Bizimle İletişime Geçin

Kitap

Modern Çağın Neresindeyiz?

EKLENDİ

:

İstanbul’un fethinden yaklaşık bir buçuk yüzyıl sonra Avrupa’da Modern Çağ başlar. Bize okutulan tarih kitaplarında buna Yeni Çağ diyorlar. Beş yüz yıldan beri devam eden bu çağın temel özelliği hayatı bir bütün olarak Batı düşüncesini merkeze alarak tanımlamasıdır. Fizik, kimya, biyoloji ve hatta matematik modern çağ düşüncesinin araçlarıdır. Aklın egemenliğinde maddi varlıktan ibaret olan bu hayatın odağında fizik bilimi yer alır. Fizik bilimsel bilginin âdeta mutlak teminatıdır. Antropoloji ve sosyoloji fiziğin keskin kuralları çerçevesinde yazılır. Felsefe bu bakışın aklîleştirilmesi, dolayısıyla meşrulaştırılması çabasından öteye geçmez. Felsefenin güçsüz kaldığı noktada kartezyen mantık imdada yetiştirilir.

John Lukacs “Modern Çağın Sonu” kitabında modern çağın yaslandığı dayanakların, aslında ne kadar zayıf olduklarını, yine bu çağın bilimcilerinin görüşlerine dayanak dile getiriyor. Batılı evren tasavvurunun -Galileo, Kepler, Newton ve Einstein- tutarsızlıklarına rağmen matematiksel çözümlemelere imkân vermesi nedeniyle kabul görmesi, yine deneysel gözlemin, bilimsel bilginin kabulünde tespit edilen belirsizlikler nedeniyle artık önemini yitirmesi atom altı fizik dahil bütün bilimsel araştırmalarda özneden bağımsız hiçbir araştırma sonucunun olamayacağının anlaşıldığını ironik bir dille ortaya koyuyor. Descartes’in “Düşünüyorum, öyleyse varım” çıkarımının hatalı ve eksik olduğunu, varım, öyleyse düşünüyorum ve varım şeklinde yeniden düzenliyor. Var olmanın öncelenmesi tabii ki anlamlıdır. Varlığını düşüncesinin merkezine koyan Descartes’e karşılık Lukacs düşünceyi varlığına bağlıyor. Descartes’da düşünce, varoluşu tanımlıyor, Tanrı yarattıktan sonra işe karışmıyor ama Lukacs varlığı gerçekleştirenin düşünceyi de sağladığına inanılması gerektiğini öne sürüyor.

Ne yazık ki, yazar bütün bakış açısıyla Batı sınırları içinde kalıyor. Modern Çağın sonunda ne olacağı konusu ona göre Batı kültürü içinde çözümlenmeli, postmodern muğlaklıklar bir çare değildir. Tarih tekerrür etmeyecek ama İsa’nın dilinde ifadesini bulan ilahi kozmoloji yeniden inşa edilebilir.

Eğer gerçeklik bu ise Batı dışı dünya, bizler neden bu konuları okuyup yazıyoruz? Modern Çağın hiçbir döneminde kültürel anlamda hesaba katılmayan Batı dışı dünya, Batı düşüncesine göre tarihsizdir ve medenileştirilmesi gerekir. Bütün sömürgeleştirme faaliyetlerinde bu tarihi yok sayma ve medeniyetleştirme anlayışı söz konusudur. Tarihin olmayışı istilayı haklı kılıyor. Sömürerek de o toprakları medeniyetle buluşturuyor. Asya’da, Afrika’da, Ortadoğu’da ve bugün Gazze’de olanları Modern Çağ Batılı bakışının bir tezahürü olarak okumak gerekir.

Başa dönersek, biz fetihle kaybetmeye başladık, Batılılar yenilgiyle galip gelmeye başladılar. Ters giden bir şeyler vardı, hâlâ devam ediyor. Ters gidenin hikâyesini hepimiz biliyoruz. Tek yapılması gereken bu hikâyeye bir son verebilmek.

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar