, parçalamaya, yıkmaya çalışırsan, milyonların inançlarıyla oynarsan sana da sallarlar, buna katlanman gerekir artık.

Ama bu ikisi de doğru değil.

Ne linç edelim ne de vinç olalım…”

Çok Okunanlar