Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Mesneviden – 6

EKLENDİ

:

Mevlâna Celaleddin-i Rumi
(Belh, 6 Rebiülevvel 604/30 Eylül 1207-Konya, 05 Cemâziyelâhir 672/17.12.1273)
Allah’ın Hakk’a Boyun Eğmeyen Zâlimleri Boyun Eğdirmesi
Allah’ın Hakk’a boyun eğmeyen zâlimleri boyun eğdirmek amacıyla kralları yaratmasının anlatılması Nitekim Mûsa -selam üzerine olsun- İsrail oğullarının zâlimleri girerken eğilsin diye Kudüs’te alçak kapı yaptırmıştır: “kapıdan secde ederek girin ve ‘bizi bağışla’ deyin ”.(Bakara, 2/58)
2996 Öyle ki Hak, şahları et ve kemikten birer kapı yapmıştır.
2997 Dünyalılar secde ederler onlara. Çünkü yüce varlığa secde etmeye düşmandırlar.
2998 Kemreliği (Gübreliği) onlara mihrap kılmıştır. Mihraplarının adı beydir, kahramandır.
2999 Bu temiz huzura lâyık değilsiniz. Temizler şeker kamışıdır, sizse içi boş kamış.
3000 Bu alçaklar o köpekler önünde eğilirler. Onlara boyun eğmek aslanlar için ardır.
3001 Kedidir fare huylunun muhafızı. Fare kimdir ki aslanlardan korksun?
3002 Hakk’ın köpeklerindendir korkuları. Hakk’ın güneşinden hiç korkarlar mı onlar?
3003 Uluların virdi “Rabbim en yüce”dir. (İsra, 17/108) Bu alçaklara yaraşansa “aşağılık rab”dir.
3004 Hiç korkar mı fare savaşkan aslanlardan? Ancak göbeği miskli çevik ceylan [korkar aslandan].
3005 Ey kazan yalayıcı, var git çanak yalayıcısının yanına! Onu kendine sahip ve velinimet yaz.
3006 [Bu kadar] yeter. Uzun uzadıya açıklarsam, bey anlar da öfkelenir.
3007 Kısacası, ey iyilik sahibi, alçaklara kötü davran ki boyun eğsin.
3008 Nefis alçağına iyilik edilirse, kötü nefis alçaklar gibi nankörlük eder.
3009 Mihnet ehlinin şükrederken nimet ehlinin âsi ve hilekâr oluşu işte bu yüzdendir.
3010 Altın işlemeli kaftan giyen beyler âsidir. Aba giyen düşkünlerse şükreder.
3011 Mal ve nimetlerden şükür yeşermesi ne mümkün? Şükür zorluk ve hastalıktan yeşerir.
Sûfinin boş sofraya olan aşkının hikâyesi
3012 Bir gün bir sûfi, çivide asılı bir sofra görmüş [coşkuyla] dönüyor, üstünü başını yırtıyordu.
3013 İşte yoksulların yegâne azığı, kıtlıklara ve dertlere işte deva, diye bağırıp duruyordu.
3014 Onun coşku ve ızdırabı artınca sûfi olanlar ona katıldılar.
3015 [Hep birlikte] gülüp çığlıklar atıyor, tekrar tekrar kendilerinden geçiyorlardı.
3016 Boşboğazın biri sûfiye dedi ki ekmekten yoksun asılı bir sofra neyi ifade eder ki?
3017 Git işine, sen içi boş resimsin. Sen varlık ara, çünkü âşık değilsin.
3018 Ekmeksiz ekmeğe aşk, âşığın gıdasıdır. Sâdık olan varlığa tutsak değildir.
3019 Âşıkların varlıkla işi yoktur. Aşıklar sermayesiz kâr eder.
3020 Kanatları yok, âlemin çevresinde uçarlar. Elleri yok, meydandan top kaparlar.
3021 Anlamdan koku alan yoksul, kesik elle sepet örerdi.
3022 Âşıklar yokluğa çadır kurmuşlardır. Yokluk gibi tek renk ve tek nefistirler.
3023 Süt çocuğu yemeğin tadını nerden bilecek? Perinin yiyecek içeceği ancak kokudur.
3024 İnsan onun kokusunu nerden alacak? Çünkü insanın huyu onun huyunun zıddıdır.
3025 Perinin ondan aldığı kokuyu, sen yüz batman güzel yemekten alamazsın.
3026 Nil’in suyu Kıpti’ye kan görünürken güzel Sebti (Mûsa’nın takipçisi) için sudur.
3027 [140a] İsrailliler için deniz yol olurken zâlim Firavun için boğucu girdap olur.
Yusuf’un yüzünden Hakk şarabını tatmanın ve Yusuf’un kokusundan Hakk’ın kokusunu almanın Yakub’a -selam üzerine olsun- özgü oluşu ve Yusuf’un kardeşleriyle başkalarının bu iki şeyden yoksun oluşları
3028 Yakub’un Yusuf’un yüzünde gördüğü şey ona özgüdür, kardeşlerin haddine mi?
3029 Biri aşkından dolayı kendini kuyuya atarken diğeri düşmanlığından ona kuyu kazar.
3030 Onun sofrası buna göre ekmekten yoksunken Yakub’a göre iştah açıcı [yiyecekle] doludur.
3031 Yüzü yıkanmamış olan huri yüzü göremez. [Peygamber] der ki temizlenmeden namaz olmaz.
3032 Canların yediği içtiği aşktır. İşte bu yüzden açlık canların gıdasıdır.
3033 Yakub’ta Yusuf’un açlığı vardı ve uzaktan onun ekmek kokusu gelmekteydi.
3034 Gömleği alıp da koşarak [getiren], Yusuf’un gömleğinin kokusunu duymuyordu.
3035 Yüz fersah uzakta olansa Yakub olduğu için alıyordu kokuyu.
3036 Nice âlim vardır ki ilimden nasipsizdir. Böylesi, ilmin hafızıdır, âşığı değil.
3037 [Oysa] dinleyici avamdan olsa da o ilimden koku alır.
3038 Çünkü o [âlimin] elindeki gömlek geçicidir, tıpkı köle satıcısının elindeki cariye gibi.
3039 Köle satıcısındaki cariye geçici olup onun elinde alıcısını bekler.
3040 Verilecek rızkı Hak paylaştırır, kimse başka bir yöne yol bulamaz.
3041 Güzel bir hayal kişiye bahçe olur. Kötü bir hayalse onun yolunu keser.
3042 O öyle bir Tanrı’dır ki bir hayalden bahçe, bir hayalden cehennem ve eritici yer yaratır.
3043 O’nun bahçelerinin yolunu kim bilir peki? Onun külhanlarının yolunu kim bilir peki?
3044 Kalp gözcüsü her yana bakar da hayalin, ruhun hangi yanından geldiğini göremez.
3045 [Gözcü] bir yolunu bulup kaynağını görseydi tüm kötü hayallerin yolunu kapatırdı.
3046 Yokluğun geçit ve kalesine casusun adım atması mümkün mü?
3047 O’nun lütuf eteğine kör gibi yapış. Körün yapışması böyle olur sultanım!
3048 O’nun eteği, emir ve buyruğudur. Canı takva olan bahtiyardır.
3049 Biri çayır ve ırmakta [yaşarken], biri de onun yanı başında azap içindedir.
3050 Biri, bu neden bu denli keyifli, diye şaşarken, biri de bunu kim hapsetti, diye şaşar.
3051 Hey, neden kurusun? Burda pınarlar var! Hey neden sarısın? Burda yüz türlü ilaç var!
3052 Arkadaşım, gel de gir şu bahçeye. O da der ki canım, ben gelemem!
Mesnevî-i Ma‘nevî 3. Defter, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî (1207-1273), Prof. Dr. Derya Örs – Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, İstanbul, 2015, s. 411-413.
Mevlana Celâleddin-i Rumi’nin hayatı-eserleri ve kişiliği hakkında:

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar